• BIST 89.695
  • Altın 145,882
  • Dolar 3,6126
  • Euro 3,9283
  • Kocaeli : 7 °C
  • İstanbul : 8 °C
  • Sakarya : 7 °C

Akıllı ülkeler “güneş”, biz ise hâlâ “kömür” peşindeyiz

M.Tanzer Ünal

İnanın insanın morali bozuluyor.

Dünyada olup bitenleri gördükçe, dönüp bir de aynı konularda bizdeki kararlara ve uygulamalara baktıkça, insanın fıttırası geliyor.

Neden onlar öyle, neden biz böyleyiz?

Bunun akılla mantıkla anlatılabilir tarafı var mı?

                                               *******

Biliyorsunuz, haziran ayının ilk günlerinde “Elektrik Piyasası Yasası” kabul edildi.

Bu yasa ile ülkemizde, “elektriğin kömür ile üretimine ağırlık verilmesi” kabul edildi.

Evet, yanlış okumadınız…

Önümüzdeki yıllarda, elektrik üretiminde ağırlıklı olarak kömür kullanacağız.

Dünyada elektrik üretiminde trendler hızla değişirken…

Bütün akıllı ülkeler, “güneş” ve “rüzgâr”ın peşine düşmüşken…

Biz hâlâ “kömür” peşindeyiz.

Yeni trendleri yakalamamız gerekirken, elektrik üretiminde çareyi, çare olmaktan çıkan kaynaklarda arıyoruz.

 

 

Geçenlerde Almanya’nın enerji politikasını yazmıştım

                                      ********

Sevgili okurlarım, geçenlerde derken 4 Nisan’da yazdığım yazıda, Almanya ve Türkiye’nin enerji politikalarını karşılaştırmıştım.

Demiştim ki:

“Uzmanlık alanım değil, ama bir gazeteci olarak, enerjide dünyada ne olup bittiğini izlemeye çalışıyorum.

Gelişmiş ülkelerin “enerji vizyonları” ne, benim ülkemin “enerji vizyonu” ne?

Biliyorum, çok derin bir konu…

Ben bugün sadece Almanya ve Türkiye’nin enerji vizyonlarını karşılaştırmak istiyorum.

Öyle ya, Almanya bugün dünyanın her yönden gelişmiş ülkelerinden biri.

Avrupa’nın lideri…

O halde Almanların enerji politikasını sorgulamalıyım.

Onlar enerjide nasıl bir politika izliyorlar, bizim enerji politikamız ne?

Çarpıcı bir rakamla konuya gireyim…

Türkiye, 2022 yılında, yani 6 yıl sonra “nükleer enerji” üretmeyi hedefliyor.

Almanya ise 2022 yılında, sahip olduğu son nükleer santralin kapısına kilit vuracak.

Anlayacağınız, onlar nükleer enerji üretimini bırakacaklar, biz başlayacağız.

Almanya, 40 yıla yakın süredir nükleer enerji üretiyor.

Bunun teknolojisine sahip.

Öyle Japonya’dan, Fransa’dan, Rusya’dan teknoloji filan almıyor.

“Gelin, bizim şu nükleer enerji santralimizi yapın” diye kimseyle pazarlık masasına oturmuyor.

İstedikleri an, istedikleri sayıda ve büyüklükte nükleer santral kurabilir.

Almanlar, nükleer enerjiyi neden bırakıyor?

Nedeni basit!

Öyle uzun uzun anlatmaya gerek yok.

BİR, nükleer santrallerin insan sağlığına verdiği zarar, tartışılmayacak kadar net!

İKİ, güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynakları keşfedildi ve başarıyla uygulanıyor.

Şimdi diyeceksiniz ki, “Yaa, Allah aşkına Almanya’da güneş mi var da Almanlar güneşten enerji üretiyor?”

Doğru, yok!

Türkiye’deki güneşin yarısı kadar bile yok.

Tam oranını bilmiyorum, ama Almanya’daki güneşli günler sayısı, muhtemelen ülkemizdekinin üçte biri kadardır.

Ama Almanlar güneşten enerji üretmek için öyle yatırımlar yapıyorlar ki, şaşırırsınız.

Bir rakam vereyim…

Almanya’nın güneş enerjisinde kurulu gücü, 39 bin MW.

Bu ne demek biliyor musunuz, bu, Türkiye’nin elektrikte toplam kurulu gücünün “yarısından fazlası” demek!

Almanya’nınkini yazdım…

Türkiye’nin, “kurulu güneş enerjisi gücü” ne kadardır dersiniz?

Almanya’nın yüzde 1’i bile değil!

Yani, güneşe, Almanların verdiği değerin yüzde 1’ini biz vermiyoruz.

Üstelik biz “güneş zengini”yiz, onlar “güneş fakiri”!

Türkiye’de güneş enerjisi durumu ne?

Ülkemizin toplam elektrik enerjisi kurulu gücü 73 bin MW.

Güneş enerjisinin bu toplam içindeki payı, sadece yüzde 0.4!

Rezalet bir oran değil mi?

Böylesine bedava bir kaynaktan yararlanamıyoruz.

Bir de rüzgâr enerjisini düşünün…

Almanya’nın güneş ve rüzgâr enerjisindeki kurulu gücünü toplayınca, Türkiye’nin toplam kurulu gücünü geçiyor.

Şunu söylemek istiyorum…

Türkiye, güneş ve rüzgâr enerjisine Almanya kadar yatırım yapsa, memleketimizin enerji sorunu diye bir sorunu kalmaz.

Cari açığın en büyük nedeni ortadan kalkar.

Milyarlarca dolar hazinemizde kalır.

Daha hızlı kalkınırız.

Daha müreffeh bir ülke oluruz.

O halde neden “nükleer santral”de ısrar ediyoruz?

Neden dünyanın bıraktığı veya bırakmak üzere olduğu “nükleer enerji”nin peşindeyiz?

Güneş ve rüzgâr enerjisi potansiyelimiz bu kadar yüksekken, neden nükleer enerjiye yöneliyoruz?

Sizce bu işte bir gariplik yok mu?

Bu kadar saf mıyız?

Bu kadar geri zekâlı mıyız?

Vizyonumuz bu kadar dar mı?

Nükleer santral kurulunca neler olacağını hepimiz biliyoruz

Türkiye, şimdilik üç yerde nükleer santral planlaması yaptı.

Akkuyu, Sinop, İğneada…

Doğa harikası üç bölgemizi nükleer santral kurarak mahvedeceğiz.

Ülkemizde kansere yakalanma riski daha da artacak.

Havamız daha da kirlenecek.

Bilmem kaç bin kişi solunum hastalıkları şikâyetiyle hastanelere düşecek.

Santrallerin çevresinde oturanlar, sürekli “ya kaza olursa” korkusuyla yaşayacak.

Ayrıca “terörün hedefi olma” sorununu yaşayacağız.

Santrallerin yapılacağı bölgelerde turizm bitecek.

Daha neler neler…

Saymakla bitmez.

Almanya, ürettiği elektriğin yüzde 10’nu satıyor

Almanya, yenilenebilir enerjiye dönüşümde dünyaya örnek bir ülke.

Ağustos 2015 itibariyle, ürettiği enerjinin yüzde 83.2’si yenilenebilir kaynaklardan elde ediyor.

Ürettiği enerjinin yüzde 10’nunu da ihraç ediyor.

Bunca sanayisi olmasına rağmen, evsel kullanımı çok yüksel olmasına rağmen, “elektrik fazlası” var.

Tabii, yenilenebilir enerjide, güneş azlığı gibi dezavantajlara rağmen, avantajları da var.

Rüzgâr ve güneş enerjisi ile ilgili, bütün teknoloji ve tesisler kendinin.

Başka bir ülkeye teknoloji ve tesis yapım parası vermiyor.

Özetle…

Bugün enerjide devrim yaşanıyor.

Yeni teknolojiler gelişiyor, yenilenebilir enerjiler için imkânlar çoğalıyor.

İşte size Almanya örneğini verdim.

Bizim Almanya’ya göre, yenilenebilir enerji üretiminde potansiyelimiz 3-5 kat daha fazla.

Yeter ki, politikalarımızı doğru belirleyelim.

Kaynaklarımızı akıllı kullanalım.

Dünyanın eskimiş teknolojilerini, bize kakalamalarına izin vermeyelim.

Akıllı davranırsak, enerjide dışa bağımlılıktan kurtuluruz.

Petrol zengini ülkelerin ağız kokularını çekmekten daha bıkmadık mı?”

 

 

İngiltere bile “güneş”e yöneldi

                                       *********

Sevgili okurlarım, Almanya ile ilgili bu bilgileri vermiştim.

Geçenlerde ekonomi gazetelerinde, İngiltere’nin elektrik üretimiyle ilgili bir haber vardı.

Mayıs ayında…

Birleşik Krallık tarihinde…

İlk kez güneş enerjisi, kömürden daha fazla elektrik üretmiş.

Haydi, buyurun bakalım!

Hem de öyle “bir parmak fazla” filan değil.

Kömür, 893 Gigawatt elektrik üretirken…

Güneş panelleri, 1336 Gigawatt elektrik üretmiş.

Yani kömürün 1.5 katı!

İngiltere, 9 yıl sonra, yani 2025 yılında elektrik üretiminde kömürü tamamen bırakmayı planlıyor.

Biz ise önümüzdeki yıllarda, elektriğin ağırlıklı olarak kömürden üretilmesine karar veriyoruz.

Aklımızı peynir ekmekle mi yedik ne!

Dünya nereye, biz nereye?

 

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

 

“Dayılı” ve “Hacı amcalı” akaryakıt istasyonu

                                               *******

İzmit’te değil, anlatacağım akaryakıt istasyonu Bozüyük’te…

Seyahatten dönüyorum, baktım yakıt seviyesi sinyal vermeye başladı, önüme gelen ilk istasyona daldım.

Aslında OPET’lerden yakıt almaya özen gösteriyorum.

Hem yerli sermaye, hem de hizmetleri, özellikle tuvaletleri mükemmel.

Girdiğim istasyon, baktım PETROL OFİSİ…

Bozüyük transit yol geçişinde, karşılıklı alışveriş merkezlerinin şehir tarafında.

Oradaki pompa görevlilerinin beni yönlendirmelerini bekledim, üçü de kafalarını kaldırıp bakmıyor.

Pompaların birine yanaştım, camı açıp “Doğru pompa mı?” diye sordum, “Dayı, şu pompaya yanaş” diye cevap verdi delikanlı.

Soğuk, sevimsiz, sakalı uzamış, höt birisi…

İçeride ödemeyi yaparken, oradaki yöneticiye dışarıdaki durumu anlattım.

Pompacıların ilgisizliğini…

Konuşurken “dayı” diye hitap etmelerini…

Tam şikâyet edecek adamını bulmuşuyum.

“Hacı amca” dedi, “çalışanları eğitiyoruz, ama oruçtan herhalde kafaları pek yerinde değil!”

Bir PETROL OFİSİ istasyonundan “dayılı” ve “hacı amcalı” alışveriş yaptım ya…

Gayri defterimden sildim, bir daha PETROL OFİSİ istasyonlarına girmem.

 

Bu yazı toplam 1791 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim