• BIST 97.484
  • Altın 144,385
  • Dolar 3,5643
  • Euro 3,9997
  • Kocaeli : 19 °C
  • İstanbul : 21 °C
  • Sakarya : 18 °C

Acı da büyük kusur da büyük!

Nihal Özgirgin

 

 

 

1999 yılında ilimizde meydana gelen depremden sonra yaşanan en büyük felaketlerden biri olan Soma maden faciası, bu gibi olayların birer facia haline gelmesinin altında aynı sebeplerin yattığını gösteriyor bize:  “İhmalkarlık” veya bir başka ifadeyle "ucuza mal edip kar elde etmek."

Her iki büyük acıda da buna sebep olan olayların meydana gelebileceği tahmin edilebilmektedir.

Mesela depremin zamanı bilinmese de deprem bölgesinde yaşadığımız bilinmektedir. Bu nedenle bu bölgelerdeki binaların depreme dayanıklı yapılmasının gerekli olduğu da bilinen bir geçektir. Ancak ucuza mal edip yüksek kar etme dürtüsü ile inşa edilen depreme dayanıksız binalar, yaşanan olayın vahametini arttırmıştır.

Ortaya çıktığı üzere Soma madeni de daha faciadan önce sinyal vermiş, buna bağlı olarak madende her an bir olay yaşanabileceği mühendisler tarafından raporlanmış ve tedbiren madende yaşam odalarının kurulması gerektiği ifade edilmiştir.

Bir yaşam odasının tahminen 500 bin Türk lirasına mal olduğu söyleniyor. Bugün 301 kişinin hayatına mal olan bu ihmalkarlık neticesinde işveren kuruluşun ölenlerin yakınlarına verilecek tazminatla birlikte 350 milyon dolar cezaya çarptırılabilmesi söz konusudur.

Evet, hesap ortada...

Ekonomik olarak bakıldığında da iş güvenliği sağlanmış olsaydı işletmenin on yıllık karı vahim bir nedenle elinden çıkmamış olacaktı.

Kısacası ülkemizde yaşanan, doğal olan olmayan her türlü felaketin altında ihmalkarlık, onun altında da insana değer verilmemesi yatmaktadır.

Peki, bu Soma'daki felaketin 19. yüzyıl sonlarından ve 20. yüzyılın başlarından getirilen örneklerle izah edilerek "doğal" karşılanmasını nasıl anlayacağız?

Bu örnekler, madenlerimizin ancak Batı'nın 19. yüzyıldaki madenleri ile kıyaslanabilecek düzeyde olduğu anlamına mı geliyor?!

Bu şartlarda çalışan bir işçimizin madenden çıkarıldıktan sonra sedye kirlenmesin diye çizmelerini çıkarmak istemesi ise insan hayatının ucuzladığı günümüzde, çalışma şartlarına rağmen "ucuzlamamış" insanlarımızın varlığını göstererek bizlere ayrıca umut vermektedir...

Aynı zamanda ucuzlamamış bu insanların "devlet malına" bakışını göstermektedir...

Tabii aynı zamanda "kamu hakkına" bakışını...

“Dindar” bir insanın sahip olması gereken hassasiyetin de çok güzel ve önemli bir örneğidir.

Zira bırakın bir dindarı Müslüman bir insanın, “Allah’tan (C.C.)” korkan bir insanın sahip olması şart olan bir hassasiyettir bu…

Kamu hakkını düşünen insan, Allah’ın (C.C.) insana verdiği değeri insana göstermemekten de kaçınacaktır.

En azından öyle olması beklenir…

Sebepler ve açıklamalar ne olursa olsun nihayetinde ateş düştüğü yeri yakmaktadır.  

Milletimiz bu acımızda da diğer acaılarımızda olduğu gibi geride kalan kardeşlerine sahip çıkmış ve tek yürek olarak kenetlenmiştir.

Ayrışmanın yoğun olduğu bir dönemde acı ile de olsa tek yürek olmak, gelecek günlere dair içimizde umut yeşermesine sebep olmaktadır.

“Her şerde bir hayır vardır”ın anlamı da bu olsa gerek…

Allah (C.C.) yaşamını yitiren kardeşlerimize rahmet geride kalanlara da sabır versin inşallah…

Saygılarımla…  

Bu yazı toplam 1889 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim