• BIST 107.700
  • Altın 143,977
  • Dolar 3,5286
  • Euro 4,1426
  • Kocaeli : 29 °C
  • İstanbul : 26 °C
  • Sakarya : 29 °C

Ağlanacak halimizi “bayram” diye kutluyoruz

M.Tanzer Ünal

Belki farkında değilsiniz…

Dün “Kabotaj Bayramı” ydı.

Diğer adıyla “Denizcilik Bayramı”…

Bizim millet olarak önce “bayram” ilan edip de sonra anlamsızlaştırdığımız tarihlerden biri…

Kabotaj, “bir devletin kendi limanları arasında yük ve yolcu taşıma hakkı” dır.

Kelime anlamı böyle!

Türkiye, 1926 yılında TBMM’de kabul edilen kanunla, Türklere ait olmayan gemilerin Türkiye sahillerinde yük ve yolcu taşımalarını yasakladı.

Ne güzel değil mi?

Ülkemizin imkânlarının bu ülke insanları tarafından kullanılmasından daha doğal bir şey olamaz.

Bu kanunla denizciliğimizin geliştirilmesi hedeflendi.

Girişimcilerimiz desteklendi.

İşte bu nedenle, her 1 Temmuz’un “Kabotaj Bayramı” olarak kutlanması düşünüldü ve uygulandı.

Bayramın ismi 2007 yılında “Denizcilik Bayramı” olarak değiştirildi.

Olsun, ha “Kabotaj Bayramı” ha “Denizcilik Bayramı”!

Bayram ya, belirli kalıplar çerçevesinde kutlanıyor.

 

 

89 yıldır kutluyoruz da…

1926’dan 2015’e…

Tam 89 yıldır her 1 Temmuz’u bayram olarak kutluyoruz.

Tamam da, sadece “başarı” bayram olarak kutlanır.

Başarısızlığın bayram olarak kutlandığı görülmemiştir.

Sana 1926 yılında bir “hak”, bir “imtiyaz” verilmiş, sen bunu değerlendirmemişsin.

Bu işi çok iyi başarmışsın gibi, hâlâ bayram yapıyorsun.

Komik bir bayram!

Anlamsız bir bayram!

Gülünç bir bayram!

 

 

Başkalarına yaptırmıyoruz da kendimiz yapıyor muyuz?

Yabancı bayraklı gemiler;  ülkemize sadece yolcu veya yük getiriyor, ülkemizden sadece yolcu veya yük götürüyor.

Bizim limanlarımız arasında yük ve yolcu taşıyamıyor…

Kabotaj Kanunu’nun düzenlemesi böyle!

İyi de, yabancılara yasakladığımız bu işi kendimiz yapabiliyor muyuz?

Türkiye, bir yarımada…

Üç tarafımız denizlerle çevrili.

Kıyı şeridimizin uzunluğu, 8 bin 337 kilometre.

170 limanımız var.

Ama gelgelelim, bu limanlar arasında düzenli yolcu ve yük taşıyan gemilerimiz yok.

Hatırlarsınız, eskiden “Devlet Demiryolları” mız gibi bir de “Devlet Denizyolları” mız vardı.

Birilerinin bir yerlerine battığı için özelleştirdiler…

Bu işletmenin gemileri, dış hatta 16 limana, iç hatta ise 50 limana düzenli yolcu ve yük seferi yaparlardı.

İstanbul’dan vapura binip, Karadeniz sahillerindeki herhangi bir kente gidebilirdiniz.

Abana, Akçakoca, Fatsa, İnebolu, Zonguldak, Samsun, Trabzon, Rize, Hopa…

Veya Ege ve Akdeniz’deki şehirlere…

Bozcaada, İzmir, Kuşadası, Marmaris, Bodrum, Fethiye, Kaş, Finike, Antalya, Alanya, Mersin, İskenderun…

Var mı şimdi bu seferler?

Yok…

Denizyolları İşletmesi’ni özelleştirdik, hepsi kalktı.

Limanlarımız arasında ne yolcu, ne de yük taşıyabiliyoruz.

İstanbul’dan gemiye binerek Samsun’a, Trabzon’a, İzmir’e, Antalya’ya gidemezsiniz, ama Yunan adalarına gidersiniz, İtalya’ya veya Fransa’ya gidersiniz…

Ülkemizi böylesine garip bir duruma düşürdüler.

Marmara bölgesinde üretilen ev eşyaları, buzdolabı, çamaşır makinesi ve diğerleri, Karadeniz ve Akdeniz’e kıyısı bulunan kentlere gemilerle değil, kamyonlarla taşınıyor.

Böylesine bir “mantıksızlık”, affedersiniz böylesine bir “gerilik” olabilir mi?

Aynı şekilde o bölgelerde üretilenler de İstanbul’a yine kamyonla getiriliyor.

Bırakın şehirlerarası yolcu ve yük taşımayı, acaba İstanbul’da, Kocaeli’de denizi ne kadar kullanıyoruz?

Toplu ulaşımın yüzde kaçı deniz araçlarıyla yapılıyor?

İstanbul gibi bir kentte bu oran yüzde 2.5…

Kocaeli’de ise yüzde sıfırın biraz üzerinde.

İşte “denizi kullanma” konusunda böyle ağlanacak durumdayız.

Ama biz ağlanacak halimizi “bayram” olarak kutluyoruz.

Ne yerel ne de genel bazda, birileri çıkıp da bu sorunlara el atmıyor.

Sabahtan akşama kafa ütülemekten, böylesine önemli konulara zaman ayıramıyorlar.     

Üç tarafımız denizlerle çevrili…

Ne balık üretebiliyoruz, ne de üzerine ulaşım yapabiliyoruz!

Deniz bize bakıyor, biz denize…

 

 

Selen Coşkun’un muhtemel AKP-CHP koalisyonuna bakış açısı

Bugün sizlerle, bir okurumun muhtemel AKP-CHP koalisyonuna bakış açısını paylaşmak istiyorum.

Adı, Selen Coşkun…

“Kamuoyunu dolandırmak” başlıklı bir yazı kaleme almış, göndermiş.

İşte o yazı!

“Yaşanacak bir Türkiye sözüyle seçime giren CHP’nin son günlerde AKP ile flörtü kamuoyunu resmen dolandırmaktır. Rejimi tehdit eden RTE ile koalisyonu kabul etmek demektir. Parti içindeki solun haykırışlarına kulak asmamaktır. Bu öngörüsüzlüğün bedeli cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi hem CHP için hem de Türkiye için ağır olabilir.

Normal şartlarda hukuk devletinde suçlularla ortak olunmaz, suç işleyenlerden hesap sorulur. Hesap soracağız ama önce birbirimizi tamamlayalım denmez. Anayasal düzeni sınırsız iktidarına engel gören RTE ve figüranı AKP ile koalisyon, yargı denetimini kabul etmeyenlerle, yolsuzluk batağındakilerle birleşmeyi kabul etmek demektir. Biz Türkiye’yi düşünüyoruz diyerek CHP-AKP koalisyonuna sıcak bakmak, hukuki, siyasi ve ekonomik çöküntüye neden olanlarla koalisyon yapabiliriz demektir ki, laik hukuk devleti özlemiyle mücadele eden binlerce yurttaşın zekâsına hakarettir.

Halkın alın terini savunan, baskılara direnen, anayasal hakkını kullanan binlerce insana yapılan zulümleri bir kenara bırakıp aslında anlaşabiliriz diyemezsiniz. Bu siyasi sorumsuzluğun altında kalırsınız. Gezide öldürülen gençlerin ruhları, emri veren katillerin olduğu gibi sizin de yakanızı bırakmaz.

Devletin tüm kurumları 12 yıllık AKP iktidarında iflas etmiştir. Özgür olmayan, ruhunu satan basının desteğine rağmen çöküntünün boyutu ortadadır. Halkın haber alma özgürlüğüne en büyük darbeyi vuran, onca yazarı sırf muhalif yazıları nedeniyle kovduran, sanatçıları hedef haline getiren, devletin kirli zihniyetini gözler önüne seren yürekli gazetecilere davalar açarak sindirmeye çalışanlarla koalisyon kurarak mı hesap soracaksınız?

Daha da zenginleşmek için anayasayı her fırsatta ihlal eden ve elde ettiği bu güçle cumhuriyet değerlerini yerle bir edenlerle ülkeyi içinde bulunduğu çürümüşlükten kurtaramazsınız. Sadece aynı ahlaksızlığa ortak olur, omuzlarındaki yükü hafifletir, kaçak saraydan yönetilen dikta rejimiyle demokrasi oyunu oynarsınız, ama kirli ellerle sanık sandalyesini paylaşarak ülkeyi düze çıkaramazsınız.

Bu siyasal savaşın yenileni, katiller ve hırsızlarla iftar sofrasına oturanlar olacaktır. CHP unutmamalıdır ki zulme uğrayan, çocuklarını kaybeden, teröristlikle suçlanan ve yıllarını sahte dijital veriler yüzünden hapiste geçiren aydın, gazeteci yazar, sivil toplum örgütleri, kimi milletvekilleri siz AKP’yle el sıkışın diye mücadele etmedi. Düzen partisi olun yine ve ilk erken seçimde ezici çoğunlukla AKP’yi iktidar yapın diye oy vermedi. CHP halka bir söz verdi, bu söz hırsızlarla iktidar koltuğu paylaşarak yerine getirilmez. “

Bu yazı toplam 1103 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim