• BIST 82.300
  • Altın 147,981
  • Dolar 3,8287
  • Euro 4,0719
  • Kocaeli : 6 °C
  • İstanbul : 7 °C
  • Sakarya : 6 °C

Ağlanacak halimizi “bayram” diye kutlamaya devam ediyoruz

M.Tanzer Ünal

Dün sabah torunum Fatih’i evlerine bırakmak için İzmit Atatürk Heykeli’nin önünden geçiyorum.

Baktım, tören alanı kalabalık.

Bayraklar, flamalar, çelenkler…

Çevrede polisler güvenlik önlemleri almış.

Taa gerideki saray kapısına kadar…

Allah Allah bugün ne var ki?

Hafızamı yokluyorum.

Tabi ya, 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı…

Bayramı, kutlanacak “gün”ü ve “haftası” çok olan bir ülke olduğumuzdan, hepsi birbirine karışıyor.

Bugün filanca bayram, yarın falanca bayram, öbür gün ne bileyim ne bayramı…

Her gün, her hafta kutlanacak bir şeyler var.

Salonlar, heykel önleri kutlamalardan geçilmiyor.

Bürokratlar, kutlama ve anma törenlerinden çalışmaya fırsat bulamıyor.

Törenden törene koşturmaktan helak oluyorlar.

                                               *******

Yapılan törenler de bir işe yarasa.

Halkımızın bilinçlenmesine ve ülkemizin kalkınmasına bir katkısı olsa…

Tamamına yakını, “adet yerini bulsun” diye yapılan kutlama ve anma törenleri.

Basmakalıp!

Her yıl aynı formatta!

Araştırın, konuşmalar bile daha önceki konuşmaların aynısı…

Anıldı mı, anıldı!

Kutlandı mı, kutlandı!

Hiç kimse bu anma ve kutlamaları sorgulamaz.

“Yahu biz bu anmayı neden yapıyoruz, yahu biz bu kutlamayı neden yapıyoruz” demez.

İşine gelir.

Bürokratsa, kaytarmak için bir fırsattır.

Siyasetçi ise, eee törende kendisini gösterecek, demeç verecektir.

Bunlar, ülkemiz için verimsiz, amaçsız, eğlenceli, boş işlerdir.

Bizler de böyle boş işlerle uğraşmaya bayılırız.

 

Bir önerim var

Türkiye’nin şimdiye kadar uğraştığı “boş işler”in araştırılmasını ve bunlarla ilgili karar ve anlayış değişikliğine gidilmesini istiyorum.

Bayram olarak adlandırılan bütün etkinlikler alt alta yazılsın…

Kutlanan gün ve haftalar da…

Adam gibi adamlardan oluşan bir kurul oluşturulsun, bu kurul otursun şu “bayram”, “gün” ve “haftalar”ı bir ayıklasın.

Bu anma ve kutlamalar için, kaç kişi ne kadar zamanını harcıyor?

Bu anma ve kutlamalar için, ne kadar harcama yapılıyor?

“Zaman”ın da değeri var, hepsi hesaplansın, bir görelim “boş işlerle uğraşmamızın bedeli” ne?

İnanın, bu boş işlere milyarlar harcıyoruz.

İsraf bu, yazık ve de günah!

Bizim, ülke olarak “tek kuruşu” dahi yerinde harcamamız gerekir.

Bizim, “bir dakikayı” dahi boş işlerle geçirmememiz gerekir.

 

 

O zımbırtı bayramlara bir örnek

Sevgili okurlarım, bugün sizlere o zımbırtı bayramlardan birini, Kabotaj Bayramı’nı anlatacağım.

Nasıl doğmuş?

Neden hâlâ kutlanıyor?

Böyle bir bayramı kutlamaya yüzümüz var mı?

Yıl, 1926…
Aylardan temmuz…
Temmuzun biri…
Yani 90 yıl önce dün…
Türkiye’de çok önemli bir kanun yürürlüğe girdi.
815 sayılı Kabotaj Kanunu…
Bu kanun, “Türkiye limanları ve sahilleri arasında yük ve yolcu taşıması ile kılavuz ve römorkaj hizmetleri, Türk vatandaşları ve Türk Bayrağı taşıyan gemilerce yapılır” hükmünü getirdi.
Yani ne oldu?
Yabancıların elinde bulunan limanlar millileştirildi…
Kanunda belirtilen hizmetleri sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yapabilmesi karara bağlandı.
Ne için?
Ülkenin çıkarları için…
Ne güzel değil mi?
İşte o gündür bu gündür, 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı olarak kutlanır.
İyi de, “Kabotaj” nedir?
Kabotaj, Fransızca kökenli bir kelime…
“Bir devletin kendi limanları arasında yolcu ve yük taşıma hakkı” anlamına geliyor.
Bu hak, Osmanlı Devleti tarafından kapitülasyonlar çerçevesinde yabancı ülke gemilerine verilmişti.
Lozan Barış Antlaşması’yla, bu hak yabancılardan geri alınarak Türklere verildi.
Yasa, 1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe girdi.
                         ***********
Yıl, 1926…
Yıl, 2016…
Bugün denizciliğimizin, kabotaj hakkımızın, limanlarımızın durumu ne?
Geride bıraktığımız 90 yılda denizciliği, liman işletmeciliğini geliştirmek için neler yaptık?
Ülke olarak denizcilik karnemiz” artı mı, eksi mi?
Lafı uzatmadan söyleyeyim.
Bu konudaki karnemiz, kelimenin tam anlamıyla “felaket”.
Bakın, anlatayım.
Lozan’dan sonra, yabancıların elinde bulunan limanlarımızı millileştirdik.
Kabotaj Kanunu ile de liman işletme hakkını geri aldık.
Ancaakkk…
Aradan geçen 90 yılı çok kötü kullandık.
Çok çok kötü…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı Devleti’nin kapitülasyonlar dönemine geri döndü.
Millileştirdiğimiz tüm limanlar, “özelleştirme” adı altında yabancılara yeniden peşkeş çekildi.
Karadeniz’deki Samsun, Ordu, Trabzon, Ereğli ve Sinop limanları yabancılara satıldı.
Ege’deki İzmir, Dikili ve Kuşadası limanları da bizim değil.
Akdeniz’deki Antalya, Mersin, Alanya, İskenderun limanları da artık Türk değil.
Limanların durumu böyle.
Ya 90 yılda “denizden yararlanma başarımız” ne?
Üç tarafı denizle çevrili olup da, denizi bu kadar sevmeyen, denizden bu kadar yararlanmayan başka bir millet yoktur.
Denizde ıslanmayı biliriz de, yüzmeyi bilmeyiz.
Avlanmayı bilmediğimizden deniz ürünlerini tükettik, şimdi ağzımızı açıp bakıyoruz.
Deniz yolunun yük taşımacılığındaki payı ise çok gülünç… Binde 3…
300 milyar dolar olan dünya deniz taşımacılığından, Yunanistan 60 milyar dolar pay alırken, bizim payımız sadece 2 milyar dolar.
Japonların yaptığı araştırmaya göre, karayolu taşımacığı, deniz yoluna göre yüzde 166 daha pahalı.
Hal böyleyken, Türkiye’de, Avrupa’daki sayıdan daha fazla kamyon ve otobüs var.
Görüldüğü gibi, “denizden yararlanma başarımız” da çok kötü.

 

Başkalarına yaptırmıyoruz da kendimiz yapıyor muyuz?

Yabancı bayraklı gemiler;  ülkemize sadece yolcu veya yük getiriyor, ülkemizden sadece yolcu veya yük götürüyor.

Bizim limanlarımız arasında yük ve yolcu taşıyamıyor…

Kabotaj Kanunu’nun düzenlemesi böyle!

İyi de, yabancılara yasakladığımız bu işi kendimiz yapabiliyor muyuz?

Türkiye, bir yarımada…

Üç tarafımız denizlerle çevrili.

Kıyı şeridimizin uzunluğu, 8 bin 337 kilometre.

170 limanımız var.

Ama gelgelelim, bu limanlar arasında düzenli yolcu ve yük taşıyan gemilerimiz yok.

Hatırlarsınız, eskiden “Devlet Demiryolları” mız gibi bir de “Devlet Denizyolları” mız vardı.

Birilerinin bir yerlerine battığı için özelleştirdiler…

Bu işletmenin gemileri, dış hatta 16 limana, iç hatta ise 50 limana düzenli yolcu ve yük seferi yaparlardı.

İstanbul’dan vapura binip, Karadeniz sahillerindeki herhangi bir kente gidebilirdiniz.

Abana, Akçakoca, Fatsa, İnebolu, Zonguldak, Samsun, Trabzon, Rize, Hopa…

Veya Ege ve Akdeniz’deki şehirlere…

Bozcaada, İzmir, Kuşadası, Marmaris, Bodrum, Fethiye, Kaş, Finike, Antalya, Alanya, Mersin, İskenderun…

Var mı şimdi bu seferler?

Yok…

Denizyolları İşletmesi’ni özelleştirdik, hepsi kalktı.

Limanlarımız arasında ne yolcu, ne de yük taşıyabiliyoruz.

İstanbul’dan gemiye binerek Samsun’a, Trabzon’a, İzmir’e, Antalya’ya gidemezsiniz, ama Yunan adalarına gidersiniz, İtalya’ya veya Fransa’ya gidersiniz…

Ülkemizi böylesine garip bir duruma düşürdüler.

Marmara bölgesinde üretilen ev eşyaları, buzdolabı, çamaşır makinesi ve diğerleri, Karadeniz ve Akdeniz’e kıyısı bulunan kentlere gemilerle değil, kamyonlarla taşınıyor.

Böylesine bir “mantıksızlık”, affedersiniz böylesine bir “gerilik” olabilir mi?

Aynı şekilde o bölgelerde üretilenler de İstanbul’a yine kamyonla getiriliyor.

Bırakın şehirlerarası yolcu ve yük taşımayı, acaba İstanbul’da, Kocaeli’de denizi ne kadar kullanıyoruz?

Toplu ulaşımın yüzde kaçı deniz araçlarıyla yapılıyor?

İstanbul gibi bir kentte bu oran yüzde 2.5…

Kocaeli’de ise yüzde sıfırın biraz üzerinde.

İşte “denizi kullanma” konusunda böyle ağlanacak durumdayız.

Ama biz ağlanacak halimizi “bayram” olarak kutluyoruz.

Yıllardır kutlamaya da devam ediyoruz.

Ne yerel ne de genel bazda, birileri çıkıp da bu sorunlara el atmıyor.

Sabahtan akşama kafa ütülemekten, böylesine önemli konulara zaman ayıramıyorlar.     

Üç tarafımız denizlerle çevrili…

Ne balık üretebiliyoruz, ne de üzerine ulaşım yapabiliyoruz!

Deniz bize bakıyor, biz denize…

 

Sevgili okurlarım, dün Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nın 90’ıncı yıl dönümü idi.
Atatürk Heykeli önünde tören vardı.
“Törenciler”, Atatürk Anıtı’na çelenk koydular, “günün anlam ve önemine uygun” konuşmalar yaptılar.
Ne söylediler, çok merak ediyorum.

90 yıl önce alınan kararları mı, yoksa bugünün gerçeklerini mi anlattılar?
Şimdi sizlere dönsem, desem ki, “Biz neyin bayramını kutluyoruz?”
Olmayan limanlarımızın bayramını mı?
Denizlerimizi, yabancılara peşkeş çekmenin bayramını mı?

Denize bu kadar yabancı kalmamızın bayramını mı?
Siz ne dersiniz?

Bu yazı toplam 1943 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
VATANDAŞ
01 Temmuz 2016 Cuma 21:29
21:29
Kimseye zorla bayram kutlaması yaptırılmıyor.Müslümanlar ramazann bayramının gereklerini yerine getiriyor ve sonunda da kutlamasını yapıyor.Ağlamak isteyen ağlar kimse zorlama yapmıyor.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim