• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • Kocaeli : 4 °C
  • İstanbul : 16 °C
  • Sakarya : 4 °C

7 milyar dolarlık mücevheri acaba neremize takıyoruz?

M.Tanzer Ünal

“Ağustos böceği ve karınca” hikayesini bilirsiniz.
Bir varmış bir yokmuş…
Bir ormanda ağustos böceği ve karınca yaşarmış.
Karınca, yaz aylarında durmadan yuvasına yiyecek taşırmış, ama ağustos böceği tembelmiş.
Karınca, bir gün yine yiyecek bulmaya gitmiş.
O sırada ağustos böceği ağacın kenarında tatlı tatlı ötüyormuş.
Karınca, ağustos böceğine, “Nasılsın?” demiş.
Beriki, “İyiyim, iyiyim… Senin gibi salak değilim. Şu yaz günü rahatına baksana, neden yiyecek peşinde koşup duruyorsun?” cevabını vermiş.
Karınca, onun bu tavrına gıcık olmuş.
Çalışmaya, yuvasına yiyecek taşımaya devam etmiş…
Günler geçmiş, kış gelmiş…
Ağustos böceği aç…
Karıncanın kapısına gitmiş, yiyecek istemiş.
Karınca, yiyecek vermemiş ve kapıyı ağustos böceğinin yüzüne kapatmış.
******
Bu hikayeyi neden anlattım?
Türkiye, yıllardır “ağustos böceği” gibi…
Tembel…
Çalışmıyor, üretmiyor…
Cır cır ötüyor…
Bir farkı var, “bedelini” ödeyerek, ihtiyaçlarını temin edebiliyor.
*******
Geçenlerde 2011 yılı “ithalat” kalemleri açıklandı.
Dikkatinizi çekti mi, bilmem.
Neler ithal ediyormuşuz, neler?
Hani Anadolu’da bir laf vardır, “Ayranı yok içmeye, tahtıravalli ile gider ……(tuvalete)”.
Bakın, geçen yıl yurt dışından neler satın almışıyız ve ne kadar döviz ödemişiz?
“Kaçınılmaz ithal ürünlerini” saymıyorum.
“Keyfi ithal ürünlerini” veriyorum.
** 7 milyar dolarlık mücevher. Altın, inci, pırlanta…
** 13.4 milyar dolarlık otomobil-bisiklet-motosiklet.
** 1.7 milyar dolarlık cep telefonu.
** 871 milyon dolarlık ayakkabı.
** 254 milyon dolarlık gömlek.
** 194 milyon dolarlık halı.
** 123 milyon dolarlık cam bardak.
** 65 milyon dolarlık ayna.
** 43 milyon dolarlık şemsiye.
** 74 milyon dolarlık sabun.
** 95 milyon dolarlık çarşaf-perde.
** 578 milyon dolarlık mobilya.
** 400 milyon dolarlık lamba ve avize.
** 461 milyon dolarlık çamaşır-giyim-bavul-çanta.
Liste uzayıp gidiyor…
Gördüğünüz gibi…
“Hava atmak için kullanılan” ürünler…
Kullanmazsak, ölmeyiz…
Hepsi de ülkemizde üretilebiliyor.
Bir de ithal ettiğimiz tarım ürünleri var…
Yunanistan ve ABD’den pamuk alıyoruz.
Rusya’dan buğday…
Fransa’dan arpa…
Mısır’dan pirinç…
Sri Lanka’dan çay…
İtalya’dan bakla…
Ukrayna’dan mısır…
Çin’den sarımsak…
Panama’dan muz…
Meksika’dan nohut…
Kanada’dan mercimek…
Arjantin, Bosna ve Macaristan’dan et…
Değişik ülkelerden balık…
Biliyorsunuz, yumurta ve süt ithalatına da izin verildi.
Ne güzel memleket değil mi?
Ekmek elden, su gölden…
Elin gavurundan borç aldığımız dövizleri…
Yine elin gavuruna; pırlanta, inci, ayakkabı, gömlek, incik, boncuk satın alarak geri veriyoruz.
Biz bu kadar salak mıyız?
Yürüdüğümüz yolun sonunu görmüyor muyuz?
*******
Yine birkaç gün önce açıklandı.
2011 yılı cari açığımız, 77.8 milyar dolarla, bütün zamanların rekorunu kırdı.
Cari açığın ne demek olduğunu biliyorsunuz…
Dış ekonomik ilişkilerden dolayı ortaya çıkan eksi fark…
İthalat ve ihracat, turizm geliri ve gideri, navlun geliri ve gideri, ücret ve yatırım gelir ve gideri gibi faaliyetlerden, Türkiye geçen yıl tam 77 milyar 89 milyon dolar açık vermiş.
Dediğim gibi, bu tüm zamanların rekoru…
Peki, AKP iktidarı Türkiye’yi cari açık yönünden nasıl teslim almış, ne hale getirmiş?
2001 yılında, yani AKP iktidara gelmeden önce, Türkiye’nin 3 milyar 760 milyon dolar “cari fazlası” varmış.
2002 yılından itibaren ülkemizin dış ekonomik ilişkileri “eksi” vermeye başlamış.
2002 yılında cari açığımız sadece 626 milyon dolar imiş.
Her yıl başlamış katlanarak artmaya…
2003’te 7 milyar 515 milyon…
2004’te 14 milyar 431 milyon…
2005’te 22 milyar 309 milyon…
2006’da 32 milyar 249 milyon…
Çıkmış çıkmış, bugün 77 milyar 89 milyon doları bulmuş.
2010 yılı ile 2011 yılı arasında “uçurum” var.
Bir önceki yıl 46 milyar 643 milyon dolar olan cari açık, geçen yıl 77 milyar dolara fırladı.
İyi de, bu cari açık rakamı tehlikeli mi, yoksa iktidarın söylediği gibi sorun yok mu?
Türkiye’nin geçen yılki Gayri Safi Yurt İçi Hasılası, 800 milyar dolar…
Cari açığı, bu rakamla oranlarsak, yüzde 9.5 çıkar…
Bu, dünya kriterlerine göre yüksek bir oran.
Söz gelimi, iflas etmek üzere olan Yunanistan’da bu oran, yüzde 8.4…
Güç durumda olan İtalya’da yüzde 3.5…
Brezilya’da 2.5…
Türkiye’nin durumu bu kadar ciddi, ama biz “lay lay lom” yaşamaya devam ediyoruz.
Affedersiniz, kıçımız çıplak, 7 milyar dolarlık inci ve pırlanta ithal ediyoruz.
Sevgililer Günü’nde, “Kar yağdı güller dondu”, deyip gül ithal ediyoruz.
******
Peki, çark nasıl dönüyor?
AKP döneminde 300 milyar dolarlık cari açık vermişiz…
Cari açığın finansmanı önceden yapılıyor.
Ya dış borç alınıyor…
Ya varlık satılıyor…
Ya da “sıcak para” dediğimiz, borsaya veya yüksek faize döviz gelmesi sağlanıyor.
Çark böyle döndürülmeye çalışılıyor.
Unuttuklarımız da var.
Askerliği sattık…
Orman arazilerini satacağız…
Sıra otoyollar ve akarsulara gelecek.
Son zamanlarda döviz girişi de zayıfladı.
Cari açık artıyor, döviz girişi azalıyor.
Anlayacağınız, cari açığın finansmanı zorlaşıyor.
Bir de “gizli bir el”, Türkiye’ye ha bire döviz gönderiyor.
Geçen yıl, 12 milyar 461 milyon dolar “kaynağı belli olmayan döviz” girişi vardı.
Birileri, Türkiye’nin “açığa düşmesini” engelliyor.
Tamam da… Nereye kadar?
Türkiye, şu anda kendisinden istenen hiçbir şeye hayır diyemeyecek durumda.
Hayır dediğimiz anda, ipimizi çekecekler…
******
Sorunu nasıl aşarız?
Petrol gibi, zorunlu ürünler dışında ithalatı durdurmalıyız.
Serbest ticaret anlaşmaları çerçevesinde durduramasak bile zorlaştırmalıyız.
İthalatı değil, üretimi teşvik etmeliyiz.
Bunun için düşük kur politikasından vazgeçmeliyiz.
Özetle cari açığın düşmesi, temelde ara malı ve hammaddenin içeride üretilmesine bağlıdır.
Petrol dışında cari açığımız olmazsa, bunu belki turizm girdileriyle kapatabiliriz.
İşin özü, çok çalışmak ve üretmek…
Keyif çatmanın zamanı değil.
Yunanistan’a bakıp, kendimizi görelim!
Vur patlasın, çal oynasın deyip keyif çatan komşumuzun durumu bize ders olmalı!
Nehrin suyu bitmek üzere.
Aklımızı başımıza toplayalım!

Bu yazı toplam 1340 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim