• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Kocaeli : 12 °C
  • İstanbul : 17 °C
  • Sakarya : 12 °C

72 S/S Üsküdar

Bilgutay Bağdat

Günlerden Cumartesi idi. Sabah seferinde Karamürsel, Ereğli, Halıdere ve Gölcük’ten İzmit’e okula giden öğrencileri ve yarım gün mesai yapacak memurları alan Mehmet Kaptanın o gün canı çok sıkkındı. Bir şeylerin ters gideceği içine doğmuşçasına sıkıntıdan patlıyordu.

Aldığı yolcuları İzmit iskelesine bırakan Kaptan 12.30 seferini beklemeye başladı. Ancak hava kapalı ve her zamankinden anormal bir görünüme sahipti. Yılların deneyimli Kaptanı Mehmet Aşçı insanı aldı mı bir daha geri vermeyen denizden o gün nedendir bilinmez çok korkuyordu. Denizci Ali, Çarkçıbaşı, Biletçi Kamil, Dümenci Mustafa, Mehmet kaptanın tedirginliğine bir anlam veremiyorlardı.

Saat 12.00’a yaklaştığında hava sert esmeye başlamış, 12.10 civarlarında da hava patlamış müthiş bir fırtınaya dönüşmüştü. Mehmet kaptan bir an önce kalkmak istiyordu. Göreve giden memurlar, İzmit Ortaokuluna, İzmit Lisesine ve Kız Sanat Enstitüsüne giden öğrenciler vapura binmişti. Ancak İzmit Erkek Sanat Enstitüsü öğrencileri hala gelmemişti. Kaptan sürekli çanı çalıp duruyordu, çın çın çın. Zar zor koşarak yetişebilen öğrencileri alan kaptan daha fazla bekleyemedi ve 12.25 de kalkma emri verdi. Çımacıyı bulamayan Denizci Ali iskeleye çıkarak halatı çıkardığı anda bir dalga ile gemi ileri doğru fırladı. İskeleye gelen öğrenciler geminin hareket etmesine çok kızmışlardı. Şimdi nasıl gideceklerdi ki evlerine!

Çaf cuf Çaf Cuf yaparak istim üzerinde giden geminin bir süre sonra birden önlerine çıkan dev dalgalar dümeni kilitledi. Kaptan ve dümenci Mustafa Zorla dümeni kırarak gemiyi dalgalara doğru çevirmeyi başardı.

Bu arada heyecandan ve gelen tehlikeyi haber vermek için Mehmet Kaptan sürekli çanı çalıyordu. Deniz tecrübesi olmayan gençlerin beti benzi solmuştu. Biletçi Kamil amca herkesi bir yandan teskin etmeye çalışıyor, bir yandan da can simidi dağıtmaya çabalıyordu. Korkudan eli ayağa dolaşan çoğunluk can yeleklerini ya bağlayamamış yâda yanlış bağlamıştı.

Gelen büyük dalgada metal olan alt katın lamboz camları kırılmıştı. Alt katta bulunanlar üst güverteye toplanmaya başlamıştı.

Çan çan çan derken aniden bir derin gürültü koptu ve ahşap Kaptan köşkü büyük fırtına ile uçtu gitti. Önce derin bir sessizlik oldu. İdaresiz kalan geminin 150 km hızla esen rüzgârın yarattığı dalga ile dümeni sola doğru kıvrılıverdi. Sürgülü kapının açılması ile içeri sular dolmaya başladı ve gemi son hız dibe doğru gitmeye başladı. Artık panik yoktu. Dünya önce mavi, sonra yeşil, kahverengi derken ortalık zifiri karanlık oldu. Gemi kapasitesi 344 olmasına rağmen muhtemelen 400 civarında insan vardı.

Gemide bulunan öğrenci, memur, esnaf ve halkın ortalama 300 – 360 kadarı bir daha zifiri karanlıktan ışığa, aydınlığa kavuşamadı.

Bir daha yaşadıkları yerlerin güzelliklerini göremediler. Işığa, yeniden yaşama toplam 40 kişi kavuşabildi. Kırk kişinin çoğunluğu iyi yüzme bildiği için dibe oturan gemiden yukarı doğru tuttukları nefesten dolayı ciğerleri patlama noktasına gelerek fırlamıştı. Basınçtan birçoğunun ağzından kulağından kan gelmişti. Buna da şükür hiç olmazsa yaşama tekrar kavuşmuşlardı.

Basınçla suyun üzerine poff diye fırlayanlar etraflarına baktıklarında denizin üzerinin yüzlerce cansız insan cesedi ile dolu olduğunu gördüler. Karşı kıyılarda bulunanlar biçare olayı sadece izliyordu. Kimisi de elden bir şey gelmediği halde bir sağa bir sola deli gibi koşuyorlardı. Kiminin çocuğu, kiminin eşi, kiminin babası, anası, kardeşi gemideydi. Elin, ayağın bağlandığı çaresizlik kadar korkunç ne olabilir ki!  

Aynı okula giden Nuri, Turgut, Çiğdem deniz üzerinde yüzen kaptan köşkünün tahtaları üzerine çıkmayı başarmışlardı. Ancak Çiğdem soğuğun etkisi ile tir tir titriyordu. Bir süre sonra şoka girdi ve sulara kendini bıraktı, düştüğünü gören Turgut kurtarmak için atladı ama bir daha her ikisinden haber alınamadı.

Günlerce denizden cesetler toplandı. Ereğlili balıkçılar tekneleri ve zayıf ağları ile haftalarca denizden tek tek ceset topladılar.

Faciadan kurtulup okuluna giden öğrenciler okullarına gittikleri zaman birçok arkadaşlarını yitirdiklerini öğrendiler. 76 öğrenci bir tek kazada ölmüştü.

"Üsküdar Vapuru Deniz Faciasında” sadece Karamürsel 80 civarı öğrenci ve yetişkinini bu kazada kaybetti. Bugün o öğrenciler yaşasaydılar Karamürsel’in geleceğine yön veren olacaklardı.

Bu kazanın en metaforik tarafı kaptanın cesedinin çıkış resmidir. Çeşit çeşit balıklar sanki çocukları, balıklara sarılan kaptan da af dileyen acılı tayfayı temsil ediyordu. Önce herkes Mehmet Kaptanı suçlu gördü. Kaçtı kurtuldu denilen kaptanın cesedi günler sonra balıkçı ağlarına takılmıştı. Mehmet kaptanın cebinden şu yazı çıkar “ Esselâmün Aleyküm Ey Ulu Derya Sana selam eyledi Nuh ile Yahya Sen bir ulu deryasın Senden uludur Mevlâ” 

Kaptan Mehmet’in naaşı halkın taşkınlığına sebep vermemek için gizlice 8 kişi ile gömülür.

Üsküdar Deniz faciasından sonra Gölcükte Barbaros Lisesi, daha sonra da Karamürsel Lisesi kurulur.

Yüzmeyi bilenler kurtulmuş, yüzmeyi bilmeyen ve panik olan çoğunluk ise yitirilmiştir. Tüm ölenlere rahmet diliyorum. 1 Mart 1958 senesinde yaşanan böyle bir acı hiçbir zaman unutulmamalı,  kalplerdeki kor acısı hissedilmeye devam etmelidir.

Bu yazı toplam 1423 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim