• BIST 89.603
  • Altın 146,133
  • Dolar 3,6103
  • Euro 3,9292
  • Kocaeli : 7 °C
  • İstanbul : 10 °C
  • Sakarya : 7 °C

Allah bizi affetsin

Ruhittin Sönmez

15 Temmuz Darbe Teşebbüsü ile ilgili detaylar ortaya çıktıkça görüyoruz ki,  çook büyük bir badireyi atlatmışız.

Daha önemlisi devletimiz, kimsenin farkında olmadığı, bu teşebbüs olmasa imiş farkına da varamayacağımız bir işgal altında imiş.

Devletin en kritik birimleri, çok organize, çok yaygın bir kadrolaşma ile işgal edilmiş.

Bu işgali yapan kadro içinde öyle kişiler varmış ki ordumuzun uçakları ile TBMM’yi, Türk vatandaşlarını gözünü kırpmadan bombalayabilecek şekilde özel yetiştirilmiş.

Yaveri, Genelkurmay Başkanının bütün konuşmalarını düzenli olarak kaydedip, kime gittiğini bilmeden örgütten bağlı olduğu “abiye” vermekte imiş.

Cumhurbaşkanının yaveri, kuvvet komutanlarının emir subayları FETÖ üyesi imiş. Bunların hangi bilgileri kime vermiş olabileceğini tasavvur dahi etmek istemiyorum.

TSK içindeki kritik mevkilerdeki bu gibi özel yetiştirilmiş ajanların bir savaş halinde komutanlarının emri yerine başka bir ülkeden emir almayacaklarından emin olabilir miyiz?

Bütün bunları düşündükçe kanım donuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın samimi beyanı, bildiklerimizden de beterinin olduğunun işareti gibi: “3-4 yıl öncesine kadar bile ben inanın bu kadarını düşünmüyordum. Ama ne yazık ki ciddi manada yanılgıya düşmüşüz. Allah bizi affetsin.”

Sadece Allah’tan af dilemek yetmeyebilir. “Kul hakkı” ve halka karşı sorumluluk boyutunu da düşünmek gerekmez mi?

 

TSK’DA DURUM DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDEN DE VAHİM

Yüksek Askeri Şura kararları açıklandı. TSK’nın toplam 358 general ve amiralinden 157’si (yüzde 44’ü) ihraç edildi.

En yüksek ihraç oranı Deniz Kuvvetlerinde. 55 amiralden 32’si (yüzde 58’i) ihraç edildi.

Hava Kuvvetlerinde büyük çoğunluğu savaş pilotu olan 213 subay ve en az pilotlar kadar önemli olan ve uçakları uçuşa hazırlayan 44 uçak bakım teknisyeni ihraç edildi. Her birinin yetiştirilmesi yıllar alan ve birer F16 fiyatına mal olan bu pilot ve teknisyenlerin yerini doldurmak kolay olmayacak.

Bu rakamlara bakınca darbe eğer Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapıldı ise başarılı oldu diyebiliriz.

Genelkurmay’ın bu rakamların vereceği dehşeti azaltmak için yaptığı “TSK’nın sadece yüzde 1,5’u darbeye karıştı” açıklaması ise tam bir talihsizlik. Açıklamayı yapan TSK yetkilileri hepimizden iyi bilir ki general, amiral, pilot gibi üst nitelikteki subaylar ile rütbesiz erler aynı torbaya konulamaz.

Daha da vahim olan husus ise Genelkurmay Başkanı ve 3 kuvvet komutanının görevlerine devam ediyor olması. Bunlar emir subayları dâhil en yakın çalışma arkadaşları hain çıkan ve onlar tarafından rehin/ esir alınan, aşağılanan komutanlar. TSK’nın hain bir örgütlenme tarafından ele geçirilmesine mani olamamış, başarısız Genelkurmay Başkanı ve 3 Kuvvet Komutanının göreve devam etmesi akıl alır gibi değil.

Anlaşılan Cumhurbaşkanı ve hükümet ordu içinde bunların yerine koyabilecekleri güvenilir komutan bulamadı. Bu da durumun zannettiğimizden de vahim olduğunu gösteriyor.

Zaten hala bütün askeri birlik ve kışlaların kapılarının belediyelere ait araç ve iş makineleri ile kapatılmış olması güvensizliğin bir işareti.

Son KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile alınan kararlar da güvensizliğin boyutunu göstermekte.

“Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları, Milli Savunma Bakanı'na bağlandı. YAŞ’ın yapısı değişti. Harp akademileri, askeri liseler ve astsubay hazırlama okulları kapatıldı.”

Bu kadar güvensizlik iyi şey değil. Tez zamanda bu güvensizliğin giderilmesini ümit etmek istiyorum.

 

İSTİHBARAT ZAFİYETİ VAR, İSTİFA YOK, GÖREVDEN ALMA YOK

Cumhurbaşkanı Erdoğan darbe teşebbüsünü eniştesinden, Başbakan Yıldırım da eş dosttan öğrenmiş. Her ikisi de açık yüreklilikle “istihbarat zafiyeti olduğunu” kabul ettiler. “Doğru istihbarat olsaydı, darbenin önüne geçilebilirdi” dediler.

Fakat başta Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) müsteşarı olmak üzere istihbarattan sorumlu hiçbir bürokratın ve bu birimlerin bağlı olduğu hiçbir bakanın istifa etmemiş veya görevden alınmamış olması ilginç değil mi?

Demek ki istihbarat teşkilatlarımızın yönetimine getirilebilecek mevcutlar kadar güvenilir, mevcutlardan daha ehil kişiler bulunamamış.

Dehşete düşüyorum. Sormadan edemiyorum:

Bu büyük devlet bu hale nasıl geldi?

 

KİM KİMİ KORUYACAK?

Halkın can ve mal güvenliğini, demokrasiyi ve hukuku korumak, kamu düzenini sağlamak devletin görevidir. Zaten devlet bunun için vardır.

Oysa bugün devleti yönetenler halkı sokaklara çağırarak devleti korumasını istiyor, nöbete davet ediyor.

 

MİLLİYETÇİLİĞİ KEŞFETTİLER

Darbe teşebbüsü sonrası AKP kanadı adeta Atatürk’ü ve milliyetçiliği keşfetti. “Demokrasi Nöbetleri” adı altında her akşam yapılan toplantılara katılanlar, “ülkücülerin resmi marşı” hüviyetindeki Mustafa Yıldızdoğan’ın “Ölürüm Türkiye” şarkısı ile coşuyor.

“Ölürüm Türkiye” şarkısının söylenmesini “siyasidir” diye polisin yasakladığı, söyleyen gençlerin karakollarda sorguya alındığı bir dönem de böylece bitti.

Türk milliyetçilerinin yıllardır okuduğu Arif Nihat Asya şiirleri Cumhurbaşkanının ve AKP’lilerin dilinden düşmüyor.

Teröre verdiğimiz şehitler için balkonuna Türk Bayrağı asanları, AKP yandaşlarının “bayraklılar” diye küçümsediği günlerin üzerinden çok geçmedi. Şimdi AKP’liler bayraklara sarınıp meydanlara çıkıyor.

Bunlar güzel şeyler… Demek ki “her şerde bir hayır varmış…”

 

AKP’NİN ATATÜRK’Ü KEŞFİ

Ak Parti Genel Merkez binasına ilk defa büyük boy bir Atatürk posteri asıldı.

Bütün Türkiye Atatürk’ün “Hâkimiyet Milletindir” sözü ile donatıldı.

Cumhurbaşkanı ve hükümet üyelerinin ağzından Atatürk’ün sözleri ve ilkelerini işitmeye başladık.

Hatta Hürriyet’in muhafazakâr mahalleden transferi, İmam Hatip kökenli Gazeteci Ahmet Hakan bir günah çıkartma yaptı. “Sen ne büyükmüşsün hey Atatürk” başlığı ile çok iyi bir özeleştiri yaptı.

Eskiden Atatürk’e “kızdığı, saydırdığı, itiraz ettiği” bazı temel konularda O’nun ne kadar haklı ve ileri görüşlü olduğunu, son yaşadıklarımızdan sonra, anladığını yazdı. “Artık kadrini, kıymetini bilenlerdenim” dedi.

Ahmet Hakan Atatürk’ün “yüzümüzü Batı’ya döndürmesi, tevhid-i tedrisat, laiklik ilkesi, bir millet oluşturma çabası, şeyhlik, efendilik, müritlik gibi kavramlara, dini cemaatlere, dini gruplara mesafeli duruşu” gibi temel tercihlerinin ne kadar doğru ve iyi olduğunu anlamış. Atatürk’ün büyüklüğünü keşfetmiş.

Darısı Atatürk’ün dinsiz, ahlaksız, ayyaş olduğu propagandaları ile zihinleri tağşiş edilmişlerin başına..

 

BİZİM KOCAELİ VE FETÖ’DEN İSTİHBARAT

Kocaeli’nin önemli gazetelerinden Bizim Kocaeli Gazetesi’nin FETÖ ile irtibatlandırılmış olması ve gazetenin sahibi ve başyazarı Güngör Arslan’ın gözaltına alınması şaşkınlıkla karşılandı.

İktidara yakın Özgür Kocaeli’de verilen habere göre, Bizim Kocaeli’nin örgütle ekonomik ilişkisine rastlanmamış. Bizim Kocaeli Gazetesi “terör örgütünün devlet ve belediyeler içindeki elemanlarından bilgi almakla” suçlanıyormuş.

İddianame hazırlandığında başka suçlamalar da olup olmadığını anlayacağız.

Ancak haberde verildiği şeklinde “devlet ve belediyelerde çalışan kişilerden bilgi almak” nasıl suç olur anlayamadım.

Eğer Bizim Kocaeli’nin bilgi almakla suçlandığı kişiler FETÖ üyesi ise, neden devlette veya belediyelerde çalışıyordu? Bir suçlu arayacaksanız onları, bir takım gizli bilgilere sahip olabileceği, bu görevlerde çalıştıranlar içinde aramanız gerekmez mi?

Gazetecinin işi bilgiye erişmek ve kamuoyu ile paylaşmaktır.  Kaynağının kim olduğuna bakmaksızın kanunlara ve etik kurallara aykırı olamamak üzere bilgiyi kullanabilir. Medyanın özgür olabilmesi için, demokrasilerde, “kaynakların gizliliği ilkesi” uygulanır. Gazeteci bilgi kaynağını açıklamaya zorlanamaz.

Gazeteci tüm bilgi kaynaklarına serbestçe ulaşma ve kamu yaşamını belirleyen, halkı ilgilendiren tüm olayları izleme, araştırma hakkına sahiptir. Gazetecinin karşısına çıkarılacak gizlilik ve sır gibi engeller kamusal işlerde yasaya, özel işlerde açık ve ikna edici gerekçelere sahip olmalıdır.”

Hukuken suçlanabilmesi için gazetecinin elde ettiği bilgiyi suç teşkil edecek şekilde kullanmış olması gerekir. Haberde bu konuda açık bilgi yok.

Gazeteler kapatılırken ve gazeteciler tutuklanırken iki kere düşünmek gerekir.

Çünkü ihlal edilen sadece gazetecinin hakları değil, toplumun bilgi edinme hakkıdır.

 

Bu yazı toplam 1386 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim