• BIST 108.434
  • Altın 151,200
  • Dolar 3,6612
  • Euro 4,3260
  • Kocaeli : 4 °C
  • İstanbul : 17 °C
  • Sakarya : 4 °C

AKP, Tavşancıl’ı çöpe attı!

AKP, Tavşancıl’ı çöpe attı!
Tarihi Tavşancıl beldesi, şu sıralar kaderine terk edildi. Dönemin belediye başkanı CHP’li Salih Gün, Tavşancıl’ın çöplükten farksız olduğu görüşünde.

Herkes kendinden emin. Yazılanlara konuşulanlara baktığımızda herkes haktan, adaletten, doğruluktan yana. Peki, ortada olanlara ne demeli?  ‘Suçlu kim?’ sormayacağım, korkmayın!‘Çözüm ne?’ Ya birileri fena halde yalan söylüyor ya da hepimiz yalancıyız. Herkes vatansever; iktidar, muhalefet, seçimleri kazananlar veya kaybedenler… Yolsuzlar, hırsızlar, dolandırıcılar, tefeciler, rüşvetçiler… Herkes birer ahlak abidesi, gelin görün ki ülke fosseptik çukurundan farksız. Herkes kurtarıcı, ülke batık; herkes sevgili-âşık, toplum birbirine düşman; herkes entelektüel, kitap okuma oranı yüzde dört; herkes iyilik perisi, ortalık fakir-fukara dolu… ‘Ya benimsin ya da kara toprağın’ diye genç âşıkların söyledikleri bir söz vardı ya, tam da öyle bir durum var burada… Tek fark var; ‘ Ya benim ol ya da yok olmaya mahkûm!’ Örnek mi? Alın size Tavşancıl!

 

SALİH GÜN İLE KARŞILAŞTIM

Geçen gün o dönem Tavşancıl Belediye Başkanlığını yapmış Sayın Salih Gün Bey ile karşılaştım. Oturup çaylarımızı yudumlarken Tavşancıl’ı konuştuk. Çünkü Tavşancıl’a son geçişimin üstünde bir hayli zaman geçmiş ve gördüğüm manzara karşısında adeta hayal kırıklığına uğramıştım. Terk edilmiş bir şehri andırıyordu… Yıkılmış/yakılmış tarihi evler…

En güzel şekilde Tavşancıl halkına hizmet veren belediye binası, Jandarma karakolu, Belediye sosyal tesisleri, sahil ve sağlık ocağının içine düştükleri içler acısı durumları… Yeniçeri mezarlıkları, Yahya Kaptan anıtı, belediye binasındaki Atatürk maskı, caddeler, sokaklar ve daha neler neler… Şaşkınlığım ve hayal kırıklığım bir kat daha arttı. Zira daha önce gördüğüm Tavşancıl ile şuan karşımda duran Tavşancıl arasında hayal edilemeyecek kadar fark vardı. Yerler çöplerden geçilmiyor.  Yıkılmış, yakılmış tarihi evlerin hüznüne şahit oluyorsunuz. O görkemli evlerin sessiz çığlıkları sizi içten içten yaralıyor.

***

Çevresinde toplam 7 tepe bulunan Tavşancıl küçük bir tepeye sırtını vererek küçük bir çukurluğun çevresinde ve gerisinde kurulmuş, son yıllarda yerleşim alanı İzmit Körfezinin sahiline kadar uzamakta… 1950’li yıllara kadar, 66 köyün bağlı olduğu nahiyedir. Demokrat partinin iktidara gelmesiyle, Hereke nahiye olur ve Tavşancıl ise köy. Dengeleri bozan göç, neredeyse buraya hiç uğramamış. Aslında saklı bir kenttir Tavşancıl. İster otobandan, ister E-5’ten gelin Tavşancıl’ı görmeniz mümkün değil. Adeta kendini dışarıdan gelenlere karşı saklıyor.

 

BELEDİYE BİNASI

1991 yılın belediye başkanı Salih Gün tarafında yaptırılan bina, 3500 m2. İzmit Körfezine nazır küçük bir tepede inşa edilmiş. Geniş balkonu, ferah odaları ve her tarafı açık odaları insana huzur veren bina, şimdi ise içler acısı durumda.

Harabe… İçeriye girip dolaşmak insanı ürkütüyor.

Binanın önündeki o güzelim bahçe, biçilmemiş tarlayı andırıyor. Her tarafı kaplayan çöpleri saymasak! Zira çöp tarlada bulunmaz ama burada çöpten çok bir şey yok! Hemen sağ tarafta bulunan, Kuvayı Milliye Komutanı Yahya Kaptan’ın heykeli geçmişi ve şanlı tarihi nasıl ayaklar altına alındığının canlı şahidi… Heykelin alt tarafı kırılıp dökülmüş… Yazılar silinmiş…

Yan tarafta duran kitabenin durumu heykelden daha beter…

Bu kahramanlar bunu hak edecek ne yaptılar? Uğruna canlarını feda ettikleri vatan toprağında böylesine muameleye maruz kalmak hangi vicdanın eseri?

Karşınıza çıkan manzaraya üzülmemek, hayıflanmamak mümkün değil.

Bir anda o meşhur sözü hatırladım; ‘Gâvur Rus mu buradan geçti?’

‘Gâvur Rus’ mu geçti bilmem ama 10 yıl kadar Rusya’da yaşayan biri olarak rahatlıkla diyebilirim ki; ’Hayır. Rus, tarihine ve geçmişine sonuna kadar bağlı, tarihi şahsiyetlere hak ettikleri değeri verme noktasında takdire şayan. İspat mı istiyorsunuz? 184 şehirden biri olan St. Petersburg’a bakın, yeterli!

Karşımdaki utanç verici tabloyu terk edip hemen içeri girmek istedim, yere baka baka. Kolumdan tutan eski Belediye Başkanı Salih Gün Bey; ‘Yukarıya bakar mısınız?’ dedi. İkimiz birden Belediye binasının giriş kapısının üstünde bulunan Atatürk maskına baktık tek kelime etmeden. Sonra birbirimize. Uzun bir sessizlik... Şaşkın bakışlarımızın hedefi yine Atatürk maskı… Maskın dizüstü sökülmüş. Bakıldığında, Atatürk’e kısa pantolon giydirilmiş gibi bir tablo ortaya çıkıyor. TC kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in vefatının 76. yıl dönümünü andımız bu günlere denk gelmesi de ayrı bir konu…

Çatı harap, bina harap, balkon çöplük… Bizi karşılayan şahıs galiba bekçi… Bu koca bina tek başına olması sıkılmış olmalı ki içerisi sigara dumanından ve kokusundan geçilmiyor. Sanırım günün yöneticileri ‘bunu biz yapmadık, bırakalım çürüsün’ mantığıyla hareket ettikleri için bu halde bırakmışlar! Yoksa başka izahatı yok.

Salih Bey başlıyor anlatmaya: ‘’alt katta sağlık ocağı için 3 oda ayırmıştık. Biri bayan, diğeri erkek iki doktor, sağlık memuru, ebe ve hemşire olmak üzere 5 sağlık personeli ile 15 yıl hizmet verdik halkımıza. Elektrik, su, ısınma ve yemek her şeyi belediye olarak biz ödedik. İşte burada! Şimdi hafta bir gün sadece 4 saatliğine bir doktor geliyor. Nereden nereye?’’

Salih beye bakıyorum. Yutkunuyor. Anlatmaya çalışıyor nafile, eliyle üst katı işaret ediyor. ‘’Çıkalım!’’ Balkona yöneldik. Balkon binanın özeti gibi… Yerde biri küçük, diğeri büyük iki mangal! Mangalların içi kül dolu, ağzına kadar… Öyle anlaşılıyor ki balkon birilerine hizmet ediyor! ‘’Başkan’ım sizi dinliyorum’’ dedim. ‘’Dışarı çıkalım’’ dedi. Hal diliyle çok şey anlattı.

Dışarı çıkarken Başkan’ın ağzından şu kelimeler döküldü; ‘’Misafirhane veya butik otel yapılmaz mı, el insaf ya el insaf!’’

 

SALİH GÜN SPOR MERKEZİ

Söz konusu spor merkezini bilenler çok iyi biliyor ve güzel günleri yâd ediyorlar.  Şimdi ise mevcut manzara onları çok üzdükleri için pek konuşmak istemiyorlar. Bir saha düşünün ki at gübresinin toplama deposu olsun…

Bir tribün düşünün ki sadece çürümüş, paslanmış ve kopmuş demir iskeletinden başka hiçbir şey olmamış olsun… Bir spor kompleksi düşün ki mantar yetiştirilsin… Bu anlatılan ne hikâye, ne şaka ve ne de fıkra…  Hepsi gerçek ve Tavşancıl’da… Bu saha ve spor kompleksi ki şehir dışından gelen takımların günlerce kamp yaptıkları tesis… Bol oksijeni, temiz havası ve doyumsuz manzarası ise dillere destan… Sakinliği zirvede, huzur dorukta… Ama şimdi sakinliğin yerini başıbozukluk ve huzurun yerini ise huzursuzluk almış durumda… Hakikatten sahipsizlik ve terk edilmişlik ne kötü bir şey olduğu Tavşancıl’da ayan beyan görünüyor. Sahi madem cim sahayı tarla yaptınız, ’’ İyi hoş’’ demeyeceğim ama bildiğim kadarıyla tarlalar yılda bir kere biçilmez mi?

 

TAVŞANCIL SAHİLİ

Fazla eskiye gitmenize gerek yok. 20 yıl öncesine kadar tek bir metrekaresi bulunmayan bir sahildi burası… Eski Belediye başkanı Salih Gün, tüm müdahalelere rağmen 49 dönüm dolgu yapar ve sahil bugünkü durumuna kavuşur. İstenilen ve hedeflenen tek şey; insanlar aileleriyle gelip zaman geçirsin. Çocuklar parklarda eğlenirken, ailelerde yanı başlarında oturup çaylarını/kahvelerini yudumlarken çocuklarının sevinçlerine ortak olsunlar. Tıpkı komşu belde Hereke gibi… Körfez, Derince ve Karamürsel gibi… Ama ne yazık ki Salih Bey’den sonra başkanlık koltuğuna oturanlar, istenilenin ve arzulananın tam tersini yaptılar.  Sahil peyzajı yapıldı. Yapılmasına ama oturulup çay içilecek, eğlenecek ve kısacası insana hizmet edecek temel unsurların hiçbiri yapılmadı/yapılamadı.

Güneşli veya yağmurlu havalarda insanlar banklarda değil ağaç diplerine saklanıyor, neden acaba? O muhteşem sahil, 4 mevsim ve sabah/akşam insanların uğrak yeri ve eğlenecek bir duruma getirilemez miydi? Şimdi sahilin doğusunda bir tane kafe/restoran var. Acaba kaç defa el değişti burası, neden?

Kafenin durumunu Salih Bey’e soruyorum. ‘Nasıldı, niye bu böylesine atıl duruma geldi? Etrafı süzüyor önce ve başlıyor; ’’ Bizim dönemimizde burada 16 personel vardı. Biz belediye olarak çalıştırıyorduk. 16 insanımıza iş imkânı sağlıyorduk. Kafe, bütün masraflarını karşılıyor ve belediyeye de hatırı sayılır para bırakıyordu her ay. Şimdi ise her ay durmadan el değiştiriyor.’’ diyor ve keskin bakışlarıyla beraber bir soru soruyor bana. ’’Sağılan inek satılır veya kesilir mi?’’ Anlatmaya devam ediyor eski başkan; ’’ Burası hizmet verdiği günden itibaren içkili bir mekândı. Daimi müşteri potansiyeli vardı. Gerek civar yerlerden gerekse dışardan insanların uğrak yeri idi. Dilovası’nda bulunan fabrikaların yönetici ve misafirleri hemen hemen her gün gelirlerdi. Çoğunluk yabancılar yani… Hatta Miltur firmasıyla anlaşmıştık. İstanbul’dan aldıkları yolcularına burada sabah kahvaltılarını vereceklerdi. Ama sahile gelen alt geçit alçak olunca otobüsler geçmedi/geçemedi.’’

 

"AH, BAŞKAN’IM"

Kafe’ye çay içmek için oturunca, öğrendik ki bir hafta önce Kafe yine el değiştirmiş. Başkan’ın anlattıklarına tasdik edercesine… Çaydan sonra arabaya yöneliyoruz. Bir vatandaş Başkan’a doğru koşar adımlarla yaklaşıyor ve şikâyette bulunuyor. “ Ah, Başkan’ım” diyor ve ekliyor; ’’şu gördüğünüz yere cami yapılacak. (Kafenin önündeki alanı göstererek) Burada 30 hane var ve namaz kılan ise iki kişi …’’

 

JANDARMA BİNASI

İçişleri Bakanı Meral Akşener döneminde yapılır ve kısa zaman zarfında hizmete açılır. Umut edilir de bir gün Tavşancıl ilçe olursa kolluk kuvvetlerin binası hazırdır. Ama diğer kamu binaları gibi bu güzide bina da maalesef çürümeye terk edilir… Hereke’de iki yüksekokul mevcut. Ama Öğrencilerin barınma ihtiyacı hiç biz zaman tam olarak karşılanmadı. Yine civarda en yakın öğretmen evi ve otel Körfez veya Gebze’de bulunuyor. Bu bina çürümeye terk edilmeden acaba, kız veya erkek öğrenci yurdu, polis veya öğretmen evi veyahut alternatif bir otel olarak hizmet veremez miydi?  Küçük bir ekle bu yapı 700/800 öğrencinin barınma yeri veya 200/300 öğrencinin eğitim görecekleri bir eğitim yuvasına dönüştürülemez miydi?

 

YENİÇERİ MEZARLIĞI

Mezarlığa gittik. Mezarlık Belediye binasından ve Yahya Kaptan heykelinden daha berbat durumda... Yeniçeri mezarlı ki Türkiye’de ikinci bir örneği yok. Tek adres, Tavşancıl… Bir dönem Tavşancıl’da ikamet eden eski Türk Tarih Kurumu başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’na dönemin Belediye başkanı Salih Gün tarafında gün yüzüne çıkartılması için bir çalışma başlatılması istenir. Kurum başkanı tarafından Kültür Bakanlığı’na bilgi verilir. Var olan tarihi mirası, tarihe kazanılması arzu edilir. Aradan zaman geçer. Ne soran olur ne de gelen giden…  Belediye başkanı bir türlü gelmeyen/gelemeyen sessizlikten yılmaz, dört defa daha yazı yazar. Sonuç, öncekiler gibi kocaman bir sessizlik!

Şimdi milletvekili olan Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’na ulaştım telefondan. Prof. Halaçoğlu; ’’ Tavşancıl ve çevresi, Osmanlı ordusunun konaklandığı, dinlendiği bir yer. Gerek Osmanlı döneminde gerekse Milli mücadele döneminde bu yöre önemli bir tarihi önem arz etmektedir. Tavşancıl’da bulunan Yeniçeri mezarlığını görme fırsatım oldu. Mezarlıkta yaklaşık 110 mezar taşı bulunmaktaydı. Mezar taşları 1700 yıllara aitti. Şimdi mezarlık ve mezar taşları ne durumdadır bilmiyorum. Zira uzun zaman geçti.’’

Ne hazindir ki, durum içler acısı… Çalılıklar kapalı mezarlıktan eser kalmamış. Yıllarca defineciler tarafında talan edilen mezarlıkta neredeyse tek bir mezar taşı yok.  Dönemin Belediye başkanı Salih Gün şöyle ifade ediyor:’’ Yeniçeri, Avrupalılar tarafında merak edilen bir kurumdur. Çeribaşısı, Cariyebaşısı mezarları burada. İstanbul’daki sarayın 2. 3. derecedeki memurların mezarları burada. Mezarlık,  30 dönümlük arazi üzerinde kurulmuş. Defalarca Kültür bakanlığına yazı yazdım. İstedim ki 5 dönümlük tarihi/müze mezarlık geri kalan ise vatandaşa açalım. Bütün yazışmalarıma rağmen tek bir cevap almadım. Daha sonra Sayın Ertuğrul Günay’ı durumu izah ettim. O dönem turizm bakanı idi. ‘Hemen yapalım’ dedi. Her hangi bir proje olmayınca, her şey sözde kaldı.’’

 

YAHYA KAPTAN

Kuvayı Milliye komutanı olanı, Atatürk’ün silah arkadaşı ve bizzat burada görevlendirilen Yahya Kaptan’ın mezarı da burada bulunmaktadır. Mustafa Ragıp tarafından Tavşancıl’a, Tavşancıl’dan Batı cephesine ve Anadolu’nun değişik yerlerine sandallarla kaçak olarak silah sevkiyatı yapılmakta…

Atatürk, İzmit’e halkın yoğun tezahüratı ile karşılanır. Yanındakiler tarafında Atatürk’e “in” diyorlar. Perdeyi açan Atatürk; “Yahya Kaptan’ın heykelini dikerseniz, açılışına gelirim” diyor. İzmit’te bir mahalleye ismi verilen, Yahya Kaptan heykeli yaptırma ve Atatürk’ün vasiyetini yerine getirme dönemin Tavşancıl Belediye Başkanı Salih Gün’e nasip olur. Ama bugün o heykel harabe durumda. Yazıları dökülmüş, etrafı adeta ise çöplük…

 

SOSYAL TESİSLER BİNASI…

Manzarası, konumu ve mimarisi mükemmel… Hâkim bir yerde konuşlandırılmış. İzmit körfezi ayaklarınızın altında adeta… Yeni yapılan köprü ise tam karşınızda…  Ama sosyal tesisler sahipsiz diğer binalar gibi… Çürümeye, dökülmeye gün sayıyor…

Bina, üç kattan ibaret.. Alt kat; sauna ve masaj salonları,

Orta kat; İdari ve yönetimin bulunması için yapılan büyükçe odalar,

Üst kat ise genişçe salonu, terası ve balkonu hüzünlü haliyle size ’’ Merhaba’’ diyor. Bir yıldan fazla zamandır kapısına kilit vurulmuş…

Odalarında biri itfaiyeye tahsis edilemez mi? Son beş yılda beş ev yandı, kül oldu? Yine o odalardan biri Zabıta hizmetine sunulmaz mıydı? Saat beşten sonra zabıta beldeyi terk ediyor, hayat bitiyor mu Tavşancıl’da? O odalardan biri sağlık ocağı yapılamaz mıydı? Doktoruyla, hemşiresiyle, sağlık memuruyla… İşte o zaman bir iğne için Hereke’nin yolu aşındırılmazdı… İşte o zaman hizmet vatandaşın ayağına gelirdi, vatandaş hizmetin ayağına değil… Yahut bu tesis, KOMEK kurslarına kapılarını açamaz mıydı? Ya da spor merkezi haline alınmaz mıydı? Belki bonzaiye kurban verdiğimiz 3 gencimiz imdi aramızda olacaklardı… Sahi Tavşancıl kime ve neye emanet? Sahibi yok mu bu binaların?

Yoksa ihtiyaç fazlalığından mıdır çürümeye terk edilmiş? Tavşancıl’a el uzatmak için kaç genci daha bonzaiye verelim? Kaç ev daha yansın/yıkılsın?

Kaç insan bir gece yarısı hastaneye yetiştirmek için ter döksün bir iğne için… Kaç öğrenci ev bulmak için kıvrım kıvrım olsun Hereke’de? Tavşancıl’a sahip çıkmak için neyi ve kimi bekliyoruz? Haber: Ziya DOĞAN

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim