• BIST 82.779
  • Altın 147,577
  • Dolar 3,7780
  • Euro 4,0388
  • Kocaeli : 7 °C
  • İstanbul : 7 °C
  • Sakarya : 7 °C

Allah’ın kutlu elçilerine saygı (2)

Mehmet Sönmezoğlu

Cenâb-ı Hak, Kur’an’da, diğer peygamberlere isimleri ile hitap ettiği halde Efendimiz (s.a.s.)’e ismiyle değil, “ey resul”, “ey nebî” diye hitap ederek O’na hususi bir iltifatta bulunmuştur. Kur’an’da, O’nun huzurunda seslerini yükseltmemeleri emredilerek, Peygamber Efendimize saygı ve hürmette kusur etmemeleri konusunda mü’minler uyarılmıştır. Ayrıca Yüce Allah’ın ve meleklerin Hz. Peygamber (s.a.s.)’e salatü selam getirdikleri bildirilerek Peygamberimizin Allah katındaki kadru kıymeti hatırlatılmakta, mü’minlerden de Resûlullah’a salatü selam getirmek suretiyle O’na tazim ve hürmet göstermeleri istenmektedir.

 

Böyle kadri yüce bir peygamberin kıymetini idrak edemeyen, O’na gereği gibi saygı ve hürmet gösteremeyen bir insan, ancak kendine yazık etmiş olur. Zira kendisini ateşe düşmekten korumaya çalışan bir insana karşı direnen ve onun elinden kurtulmaya çalışan kimse neticede kendine zarar vermiş olur.

 

Bütün insanların Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’i gereği gibi tanımaya ve anlamaya ihtiyacı vardır. Çünkü insanlığın gerçek kurtuluşu, huzur ve mutluluğu O’na ve getirdiklerine iman etmek, Kur’an ve sünnete sımsıkı sarılmak, mesajlarını doğru anlayıp hayatlarına tatbik etmekle mümkündür.

 

İslam’ın ilk yıllarında Hz. Peygamber (s.a.s.)’i tanımadan O’na düşmanlık edenler olmuş, ancak daha sonra Efendimizi tanıdıktan sonra O’nu canlarından çok sevmişler, getirdiği dine bağlanmışlar, uğrunda canlarını mallarını ortaya koymuşlardır. Peygamberimizi öldürmek için yola çıkanlar, O’nu tanıyınca “Anam babam sana feda olsun ya Resûlallah” diyerek O’nun yoluna canlarını feda etmişlerdir. O’nu kibrinden ve inadından dolayı tanımak, anlamak istemeyen kimseler ve O’na düşmanlık besleyen bedbahtlar ise helak olup gitmişler, hem dünyalarını hem de ahiretlerini cehaletlerinden dolayı heba etmişlerdir.

 

Hz. Peygamber (s.a.s.) bir müjdecidir, ancak O’na uymayan Yüce Allah’ın ikram ve ihsanlarına nail olamaz. O, bir uyarıcıdır, lakin O’nun uyarılarına kulak vermeyen tehlikelerden kurtulamaz. O, ışık saçan bir kandildir, fakat O’na sırtını dönen, kendi kendini karanlığa mahkûm etmiş olur.

 

Allah’ın kutlu elçisi Hz. Muhammed (s.a.s.)’e iman edip saygı ve hürmette kusur etmeyenler, getirdiği hükümlere tabi olanlar, O’nun gösterdiği dosdoğru yolu takip edenler insanlığın kemaline erişirler. O’na ümmet olan bahtiyarlar, “esfel-i sâfilîn”e (aşağıların aşağısına) düşmekten, insanlık onurunu, izzet ve şerefini kaybetmekten kurtulurlar.

 

Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in son peygamber olarak gönderilmesi, O’nun insanlık için son kurtuluş ümidi olduğunu göstermektedir. İnsanlar kendilerine sunulan bu son fırsatın değerini bilmelidirler.

 

Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde kendisine itaat edenlerle etmeyenlerin durumunu meleklerin dilinden bir misalle anlatır. Hadiste melekler Peygamber Efendimizi, yeni bir ev yaptıran ve o evde bir ziyafet tertip edip, bu ziyafete insanları davet eden kimseye benzetirler. Bu davete icabet edenler, o eve girer ve mükellef ziyafetten yerler. İcabet etmeyenler ise o eve giremez, ziyafet yemeklerini de yiyemezler.  Melekler bu temsili kendi aralarında şöyle izah ederler: “O ev cennettir; davetçi de Muhammed (s.a.s.)’dir. Kim O’na itaat ederse Allah’a itaat etmiştir. Kim de O’na asi olur, başkaldırırsa Aziz ve Celil olan Allah’a asi olmuştur. Hz. Muhammed, (itaat ve isyan, inanan ve inanmayan bakımından) insanların arasını ayırt etmiştir .” (Buharî, İ’tisâm, 2)

 

Yüce Allah, Hz. Muhammed (s.a.s.)’i peygamber olarak göndermekle biz insanlara büyük bir lütufta bulunduğunu bildiriyor. (Âl-i İmrân, 3/164) Artık bu büyük nimetin kıymetini bilip bilmemek insanın kendi tercihine kalmıştır. Ya Hz. Peygamber (s.a.s.)’e tabi olarak kurtuluş yolunu seçer, ya da O’na asi olup, ebediyen zarara uğrayanlardan olur. Artık onun bir bahanesi de kalmamıştır. Çünkü Cenâb-ı Hak, peygamberler göndererek, insanların hesap gününde “bilmiyorduk, bizi kimse uyarmadı” gibi mazeretlere sığınmalarını önlemiştir. Bir ayette şöyle buyrulur: “Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın.” (Nisâ, 4/165)

 

Hulâsa; insanlar kendi zamanlarında gönderilen peygamberlere uymak ve itaat etmek durumundadır. Zira insanlar, peygamberlere uymak suretiyle hakikate, doğruya, iyiye, güzele ulaşabilirler. Peygamberler, kendilerine itaat edilsin diye gönderilmiştir. Kur’an bu gerçeği şöyle bildirmektedir: “Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik.” (Nisâ, 4/64) Peygamberlere itaat, gerçekte Allah’a itaat demektir. Bundan dolayı peygamberlerin davetine uyan, tebliğ ettikleri esasları kabul edenler Allah’ın rızasını kazanır, dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşırlar. Peygamberlere asi olanlar ise Allah’a isyan etmiş sayılırlar. Akl-ı selim sahibi bir insan kendini helake sürükleyecek böyle bir hataya asla düşmemelidir.

Bu yazı toplam 599 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim