• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Kocaeli : -5 °C
  • İstanbul : 4 °C
  • Sakarya : -5 °C

2014 Türk kimliğine saldırı yılı oldu

Ruhittin Sönmez

“O bir Alman.” / “Biz Almanlar hayatı fazlasıyla ciddiye alırız.” / “Benim tercihim bir Alman otomobili.”

Bu sözler ünlü Alman manken oyuncu Claudia Schiffer’in, Opel için hazırlanan reklamında dile getirilen sloganlar.

Dikkat ediniz. Almanyalı değil “Alman”, Almanya malı değil “Alman malı” deniyor.

Reklamda vurgulanan en önemli husus, Almanya’daki vatandaşların ve şirketlerin “Alman” kimliğine olan aidiyet duygusunun ne kadar güçlü olduğu ve bu kimlikten Almanların ne kadar çok gurur duyduğunun açıklanmasıdır.

Oysa bu marka uluslararası rekabete açık, bütün dünyada satan, yeni pazarlar arayan dev bir şirket.

“Alman malı” olmasının gurur ve güvencesini vurgulayan reklam filmlerini Mercedes, BMW, Bosch, Siemens vd dünyaca ünlü Alman markaların reklamlarında da sıkça görüyoruz.

G. Kore, Japonya gibi dünya markaları çıkarmış ülkelerin de kendi kimliklerini öne çıkaran markalar  (Hyundai, Samsung, Honda, Sony, Hitachi vd) kullandığını ve tanıtımlarında milli kimliklerini öne çıkardıklarını görebiliyoruz.

Demek ki uluslararası rekabete açık olmak, bütün dünyaya hitap eder durumda olmak için bile milli kimliğin vurgulanması zararlı değil, faydalıdır.

Bizde ise uluslararası piyasada ismi geçen firmalarımız “Türk Malı” olduğunu gizleyen, yabancı dillerde veya bu dillerde “yadırganmayacak” (Vestel, Beko gibi) marka isimleri seçer. Bırakın dışarıya satış yapmaya çalışanı, iç piyasaya dönük çalışanlar bile yabancı isimleri marka olarak kullanmakta. İtalya malları boykot edilince “biz Türk markasıyız” diye ilanlar veren Bellona, Pastavilla gibi markaları hatırlayınız.

Dahası Türkiye içi satışlarda bile artık Türk Malı (TM) yerine “Türkiye’de Üretilmiştir” ibaresi tercih edilir oldu.

Bu bir geri kalmış ülke kompleksi midir yoksa son yılların “açılım” politikalarının bir yansıması mıdır?

*****

TÜRK, ÖZ VATANINDA GARİP OLDU

AKP’nin iktidar olduğu 12 yıl boyunca Türk kimliğine karşı sistematik bir saldırı yapılmakta. Türk olmaktan adeta utanır hale getirildik.

Partinin en önemli üç ismi olan Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç’ta Türk kimliğine aidiyet duygusu, Türklükten gurur duyduğuna dair bir işaret hiç görmedik.

Bu isimler ne yazık ki “Siz ‘ne mutlu Türk’üm diyene’ derseniz, Kürt olan da ‘Ne mutlu Kürdüm diyene’ der” anlayışını Türklere de önemli ölçüde kabul ettirdiler.

Bunlar “Ne mutlu Türk olana” değil de, neden “Ne mutlu Türk’üm diyene” denildiğini anlamazdan geldiler.

Bu görüşte olanlar “Türklüğün Anadolu'da yaşayan 36 etnik kökenden biri olduğunu” anlatarak Türklüğü bir etnik kimlik seviyesine indirmeye çalıştılar.

Oysaki “Türklük bir üst kimliktir. Üst kimliği kaldırırsanız bu iş parçalanır. Türk, bu ülkenin ve Osmanlı'nın ve Selçuklu'nun kurucusu... Kurucu hakkı vardır. Müktesep haktır. Bu yüzden kul hakkıdır.” Bunlar Anayasa’dan Türk ismini çıkarmaya çalıştılar. Çıkaramadılar ama çoğunluğu sağlayınca çıkaracaklarını açıkladılar.

Irk bazında değil, vatandaşlık temelinde verilen Türk kimliğinin en modern anlayış olduğunu, Türk’ün alicenaplığını görmediler. Ülkeyi etnik kimlikler ölçeğinde bölmenin alt yapısını hazırladılar.

Gariptir ki “Türk’üm” demeyi ırkçılık sayanlar, “hepimiz Ermeni’yiz”, “hepimiz Kürt’üz” demekten çekinmediler.

Her fırsatta “tarihimizle yüzleşmek” adı altında, vatana ihanet etmiş, Türk Milletine büyük acılar tattırmış etnik kimliklerden özür dilememiz gerektiğini söylediler.

“Dış Türklerle yakından alakadar olmalıyız” diyen Türk Milliyetçilerini şovenist, Turancı, ırkçı olmakla suçladılar. Fakat Ayn El Arap’taki (Kobani’deki) PKK uzantılarının vatandaşlarımızın yakın akrabası olduğunu, onları korumak için Suriye’ye girmemiz gerektiğini utanmadan anlattılar.

Her akşam belli TV kanallarında geçmişteki hainlerin torunlarını, onların satın aldığı sözde akil kişileri Türk Milletine hakaret için konuşturdular.

Böylece Türk insanı artık tansiyonu fırlamadan haber ve açık oturum izleyemez hale geldi.

Bir kısmımız da gurur kaynağımız olan şanlı tarihimizden ve bize bu vatanı bırakanlardan utanır hatta nefret eder hale geldi.

*****

GURUR KAYNAKLARIMIZ İTİBARSIZLAŞTIRILDI

Bir milleti güçlü kılan en önemli varlığı kimliğine sahip, özgüveni olan vatandaşlarıdır. Türkiye’yi zaafa uğratmak için tasarlanan dış proje, elimizden bu en önemli varlığımızı almayı hedeflemekte.

Bu projenin taşeronu olan, dalalet ve hıyanet içindeki iç uzantıları da özgüveni olmayan milli kimliksiz bir toplum inşa etmek için her fırsatı kullanmaktalar.

O kadar azıttılar ki devlet kurumlarından TC ismine bile tahammül edemediler. Çocuklarımız “varlığım Türk varlığına armağan olsun” demesin diye “Andımız”ı okullardan kaldırdılar.

Dersim olaylarını “katliam” olarak niteleyip, Kerbela’ya benzettiler.

Son yüz yılda tarihin en büyük toplu soykırımlarına muhatap olan Türk Milleti için bir damlacık gözyaşı dökmediler. 1915 Ermeni Tehciri’ni soykırım olarak niteleyip “Ermenilerden özür dilememiz gerektiğini” söylediler. Türk kadınlarının tecavüz edildiği, katledildiği manastırı Türk Milletinin parasıyla restore ettiler, ayinler düzenlediler.

“AKP iktidarından önce hepimiz Türk’tük. Türk olmaktan kurtulduk” dediler.

Atatürk’e dolaylı veya dolaysız yollardan hakaretler ettiler. “Kurtuluş Savaşı’nın başlamasında Atatürk’ün herhangi bir etkisi yoktur” dediler. Bazısı daha da ileri gitti, “İstiklal Savaşı hiç olmadı” dedi. Kahramanmaraşlı, Gaziantepli, Şanlıurfalı vatandaşlarımızın kahramanlıklarını inkâr ettiler. Şehitlerimize, gazilerimize hakaret ettiler.

“Yazı ve dil devrimi Türkiye’yi tarihinden koparmış, insanları bir gecede cahil bırakmıştır” dediler. Erkeklerde yüzde 7, kadınlarda yüzde 1’in altında olan okuma yazma oranının Cumhuriyet döneminde yüzde yüzlere yaklaştığını, eski harflerle yazılı bütün önemli eserlerin yeni harflere çevrilmiş olduğu gerçeğinin üzerini örtmeye çalıştılar. Okumadıkları için cahil olduklarını gizleyip, cehaletlerinin suçunu Atatürk’e attılar.

*****

2014 YILININ EN ÖNEMLİ OLAYI

2014 yılında 17/25 Aralık yolsuzluk dosyaları, Cemaat/paralel yapı tartışmaları, Cumhurbaşkanı seçimi, Adliye’nin hükümete uyumlu (bağımlı) hale getirilmesi, Hukukun katledilmesi, Türk Silahlı Kuvvetlerinden bir kadronun tasfiyesine yol açan yargılamaların “Ordumuza kumpas” olduğunun fark edilmesi, Çözülme sürecinin bölgede kamu güvenliğinin kalmadığının resmen ilan edilmesi, hâkimiyetin (egemenliğin) terör örgütüne devredilmesi aşamasına gelmesi gibi, birbirinden önemli ve çoğu kahredici gelişmeler oldu.

Fakat bunların içinde en önemlisi ve diğerlerine zemin hazırlayan gelişme TÜRK Kimliğine yapılan saldırılar ve Türk Milletinin özgüveninin yıpratılmasıdır.

Bütün bunları Cumhuriyet’in temel değerlerine nefret ve öfke içinde yetiştirildikleri için mi, yoksa dış projenin taşeronu oldukları için mi yaptıklarının artık bir önemi yok.

Gördük ki bizim bu gibilerle bir milli mutabakat zeminimiz olamaz.

Çünkü artık öğrendik ki, onlar kendilerini “Türk” hissetmiyormuş. Hatta Türk’e öfke duymaktaymış.

Bu yazı toplam 1377 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim