• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Kocaeli : 4 °C
  • İstanbul : 17 °C
  • Sakarya : 4 °C

Aferin çocuğum…

Tarık Bağdat

Günümüz çocuk eğitiminde bir “Aferin Sorunu” mevcut. Herkes çocuğa bağırmayı, çağırmayı ve hatta fiziksel şiddet uygulamayı bir kenara bırakmış vaziyette “Aferin”e takık.
Okuduğum her eğitim, disiplin, iletişim kitabı bunu bir şekilde ele almış. Bazı uzmanların eğitim veya iletişim kitabı olmasa da kendi tarzı içinde, yapılan değişik araştırmalarla övgünün çocuklarda nasıl ters teptiğini anlatmış. Ben bu konuyu teorikten ziyade pratikte incelemek istiyorum. Yani “Aferin” demeden, övmeden, takdir etmeden veya teşvik etmeden çocuk büyütebilir miyiz? Bu mümkün müdür?
Okuduğum birçok yazıda iyi bildiğim, bir de bilmediğim çok enteresan iki bilgi aktarılmış. Birincisi, “çok zekisin, çok akıllısın” gibi hali hazırda mevcut olan ve çocuğun çabalamasını gerektirmeyen noktaları övme yarışında ki bu da fena halde ters tepiyor. Çünkü çocuk yaptığı şeyleri zeki veya akıllı olduğundan yapabildiğini düşünüp, verdiği uğraşın önemini anlamazken, kendini uğraştıran ve zora sokan işlerden de zeki olmadığı düşünülmesin diye hemen vazgeçiyor.
İkincisi, ki bu benim devamlı takıldığım bir nokta; takdir, teşvik ve ödül tabii bu büyüklerde işe yararken çocuk aklında aynı şekilde işlememektedir. Ben hep bir yetişkin olarak birisi yaptıklarımı (kendim veya başkası için farketmez) önemsemese, takdir etmese, teşekkür etmese nereye kadar motivasyonumu koruyabileceğimi sorgulardım. Bu yüzden çocuklara da aynı şeyin yapılmasının doğru olmadığının iddia edilmesi bana saçma gelirdi.
Her neyse. Gelelim işin pratik yönüne. Ben her dakika aferin diyen bir insan değilim. Ama çocuklarıma bir şey yaptıklarında bir şey söyleme veya bir karşılık verme ihtiyacı hissediyorum. Pozitif teşviği de bıraktım, çocuklardan biri yaptıkları için “-bak ne yaptım?” diye bacağıma yapıştığında çocuğun suratına bakmak veya sadece küçük bir tebessüm etmek çok abes geliyor.
Yerine göre, “teşekkür ederim”, “eline sağlık” gibi kalıpların dışında biraz daha kasıp “ne güzel renkler seçmişsin”, “çok uğraştın, elin alıştı” gibi sonuca değil de sürece odaklı yorumlar getirmeye çalışsam da olmuyor kardeşim, kasıl kasıl, bazen ağzımdan eğreti çıkıyor. Bir de “her bilenin” ayrı bir yoğurt yiğişi var. Bazısı çabayı öv “çabaladın ve başardın” diyor. Bazısı “sen çabaladın, ne iyi ettin” demek yerine, “ben senin çabalamanı çok takdir ettim” diyor. Basayım bir “Aferin“i, onlar anlar artık diyesim geliyor.
Bunun dışında bir de olumluyu övmeme, takdir etmeme ama aksine her olumsuza laf edip, kötü olma durumu var.
Aslında bu sadece çocuk yetiştirmede değil, günlük hayatın her alanında yaptığım/ız bir şey. Beğendiğimiz bir hizmeti, ürünü vaktimizi ayırıp övmeyiz de, sinir olursak veya hiç beğenmezsek eşe dosta anlatmaktan tutun, facebook, twitter’da davulla zurnayla duyururuz.
Mesela kardeşler birbirini yediği zaman, “yeter artık, iki kardeş geçinemiyorsunuz. vıdı vıdı” söyleniriz, beraber güzelce oynadıkları zaman gözardı ederiz. Aslında yanlış şeyi vurguluyorum. Bu yüzden arada (aklıma geldiğinde) güzel güzel kardeşler oynadıklarında, gidip onlara sarılıp aferim demeliyim. Eğer güzel oynadıklarını duydu isem “beraber çok güzel oynadılar, çok eğlendiler” diye anlatmalıyız.
Herkes teşvik olmadan iş yapmıyor. Montessori Sistemi gibi “bırakınız istediklerini yapsınlar” dünyasında bile öğretmenleri rahat geldiği için neredeyse haftalardır aynı şeyi yapan oğlumu, yeni birşey denemesi için azıcık ittirmek gerektiği kabul ediyorlarsa, bazılarına teşvik ve nazikçe ittirme gerekiyor demek. Özellikle Türkiye’deki gibi inanılmaz rekabetçi, test odaklı ve sıkı bir sistem içinde çocuğun kendi başına motive olmasını, öğrenmek adına bir şeyler öğrenmesini ve başarılarından kendi kendine gurur ve memnuniyet duymasını beklemek ne kadar mantıklı bilemiyorum. Sevgili bilim adamları gelsinler bir de bu çocukları araştırsınlar.
Aslında her çocuk birbirinden farklıdır. Tabi benim oradan buradan alıp, kendi mantığıma göre harmanlayarak çıkardığım sonuç şunlar:
Çocukların kendileri için veya tercih ettikleri için değil de, dış kaynaktan birinin yapmasını veya yapmasının uygun olacağını söylediği şeyleri yaptıkları için, özellikle ilk birkaç seferinde pozitif pekiştirme gerekli diye düşünüyorum. En basiti teşekkür etmek.
Övgüyü sonuca değil sürece ve harcanan çabaya odaklamak uygun. Diliniz ne kadar doğal dönerse. Ancak onu da abartmamak gerekiyor.
Hataları sadece yermektense, küçük parçalara bölüp düzeltmeye çalışmak, çocukların alternatif düşünmelerine teşvik etmek veya alternatif çözüm sunmak en uygunu. Bunun için sinir katsayısının çok düşük, yeterli vaktin mevcut olması, gereken koşullar.
Çocukların kendi başlarına yapmayacakları şeyleri yapmaları veya yapıp da zorlandıkları birşeyi hemen bırakmadan çabalamaya devam etmeleri için ilk başta teşvik etmek ve biraz itelemek gerekiyor.
Sizin evde övgü durumları nedir? Kendinizi bol keseden aferinci olarak mı görüyorsunuz, yoksa ketum mu?
Ne mi yazdım. Sanırım anlayan anladı. Anlamayanlar için 2 hafta sonra devamı.

Bu yazı toplam 1308 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim