• BIST 106.736
  • Altın 141,224
  • Dolar 3,5208
  • Euro 4,0963
  • Kocaeli : 26 °C
  • İstanbul : 27 °C
  • Sakarya : 26 °C

Allah, bu millete “sabr-ı cemil” verecek mi?

M.Tanzer Ünal

Bu ifade, tahmin ettiğiniz gibi Başbakan Erdoğan’ın…
Arapça kelimeleri kullanmayı çok seviyor.
Bunu, “bilgelik taslamak” için mi yapıyor, yoksa gerçekten içinden geldiği için mi, bilmiyorum.
Arap dünyasına olan hayranlık ve özleminden de olabilir…
Her neyse…
Geçmişte, bazı başbakanlar konuşmalarının arasına “İngilizce sözcükler” sokuştururlardı.
Başbakan Erdoğan ise Arapça’ yı tercih ediyor.
“Sabr-ı cemil” dilemek…
Ne demek “sabr-ı cemil”?
Güzel sabır…
Taşkınlık etmeden sabır gösterme…
Başbakan, bu ifadeyi, en son Bingöl’de şehit olan 8 polis ve Hakkâri’de şehit olan 4 asker için söylemiş.
“Aziz milletimize ve de emniyet teşkilatımızın tüm mensuplarına sabr-ı cemil ve başsağlığı, yaralı polislerimize de acil şifalar diliyorum…”
İyi, güzel de…
Başbakan Erdoğan, yıllardır aynı dilekte bulunuyor…
Yıllardır değişen bir şey yok.
Recep Tayyip Bey’in “aziz milletinin”…
“Sabr-ı cemil” gösterecek “sabrı” kalmadı!
Sabır taşı çatladı…
Şehit vermediğimiz bir gün var mı?
Söyleyin Allah aşkına!
Deyin ki, şu gün şehit vermedik…
Artık üç- dört şehit, şehitten sayılmıyor.
“Küçük vaka” onlar…
Şöyle sekiz on tane olacak…
Başbakan da yayınlanmasına izin verecek…
(Biliyorsunuz, geçenlerde 8 polisin şehit edildiği haberini bazı yandaş gazeteler bir-iki sütunda haber yapmıştı.)
İşte o zaman millet, şehit verdiğimizi öğrenebilecek.
Haberiniz olsun, yakında, şehit haberlerinin tek sütunda dahi yayınlanması yasaklanabilir.
Herkesin, her istediğini “sorup öğrenmesi” ve “okuyup öğrenmesi” hakkı, ortadan kalkabilir.
Biliyorsunuz…
Geçen gün TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, ağzını “Uludere” ve ”Afyon” diye açmaya kalktı…
Lafı anında ağzına tıkadılar:
“Sen işine bak!”
İsteyen, aklına geldiği gibi istediğini soracak… Öğrenmek isteyecek…
Yok öyle şey!
Türkiye artık eski Türkiye değil.
Türk halkı, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan” oldu.
Erdoğan’ın “ileri demokrasi” palavralarına kanıp, mevcut “kör topal demokrasi”sini de kaybetti.
Yeni sistem şu:
*Recep Tayyip Erdoğan’ın izin verdiği biçimde yaşayacaksın.
*Recep Tayyip Erdoğan’ın izin verdiği kadar konuşacaksın.
*Kıblen Recep Tayyip Erdoğan olacak. Kıbleni şaşırırsan, feleğini şaşırırsın.
********
Dikkat ediyor musunuz?
Tutuklanan subay ve komutanların sayısı arttıkça, şehitlerimizin sayısı da fazlalaşıyor.
“Taşları” bağladılar…
“İtleri” saldılar…
Evlatlarımız sapır sapır dökülüyor.
Genelkurmay Başkanı, Başbakan’ı evine “iftara” davet etmiş…
Allah kabul etsin!
İmam Hatip Lisesi mezunları da artık askeri okullara girebilecekmiş…
Allah mübarek etsin!
Türkiye, en önemli iki sorununu daha böylece halletmiş oldu.
*******
Hatırlar mısınız?
“Güçlü Ordu, güçlü Türkiye!” diye bir sloganımız vardı.
2009 yılında, İlker Başbuğ genelkurmay başkanı iken, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sloganı olarak belirlenmişti.
Bu sloganın anlamı şu idi:
Türkiye, içeride ve dışarıda, ancak “Güçlü Ordu” ile çözebileceği sorunlarla karşı karşıya.
Tıpkı Kurtuluş Savaşı yıllarında olduğu gibi…
Toplumun refahı…
Demokrasi…
İç barış…
Dış düşmanlarla mücadele…
Çağdaşlaşma…
Özgürlük…
Ancak “Güçlü Ordu” ile mümkün olabilirdi.
Recep Tayyip Bey, bu slogana çok fena kızdı.
Ne demek oluyordu “Güçlü Ordu”?
Sloganı hemen ters çevirtti.
“Güçlü Türkiye, güçlü Ordu!”
Ve “Güçlü Ordu”yu da yerle bir etti.
Tamam…
Ülkenin güçlü olması esastır.
Ülke güçlü olursa, o ülkenin silahlı kuvvetleri de güçlü olur.
Ama ülkemizin içinde bulunduğu şartlar…
“Ordu”nun güçlü olmasını, “ön şart” olarak ortaya çıkarıyordu.
Ordu güçlü olacaktı ki, halen yaşamakta olduğumuz pek çok sorunu yaşamayalım.
Emperyalist güçler, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni teslim aldılar.
Kanadımızı kolumuzu kırdılar…
Vatanımızı bölmeye, milletimizin birlik ve dirliğini bozmaya karar verdiler.
Yaşadıklarımız artık “terör” değil, “savaş”…
“İç savaş” da değil, düpedüz “savaş”…
İç savaşta “halklar” savaşır.
Burada savaşanlar, Türk Silahlı Kuvvetleri ile emperyalist güçlerin silahlı örgütleri…
*******
Ülke olarak “sıkıntılı günler” geçiriyoruz.
Yaşadıklarımız, “sürpriz” değil.
Bu günler, yıllar öncesinden planlandı…
Şimdi topluma yaşamak düşüyor.
Bu, bir kader mi?
Değil…
Bölünmeyi, parçalanmayı kabul mü edeceğiz?
Şimdilik kimsenin sesi çıkmıyor.
Dün Sözcü’ nün manşetten verdiği gibi:
Recep Tayyip Erdoğan ne derse, millet onu yapıyor.
Televizyonu açma!
Gazeteleri okuma!
Gözlerini yum!
Kulaklarını tıka!
Görme, duyma, sus!
Yeter ki Tayyip koltukta otursun!
İyi de nereye kadar?
Bu millet nereye kadar “sabr-ı cemil” gösterebilecek?
Nereye kadar?

Bu yazı toplam 1165 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim