• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Kocaeli : 7 °C
  • İstanbul : 7 °C
  • Sakarya : 7 °C

Amerika’da bir hüner göstermeden dilenen yok

Amerika’da bir hüner göstermeden dilenen yok
Önceki iki yazımda size Amerika’yı tanıtmaya çalıştım. Bugünkü yazımda size Amerika’ya tanıtmaya devam edeceğim.

 

 

CHICAGO

Bizim Şikago dediğimiz bu şehir bir gökdelenler şehri. 1885 yılında ilk gökdelenin bu şehirde yapılması ile de tarihe geçmiş. Şehir merkezi birbirinden farklı mimari özellikleri olan yüzlerce gökdelenle donanmış. 110 katlı ünlü Sears Kulesi uzun yıllar dünyanın en yüksek binası unvanını taşımış.

Şehir merkezi dışında ise yerleşim alanları yine siteler halinde yapılmış, 2-3 katlı villa tipi evlerden oluşmakta. Şehir uçaktan gördüğümüz ve arabayla gezerken yaptığımız gözlemlerimize göre dümdüz bir arazi üzerine oturtulmuş.

Indiana’ya gidiş dönüşte gördüğümüz bir bölgede yaklaşık 20 km yol boyunca dümdüz bir arazi üzerinde konuşlandırılmış göz alabildiğine uzanan alanda sayısız rüzgâr enerjisi pervanesi bu beyaz enerji kaynağından azami şekilde faydalanıldığını göstermekte.

Şikago’nun Michigan Gölü’ne kıyısı var. Göl deyip geçmeyin, bizim Marmara Denizi’nin 5 katı yüzölçümü olan bu dev göl şehrin içine Haliç gibi girintiler yapmış.

Kanal adı verilen bu haliç kıyısında hayli sıkışık olarak, mimari yapıları farklı, çok özellikli dev gökdelenler yerleşmiş. Bu kanal içinde özel turist tekneleri ile yapılan tura katıldık. Kişi başı 40 USD civarında olan ve 1 saat 15 dakika süren bu tur esnasında bir rehber gökdelenlerin hangi firmalara ait olduğu, hangi yıl, kim tarafından, hangi maliyetle yapıldığı gibi bilgiler verdi.

Türkiye’nin Başkonsolosluğu da bir gökdelenin 29. Katında. Cevdet Coşkun Bey, eşi Yıldız Hanım ve oğlu Önder başkonsolosluğumuzda oy verdiler. Biz de hem onların oy vermesini ve hem de Başkonsolosluğu’muzdan Şikago manzarası resimleri çektik.

Fasulye şeklinde yapılmış üç boyutlu dev bir ayna Şikago’nun sembollerinden biri olmuş. Cloud Gate denilen bu heykel Anish Kapoor’un bir sanat eseri. Şekli yüzünden fasulye olarak da adlandırılıyor. Parlatılmış paslanmaz çelikten yapılmış metal yapraklar kullanılmış. Heykel 10 metre yüksekliğinde, 20 metre uzunlukta ve 12.8 metre genişliğinde olup ağırlığı 110 ton imiş.

Bu sanat eserinde durduğunuz her bölgede kentin farklı bir yansımasını görebiliyorsunuz. Bu ayna anıt önünde resmini çeken turistler kendilerini aynadaki görüntüleri ile ve şehir silueti ile birlikte resimlemekten mutlu oluyor.

chicago-3.jpg

indianapolis-durak-002.jpg


 

CINCINNATI

Adını Sinsinati diye okuduğumuz bu şehir Ohio Eyâleti'nin çok önemli ticaret ve iş merkezlerinden biri. Ohio ile Kentucky eyaletlerini ayıran Ohio Nehri kenarında kurulmuş. Nehir oldukça geniş. İki eyaleti ayıran nehir üzerinde çok sayıda köprüler var. Bu köprülerden birinden geçip, Kentucky tarafına arabamızı park ettik. Yürüyerek geçtiğimiz köprüden Cincinnati şehrinin ve nehrin görüntüsü güzeldi. Köprünün iki tarafında iki dev stadyum dikkatimizi çekti. Sol tarafımızda Paul Brown Stadium’u, sağ tarafımızda ise eyaletin ünlü Amerikan Futbolu takımı Cincinnati Reds’in stadiumu Great American Ball Park.

Cincinnati diğer gördüğümüz şehirlerden farklı olarak bir bölümü tepelik idi. Buradaki yerleşim yerlerinden şehir ve nehir manzarası seyretmek mümkün.

Cincinnati ve Bloomington seyahatlerimizi bu yol üzerindeki bazı ilginç ilçe ve köyleri de gezerek yapmayı ve günübirlik olmasını planladığımız için kiraladığımız araçla yaptık.

cincinnati-2.jpg

cincinnati-3.jpg


 

NEW YORK

“ABD’ye gidip, New York’a gitmemek olmaz” diye düşündük. Indianapolis’ten New York’a uçakla yaklaşık 2 saatte gidebiliyorsunuz. ABD’de otobüsle ulaşım pek tavsiye edilmiyor. Otobüsle olsa en az 10 saatlik bir yolculuğu göze almak gerekiyor. İnternetten araştırıp uçakla gidiş-dönüş ve otel ücreti dâhil bir paket satın aldık.

Indianapolis Havalimanından, dünyanın en büyük havalimanları arasında olan JFK (Kennedy) Havalimanına vardık. New York pahalı bir şehir. JFK Havalimanı ile Manhattan arası otellere servis yapan shuttle (şatıl) denilen minibüs ücreti, iki kişi 45 USD, taksi ise 58 USD. (fakat 5-10 USD de bahşiş vermeniz gerekiyor.)

3 gece ve 3 gün New York’un kalbinde, Manhattan’da kaldık. Otelimiz Manhattan’ın en canlı yeri Times Square’e sadece 50 metre mesafede idi. 54 katlı otelin 22. katındaki odamızdan Times Square’ın en dikkat çekici bölümlerinden birini görebiliyorduk. Hele 54. Kattaki terasta gece manzarası, çektiğimiz resimler için çok iyi bir mekân oldu.

Times Square meydan bile denemeyecek, içinden araçların da geçtiği yollar ve kaldırımlardan ibaret. Fakat özellikle geceleri binlerce insanın kaynadığı ve gökdelenler üzerine yerleştirilmiş dev ekranların ışıl ışıl ettiği bir atmosferi var.

Bu kalabalığın içinde (Miki Fare’den, Özgürlük Heykeline, Örümcek Adam’dan, Buz adama kadar) dikkat çekici kılıklara girmiş bazı insanlar kendileriyle fotoğraf çektirmek isteyenlerden bahşiş alıyor. Bazıları çok değişik hünerlerini gösterip para topluyor. Bir lastik adam vücudunu inanılmaz şekillere sokarken, diğer tarafta bir ressam sprey yağlı boyalarla kısa zamanda şahane Manhattan resimleri yapıyor. Ama bir fark yaratmadan, bir hüner göstermeden dilenen yok.

Bu meydan çevresinde çok sayıda tiyatrolar, müzikaller ve konser salonları var. “Alaaddin” (Bir Lamba ve Üç Dilek) isimli müzikalin biletleri sahneye yakınlığına göre 100-400 USD arasında idi.

Manhattan’ın ortasında yer alan ve çoğumuzun Amerikan filmlerinden tanıdığı Central Park, Times Square’e yürüyüş mesafesinde. Yıllık ortalama 25 milyon ziyaretçisiyle Central Park, Birleşik Amerika'da en çok ziyaret edilen şehir parkı imiş. Burası gökdelenler arasında 3,41 kilometrekare alana sahip dikdörtgen şeklinde yapılmış bir umumi park. Manhattan’ın yüzde 6’sı büyüklüğünde bir alan.

“Koskocaman blokların arasında yaratılmış yemyeşil, bambaşka bir dünya.” İçinde göletleri, yürüyüş, bisiklet ve fayton yolları, futbol, basketbol sahaları, tenis kortları, yazın havuza dönüşen buz pisti, tiyatrosu vd olan çok güzel, çok canlı bir şehir parkı. İçindeki yollarda her zaman yüzlerce yürüyüş veya koşu yapan, bisiklete binen, spor yapan, çimlere uzanan insanlar var. Faytonlarla veya bir sürücünün iki yolcuyu taşıdığı üç tekerlekli bisikletlerle park turu yapanlar da az değil. Üstelik böyle bir turun dakikası 1 USD.

Dünyanın en önemli müzelerinden olan Metropolitan Museum of Art isimli sanat müzesi de Central Park’ın hemen yakınında bulunmakta. Ünlü Avrupalı sanatçıların eserleri ile Antik Mısır, Roma ve Avrupalılar gelmeden önceki Amerikalılara ait tarihi sanat eserleri burada sergilenmekte. Normal girişi kişi başına 25 USD olan bu müzeye 5-10 USD bağış yaparsanız bu bağışınız karşılığı gezebiliyorsunuz. Sadece bir kanaat edinmek için, çok hızlı bir şekilde, 4 saate yakın sürede ancak üçte birini gezebildiğimiz bu müzeyi layıkıyla gezebilmek için en az 3-5 tam güne ihtiyaç var.

New York’un bütün önemli yerlerini gezebilmek için (Hop-On Hop-Off Bus denilen) iki katlı ve üstü açık otobüsler için 3 günlük bilet aldık. Böyle yapınca istediğiniz zaman bu otobüslere binip, istediğiniz bölgeyi gezdikten sonra tekrar benzer bir otobüse binebiliyorsunuz.

Otelimize yürüyerek 10 dakika mesafede, 5. Caddede bulunan Simit Sarayı’na da gittik. Türkiye’dekine göre çok pahalı olmasına rağmen içine Türk beyaz peyniri konulmuş simitlerimizden yemek bize iyi geldi.

Manhattan’ın ünlü mahalleleri China Town (Çin Mahallesi) ile Harlem’i gezmek eskiden oldukça riskli imiş. Ancak eski kötü şöhretine sebep olan olumsuzluklardan temizlenmiş. Biz yine de bu bölgeleri otobüs üstünden izlemeyi tercih ettik.

Ancak meşhur Brooklyn Köprüsü ve Manhattan Köprüsü’nün altından da geçen 4 km civarında bir yürüyüş yapmak durumunda kaldığımızda farklı bir New York’la karşılaştık. Bu bölge oldukça tenha idi ve evsiz insanlardan bazıları yanlarında hayatlarını idame ettirebilmek için zaruri bütün eşyası tekerlekli bir sepetin içinde olduğu halde burada yaşıyordu. Burada gördüğümüz çoğu yaşlı insanların mutsuz ve donuk yüzleri başka bölgelerde görmedik. Burada halk otobüsü ile dönerken Çin Mahallesi ve Korelilerin yoğun olduğu bölgeden geçtik. Otobüste gerçek Amerikalı yoktu. Diğer ülke insanlarının yüksek sesle sohbetleri bizi andırmakta idi.

New York’un en önemli sembolü Özgürlük Heykeli (Statue Of Liberty) , Özgürlük Adası (Liberty Island) denilen ayrı bir adacıkta. Buraya feribotlarla gidiliyor. Çok uzun kuyruklar ve benzerlerine havaalanlarında rastladığımız güvenlik tedbirlerinden geçerek feribota binebiliyorsunuz. Feribot bileti kişi başı 18 USD.

Feribotla Manhattan’dan uzaklaşırken şehrin siluetini en güzel şekilde gösteren resimler çekebiliyorsunuz. En dikkat çekici, en yüksek gökdelen ise (El Kaide’nin uçak saldırısı sonucu yıkılan İkiz Kulelerin yerine yapılan) yeni Dünya Ticaret Merkezi.

Özgürlük Adasına yaklaşırken Özgürlük Heykelinin denizden görüntüsü de çok özel. Adaya çıktıktan sonra Özgürlük Heykelinin dört bir yanından resimlerini çekmek kadar, buradan Manhattan’ın siluetini çekmek fırsatı da bir şans oldu.

metropolitan-muzesi-5.jpg

ozgurluk-heykeli-2.jpg

indianapolis-durak.jpg

indianapolis-zoo.jpg


SON SÖZLER

17 günlük bir seyahatte edindiğim izlenimlerimden sadece bir kısmını paylaşabiliyorum. Esasen bu kadar kısa bir sürede kendi başımıza gezerken edinebileceğimiz bilgiden çok fazlasını edinebilmemize sebep bizi misafir eden sevgili dostlarımız Cevdet ve Yıldız Coşkun, oğulları Önder ve Özgür ile eşi Deniz’in uzun yıllardan beri yaşadıkları ABD hakkında bizimle paylaştıkları bilgiler oldu.

Cevdet, Yıldız ve Önder Coşkun’un yaşadıkları evlerinde misafir olmak başlı başına bir keyif. Bu keyif sevgili ağabeyimiz Cevdet Bey’in gazetecilik, MİT ve Petkim’deki önemli görevleri esnasında edindiği derin bilgi ve geniş tecrübelerini paylaştığı sohbetleriyle bir başka değer kazandı.

Sevgili ablamız Yıldız Hanımefendinin yaptığı nefis Türk yemekleri, hoş sohbeti ve nükteleri, eşimle çok uyumlu olan zevkleri, fotoğraflarımızla tespit ettiğimiz pozları unutulmazdı. Bize tahsis ettikleri odada ve birlikte olduğumuz her anda, en küçük detayı dahi eksik edilmemiş özenli misafirperverliği ile iki hafta rahat ve huzur içinde, bir solukta geçiverdi.

Önder kardeşimiz bizimle hem kendi bilgi ve tecrübelerini paylaştı ve hem de şehirlerarası yolculuklarımızda saatlerce şoförlüğümüzü ve rehberliğimizi yaparak zahmetimizi çekti.  Özgür kardeşimiz de eşi ile birlikte o çok güzel evinde özel yemekler yaparak misafir etti. Güzel çocukları Maya ve Bora’yı görüp tanımaktan mutlu olduk. Aileden tek eksiğimiz ABD’nin en batısında Seattle’de çalışan kızları Özlem idi. 3 saatlik saat farkı olacak kadar uzak bir şehirde çalışan Özlem’i de o kadar sık andık ki, sanki aramızda gibi oldu.

Coşkun ailesi olmasaydı bu gezimiz olmazdı, olsaydı da bu kadar hoş, bu kadar faydalı ve verimli geçmezdi. Haklarını ödememiz mümkün değil. Kendilerine sağlıklı, huzurlu, mutlu, verimli uzuun bir ömür dileyerek şükranlarımızı bildiriyorum.

Bütün okuyucularıma böyle keyifli ve verimli seyahatler nasip olmasını diliyorum.

west-baden-1.jpg

 

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim