• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • Kocaeli : 7 °C
  • İstanbul : 16 °C
  • Sakarya : 7 °C

Anadille eğitim konusunda Avrupa’ya akıl vermeye kalkan Başbakan…

M.Tanzer Ünal


İnsanın “özü” ile “sözü” bir olmalı.
“Söylediği” ile “yaptığı” birbirini tutmalı.
Hepimizin tanık olduğu son olay…
Başbakan Erdoğan, 17 Ağustos 2013 tarihinde, Türkmenistan’dan dönerken, gazeteciler, “Pakette anadille eğitimin önü açılıyor mu?” diye sordular.
Erdoğan’ın cevabı:
“Hayır yok. Özel okullarda da yok. O konu, bizim için şu anda ele alınacak bir durum değil. Ne, neyi getirir götürür kimse düşünmüyor. Biz, ülkemizi bölecek konular üzerinde AK Parti olarak adım atmayız. Zamanlama birçok konuda çok önemli. Zamanlamayı iyi yapmazsanız güzelim ülkemize yazık edersiniz.”
Başbakan’ın söyledikleri noktasına virgülüne kadar aynen böyle!
Ve Başbakan, “Anadille eğitim ülkemizi böler” dedikten tam 6 hafta sonra “anadille eğitimin” önünü açtı.
Özel okullarda “anadille eğitime” izin verdi.
Dahası var…
Önceki gün katıldığı bir toplantıda Avrupa ülkelerine bu konuda akıl da verdi:
“Anadilde eğitimin önünü açmakla Avrupa ülkelerine örnek olduk. Almanya’da 5 milyon Türk yaşıyor. Vatandaşlarımız kendi dillerinde eğitim yapamıyorlar. Olacak şey mi bu? Bu konuda bizi örnek almalarını bekliyoruz.”
Hele bakın!
Bütün Avrupa, hatta dünya aptal, anadilde eğitime izin vermiyor, bizim başbakanımız akıllı…
Türkiye’de anadilde eğitimin önünü açtı, Avrupa ülkelerine, “Siz de izin verin!” diyor.
**********
Daha önce de yazdım, bir kez daha değineyim.
“Dil birliği” bir ülke için çok önemli.
Kendini bilen, vatanının birlik ve beraberliğini düşünen ülkeler, “resmi dilin dışında ikinci bir dille eğitim yapılmasına” kesinlikle izin vermezler.
Biliyorsunuz, ABD, “90 milletin” yaşadığı devasa bir ülke.
Ama ABD’de İngilizce dışında başka bir dille eğitim yapılması kanunen yasak.
Fransa’da da, Almanya’da da, İtalya’da da, İngiltere’de de, daha pek çok ülkede de bu böyle!
Bu ülkelerde “etnik gruplar” yaşamıyor mu?
Bizden kat kat daha fazla…
Ancak, anadilde eğitime izin vererek birlik ve beraberliklerini tehlikeye atmıyorlar.
*********
Dil, neden bu kadar önemli?
Anadilde eğitim, ülkeyi neden böler?
Öyle büyük analizler yapmanın anlamı yok.
Basit düşünelim.
İki ayrı dilde eğitim, iki ayrı yapılanma, iki ayrı kurumsallaşma demektir.
Önce aynı okulda ikiye bölünmektir.
Sonra okulların ayrılmasıdır ve iki ayrı eğitimdir.
En nihayet iki ayrı müfredat, iki ayrı sistemdir.
Toplum, “dille” ayrışmaya başlar.
Gün gelir, yıllarca bir arada yaşamış insanlar, farklı dil konuştuklarından birbirlerini anlayamaz olurlar.
Artık iki ayrı dünya yaratılmıştır.
Dil, insanları birbirinden ayırmıştır.
Ayrı bir statü elde etmenin, yani yeni bir devlet kurmanın zamanı gelmiştir.
İki anadilde eğitim ülkenin ikiye, üç anadilde eğitim ülkenin üçe bölünmesidir.
Buna inanın…
Bu, ülkeleri bölme yöntemidir.
Emperyalist Batı ülkeleri, bunu çok iyi bilirler.
Anadilde eğitimin ülkeleri böldüğünü bildiklerinden, kendi ülkelerinde buna kesinlikle izin vermezler…
Aynı yöntemi, bölecekleri ülkelere dayatırlar.
İşte Türkiye, böyle bir tuzak içinde!
*******
Diyeceksiniz ki, “Etnik gruplar kendi dillerini öğrenmesinler mi?”
“Anadil öğretimi” başka…
“Anadilde eğitim” başka…
Bir insanın anadilini öğrenmesi, en temel insan hakkıdır.
Elbette, herkes kendi anadilini öğrenmeli!
Ama tek bir dilde “eğitim” yapılmalı.
Resmi dilde…
Bir ülkenin birlik ve beraberliği böyle sağlanır.
“Biz kendi anadilimizde eğitim yapmak istiyoruz” demek, açıkça “Biz bölünmek istiyoruz” demektir.
Bunun anlamı, budur.
Anadilde eğitime izin vermek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temeline dinamit koymaktır.
“Ulus devlet”in sonudur…
Başbakan Erdoğan da bunun bilincindedir.
Bu nedenle 6 hafta önce gazetecilere, anadilde eğitimden söz ederken, “Biz AK Parti olarak ülkemizi bölecek konular üzerinde adım atmayız” demiştir.
6 hafta sonra ne oldu da, anadilde eğitimi paketin içine aldı?
Bir dayatma mı var, ne var?
**********
Yazımı bitirmeden, beni kahreden bir üzüntümü de sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sevgili okurlarım, son zamanlarda “Gazeteciyim” demekten, “Köşe yazıyorum” demekten utanır hale geldim.
Gazetecilik, Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde bugünkü kadar “rezil” hale gelmedi.
Meslek değerleri, hiçbir zaman bugünkü kadar ayaklar altına alınmadı.
Vatanımız, bayrağımız, milli değerlerimiz bu kadar aşağılanmadı.
Paketin ardından ulusal gazetelerin attığı şu başlıklara bakın!
*Hoş geldin özgürlük!
*Demokrasiye yüksek standart!
*30 Eylül devrimi!
*Erdoğan devrimi!
*Demokrasiye bir adım daha!
*Yeni Türkiye için 20 adım!
Birkaçını çıkın, tüm gazetelerde benzer başlıklar…
Utanarak okudum o manşetleri.
İçim kan ağlayarak…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı topyekün bir saldırıydı bu!
Yeni bir haçlı saldırısı…
Ve bunun adı “açılım”dı.
Bunun adı “özgürlük” ve “demokrasi”ydi.
Hem de standartı yüksek demokrasi…
Ülkemizin basını bu hale geldiyse, diğer kesimlerin durumunu düşünmek bile istemiyorum.
Hani basın yol göstericiydi?
Hani basın aydınlatıcıydı?
Hani basın bir toplumun aydınlık yüzüydü?
Ne oldu?
Teslim mi alındı?
Yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü güç olan basın da “tek güç”ün eline mi geçti?






Bu yazı toplam 1099 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim