• BIST 83.048
  • Altın 147,105
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Kocaeli : 3 °C
  • İstanbul : 5 °C
  • Sakarya : 3 °C

19 Mayıs’ın ardından

Tarık Bağdat

Bazı günler vardır ki bir ulusun kaderi değişir. Kelebek etkisi yaratacak bir olaylar zinciri başlar ve bu olayların karşısında dünya üzerinde yer alan hiçbir insani güç dayanamaz. İşte 19 Mayıs 1919 günü olanlar da böyle bir şeydi.

19 Mayıs 1919 tarihi; Milletimizin, büyük bir onur mücadelesiyle Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde tarih sahnesinde bir kez daha şahlanışının destanıdır. Bütün umutların tükenmeye başladığı bir zamanda içinde Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türk Milleti için “ Bu millet esir yaşamaktansa ölse daha iyidir” diyerek Samsun'a çıkması ve bağımsızlık hareketimizin de fitilini ateşleyen bir meşale olmuştur. Bu tarih ile birlikte Türk Milleti, kendi makûs kaderini tersine döndürmeye başlayarak, esaret altında yaşayamayacağını ve kutsal vatan topraklarımızın ilelebet işgal altında bulunamayacağını tüm dünyaya adeta haykırmıştır. 

Hatırlayın! I. Dünya savaşında yenilmez ordu her taraftan çökertilmiş, halk fakir ve yorgun düşmüştür. Savunmasız bırakılan halk bir umut arayışındadır. Ülkeyi savaşa itenler halka sırtını çevirmiş, kendi hayatlarını kurtarma endişesiyle memleketten kaçmışlardır. “Hasta Adam” olarak nitelendirilen devlet yok olmaya mahkûm edilmiştir. Bir ateşin içindeydi Anadolu. Gökyüzü kızıl kıyamet, gözyaşları bile kanlıydı. Bir umuttu aranan çaresizce direnişlerde.

İstanbul hükümeti tarafından ordu müfettişliği kimliğiyle Samsun’a gönderilen Mustafa Kemal’den görev bölgesinde iç huzuru sağlaması, silah ve cephaneleri toplaması, vatandaşlara silah dağıtımını engellemesi ve Türk direniş topluluklarının dağıtılmasını istedi. Mustafa Kemal’e göre gerçek ve sağlam karar bu değildi. Bandırma Vapuru ile Karadeniz’in o kapkara sularında yüreğindeki güneşle Anadolu’nun semalarını aydınlatmak için kafasında bin bir düşünceyle yola çıktı. Uykusuz gecelerden sonra yol arkadaşlarıyla sabahın ışığında Samsun’a ayak bastığında ise bir çığlık gibi yankılanan özgürlük feryadı tüm yurdun semalarında yankılandı. O korkaklığı değil; cesareti seçti ve ona verilen görevin aksine birlikleri dağıtmadı. Havza’da ve Samsun’da geçirdiği günlerde işgalin protesto edilmesini istemiş, mitingler gerçekleştirmiştir. Türk birliklerini dağıtmak yerine, Türk direniş örgütlerinin kurulmasında etkin bir görev yüklenerek kurtuluş savaşının meşalesini yakmıştır. İstanbul hükümetinin tüm uyarılarına rağmen Mustafa Kemal başlattığı bu onurlu mücadeleden vazgeçmemiş, görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır. Onun omuzunda artık Türk’ün onurlu kalbinin rütbesi vardı.

Onurlu savaşımızın başlangıcı kabul edilen bugün hem Mustafa Kemal Atatürk’ün hem de Türk gençliğinin doğum günüdür. Bu özel günü Türk gençliğine armağan etmiştir. “Gençlik” kavramı Atatürk için her zaman ayrı bir önem taşımıştır. O bizleri, gençliğimizi yaşımızla sınırlamamış, genç fikirli olmamızı istemiştir. Genç fikirli demek; doğruyu gören, anlayan gerçek fikirli demektir. Mustafa Kemal “milletin bağrında temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkada kalmayacak.” sözleriyle bizlerde onun fikrimize, inancımıza duyduğu güvene sırtımızı dayayıp istikbalimizi taçlandırmalıyız. O bizden isteğini ise; “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.” sözleriyle ifade etmiştir. Bizlerde bize güvenen ve inanan kurtarıcımızın duygularını, fikirlerini benimsemeliyiz. Ve bize armağan edilen yeniden var oluşu, yeniden millet oluşumuzu kısaca yeniden doğduğumuz günümüzü kutladıkça gençleşebilmeliyiz.

Hala diyoruz ki! Samsun’dan yeniden gel mavi saçlı, sarı saçlı. Soruyorum size neden yeniden gelsin, neden?

O sarı saçlı, mavi gözlü bu vatan, bu millet için görevini kendini heba etmeyi göze alarak üstün gayret ile yapmıştır. Yılmamış, vazgeçmemiş, imkânsızı başarmıştır.

Eğer biz onun ortaya koyduğu değerleri koruyamamış, sahip çıkmamışsak o ne yapsın. Neden bir daha gelsin.

Akan bir suda bir kez yıkanabilirsiniz. Zaman akıp geçiyor ve geriye gelmiyor. O zaman tembelliği bırakın aklınızı başınıza alın. Bir olun, diri olun, dik olun. Geceniz, gündüzünüze karışsın.

Görevini yapanları tembel ruhlarınızla rahatsız etmeyin.

Bu yazı toplam 1352 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim