• BIST 97.830
  • Altın 143,803
  • Dolar 3,5641
  • Euro 3,9961
  • Kocaeli : 26 °C
  • İstanbul : 22 °C
  • Sakarya : 26 °C

11 madde ile 17 Ağustos 1999 ve sonrası!

Mesut Akbulut

Türkiye, deprem bölgesi…

Şimdiye kadar irili, ufaklı birçok deprem oldu.

En büyük depremlerden biri de 17 Ağustos 1999 yılında meydana geldi…

Deprem, beni evimde yakaladı…

Depremi bire bir yaşayanlardanım…

Korkunç günlerdi…

O zamanlar Büyük Kocaeli Gazetesi’nin yayın koordinatörlüğünü yapıyordum…

Deprem sonrası gazetemiz kapandı...

Benimle birlikte 25’e yakın arkadaşım işsiz kalmıştı…

onedio.com. sitesinde depremle ilgili bir çalışma yapıldı…

11 maddede depremi özetlemeye çalıştı…

Birlikte okuyalım;

**

1. Türkiye’nin en uzun 45 saniyesi

Bundan tam 17 yıl önce bugün, 17 Ağustos 1999’da Türkiye en karanlık günlerinden birini yaşadı. Saat 03:02’de merkez üssü Gölcük olan deprem 45 saniye içerisinde binlerce can aldı, faciadan sağ kurtulanlara ise ömür boyu unutamayacakları bir acı bıraktı.

1999 Gölcük Depremi, İzmit Depremi, Marmara Depremi ya da 17 Ağustos 1999 Depremi olarak anılan felaketin etki alanı çok genişti. Başta  Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul ile civar il ve ilçelerde büyük bir yıkıma sebep olan deprem Ankara'dan İzmir'e çok büyük bir alanda hissedildi.

 

2. Issızlığın ve karanlığın ortasında

Elektrikler kesik, imkânlar kısıtlıydı. Dış dünya ile irtibat kesilmişti. Oysa ilk 24 saat depremde çok önemliydi.   İlk arama-kurtarma çalışmaları halk tarafından gerçekleştirildi. İnsanlar kötü haberi önce radyodan duydular. Ertesi gün televizyon ekiplerinin olay yerine varması sonrasında Türkiye gördüklerine inanamadı.

 

3. Depremin hemen ardından iki büyük sorun ortaya çıktı: İletişim ve ulaşım…

Dönemin Başbakanlık Müşaviri Ahmet Şağar, Can Dündar’ın yapımcılığını üstlendiği ‘O Gün’ isimli belgeselde durumu şöyle özetliyor: “Biz valilerle Başbakan arasındaki bağlantıyı akşam 19:00’da sağlayabildik. Gölcük’teki tahribatı 11:30’da öğrenebildik. Haberleşme tüm boyutlarıyla felç olmuştu.” Yine aynı belgeselden Ankara’da bulunan Başbakan Ecevit’in İstanbul’daki Cumhurbaşkanı Demirel’e telefon ile ulaşamadığını öğreniyoruz. Ayrıca yakınlarının durumunu öğrenmek üzere helikopter ile Adapazarı’na hareket eden dönemin İçişleri Bakanı Saadettin Tantan’ın gördüğü vahim tabloyu Ankara’ya amatör bir telsizci yardımı ile aktardığını…

Haberi alınca deprem bölgesine akın eden insanların oluşturduğu yoğun araç trafiği nedeniyle TEM ve E5 kilitlendi. Trafik, yaralıların deprem bölgesinden ambulanslarla çevre il ve ilçelerdeki hastanelere intikalini güçleştirirken yardım araçlarının da deprem bölgesine gelmesini geciktirdi. Bu durum acil afet politikalarının hayati önemini bir kez daha gözler önüne serdi.

 

4. Hala kulaklarımızda çınlayan bir nida: Sesimi duyan var mı?

Ekşi Sözlük’ten:

Devlet, uyuyordu.

İletişim altyapısı, göçtü. Kimse kimseyi ne arayabildi, ne sorabildi.

Çok övünülen iletişim şebekeleri, alternatifleri olmadığı için uzun süre sustu.

İş bilmez, gözünü para bürümüş ellerde deniz kumundan yapılan mukavemetsiz binalar bir bir yıkıldı.

Nice canlar vardı. Kimisi enkaz altında hayatını kaybetti, kimisi
enkaz altından kurtularak hayata tutundu.

O günün yaşattığı büyük acıyı yüreklerine hapsederek
hayatlarına devam etti.

İnsanlara mezar olan binaları yapanların bazılarının davası zaman aşımına uğradı,
bazıları tazminatla yırttı, bazısı da kısa ve indirimli ceza süresini doldurup
cezaevinden çıktı.

Kızılay, sınıfta kaldı. Köhnemiş, su alan çadırları ve çürümüş teçhizatıyla yardıma muhtaçtı.

"sesimi duyan var mı?" nidaları, her yerde yankılandı.

 

5. Kelime bulutu: 03:02, korkunç, deprem, yardım ve uğultu…

17 ağustos 1999 başlığı altında yer alan canlı tanıklıklar arasından seçilen 25 entry'nin toplamından oluşan kelime bulutu. İlk göze çarpan kelimeler: Deprem, 03:02, yardım, korkunç ve uğultu.

 

6. Ölüm tarlaları

2010 yılında yayımlanan Meclis Araştırması Raporu'na göre 18.373 kişi hayatını kaybetti. 48 bin 901 kişi ise yaralandı.  Devletin bütün kurumları 17 Ağustos ve onu takip eden ilk birkaç günde tamamen etkisiz olduğu için insanların kaybettikleri yakınlarını hiçbir resmi işlem yapmadan toplu mezarlara defnetmek zorunda kaldıkları biliniyor. Bu nedenle can kaybının resmi rakamların üzerinde olduğu bir gerçek. Vikipedi’de yer alan resmi olmayan veriler hepten can yakıcı: 50.000 ölüm, ağır-hafif 100.000'e yakın yaralı

 

Nedim Şener 20 Ağustos 1999 tarihinde Milliyet’te yer alan haberinde İzmit’ten bildiriyor:

"Bir yandan Tüpraş'taki yangın, diğer yandan üç bin ölü ve 12 bine yakın yaralının yürekleri yakan acısı... Depremde en çok can kaybının olduğu İzmit'te yas çığlıkları ve ceset kokuları göğe yükseliyor. Büyük sarsıntının üzerinden geçen ikinci günün ardından kentte cesetlerin gömülmesi büyük bir sorun haline geldi. Yalnız gömülme işlemleri değil, cenazelerin yıkanması gibi konularda da eleman sıkıntısı yaşanıyor.

Enkaz kaldırma ve kurtarma sırasında yaşanan fiyasko cenazelerin kimlik tespitinde olduğu gibi korunmasında da yaşanırken, mezar yeri sorunu ilginç yöntemlerle gideriliyor.Hastanelerin morglarının ardından kentteki buz pateni pistini de dolduran üç binden fazla ölüyle karşılaşan Kocaeli'de mezar kazılması sorunu belediye ve özel sektör kuruluşlarına ait kepçelerle halledilmeye çalışılıyor. İzmit merkezinde bulunan Bağçeşme mezarlığında yeri olan aileler cenazelerini buraya defnediyor. Kimsesizlerle Bağçeşme mezarlığında yeri olmayan ve daha çok kente çalışmak için gelmiş "gurbetçilerin" cenazeleri ise Kandıra'da "eski İstanbul Yolu üzeri" denilen bölgedeki asri mezarlığa ne namaz, ne de defin kağıdı olmadan defnediliyor."

 

7. Gönüllü ordusu

Depremi radyodan haber alan köpekli ve doktorlu sivil bir arama-kurtarma ekibi 1 saat 25 dakika sonra Avcılar’daydı. Pek çoğumuzun adını ilk kez o gün duyduğu AKUT 17 Ağustos Depremi’ndeki arama-kurtarma çalışmaları boyunca 200 kişiyi enkaz altından çıkardı. 17 Ağustos Depremi sonrası İzmit’teki çadır kenti ziyaret eden dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’un burnunu sıkmasıyla ünlenen 'Erkan bebek' artık 16 yaşında ve depremin 15. yılında AKUT'a üye oldu. Örgütlü, örgütsüz binlerce kişi deprem bölgelerine yardıma koştu. Zonguldak maden işçileri küreklerini kapıp geldi. 51 ayrı ülkeden 1700 gönüllü arama-kurtarma çalışmalarına katıldı.

 

8. Deprem Dede

285.211 konut, 42.902 işyerinin  hasar gördüğü 17 Ağustos depremi ile birlikte hayatımıza giren  Jeofizikçi akademisyen Ahmet Mete Işıkara, “Deprem öldürmez, binalar öldürür derken” önemli bir soruna işaret ediyordu. Plansız kentleşme, riskli yapılaşma, yaptırımsız denetim ve eğitimsiz kitleler… Ve toplumdaki deprem bilincine ilişkin şöyle diyordu: “ Okul, ev ve iş yerinde önlem alma ve doğru davranma  %28’e çıktı. Bunu yükseltmeliyiz.”

 

9. Örnek davalar ve sonuçları

2 bin 200 dava açıldı, sadece 40 kişi suçlu bulundu, kalan davalar da 16 Şubat 2007 yılında zaman aşımından düştü.  Yalova’da ceza aldığı bilinen tek isim Veli Göçer oldu. İnşa ettiği konutların yıkılması sonucu 195 kişinin ölümünden sorumlu tutularak 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan müteahhit  Göçer depremin 12'nci yıldönümüne kısa süre kala 13 Ağustos 2011’de tahliye oldu.

 

10. '7.4 yetmedi mi?'

Hafızalara kazınan ve hemen her kesimden tepki çeken bir pankart... Depremde can veren binlerce kişinin, içki içtikleri için Allah tarafından cezalandırıldığına inanan kimselerin varlığından haberdar olduk..

11. Ve bugün..

Türkiye topraklarının % 93‘ü, nüfusunun % 98‘i, sanayi kuruluşlarının % 98‘i deprem bölgeleri içinde yer almakta, barajlarımızın %95‘i bu tehlikeli hat üzerinde bulunuyor. İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Cemal Gökçe, 17 Ağustos depreminin yıl dönümü nedeniyle düzenlediği değerlendirme toplantısında şöyle diyor: “Deprem bahane edilerek yeni bir rant düzeni yaratıldı. 2000 yılından sonra kentsel dönüşüm yeni zenginler yaratmanın yolu olarak görüldü.”

**

17 Ağustos 199’da meydana gelen yüz yılın felaketini bir daha yaşamamak dileğiyle…

 

deprem-001.jpg

Bu yazı toplam 1137 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim