• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Kocaeli : 6 °C
  • İstanbul : 9 °C
  • Sakarya : 6 °C

Arap devletlerinde yeni oluşumlar

Tarık Bağdat

Otoriter ve kişiselleşmiş iktidarlara sahip Arap devletleri bugünlerde son sürat sıkıntılar yaşamaya başladı.
Demokratik değerlerin yayıldığı ve herkes tarafından kabul edildiği küreselleşmiş bir dünyada, varlıklarını nasıl hala koruyabildiklerini düşündüğümüz ve demokratik dönüşümün nasıl gerçekleştirilebileceğini sorguladığımız bu zamanda birden bire fırtınalar kopmaya başladı.

Tunus, Mısır, Fas, Cezayir, Ürdün, Suriye derken Libya, Katar, Kuveyt son sürat karışmaya başladı.
Demirperde ülkelerinin zincir halinde yıkılması gibi Arap ülkelerinde de aynı yöntemle değişimler başladı.
Günümüzde dünyanın her tarafını kuşatan siyasal ve ekonomik liberalleşme düşüncesine bölgedeki devletlerin yöneticileri okumuş kitle ve halk düzeyinde duyarlılık göstermemesi veya gösterememesinin birçok iç ve dış hareketlenmeleri de tetiklemiştir.

Arap devletlerinde, toplum, insan gibi kavramların algılanma şekli, Batı merkezli algılayış biçiminden oldukça farklıdır. Tarihin ilk devirlerinden itibaren genel olarak Doğu diye adlandırılan coğrafya, özelde ise Orta Doğu ve Arap yarımadası, büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Büyük nüfus kitlelerini, büyük orduları barındıran ve bunları besleyecek uzmanlaşmış ekonomik sistemleri olan büyük imparatorluklar bu coğrafyada kurulmuştur. Kurulan devletler modern ulus-devlet yapılanmasının çok uzağında olsa da Batıya göre daha fazla devlet kurma deneyimi yaşanan Doğu’da otorite ve güç kavramlarının yönetim biçimlerine daha fazla hâkim olduğu söylenebilir. Bu çerçevede düşünüldüğünde devlet kavramı, coğrafya içinde fazlasıyla karmaşık ve tarihsel derinliği olan bir fenomendir ve kurumsallaşmış bir yapı olmakla birlikte genellikle siyasal iktidar (otorite) olarak algılanmıştır.

Bölge insanı için devlet çoğu zaman kutsal, dokunulmaz ve erişilemez bir varlık olmuştur. Ülkeyi yönetme görevi halk tarafından, bir kişi veya zümreye bahşedilen tanrısal bir lütuf olduğu düşünülmüştür. Çoğu zaman iktidara muhalif olmak devlete muhalif olmak ve devlet düşmanlığı olarak algılanmıştır. Ulusal güvenlik sorumluluğunun kurumsallaşmadığı koşullarda, rejimin güvenliği veya iktidardaki üstün bireyin güvenliği ulusal güvenlikten önce gelmiştir. Tüm güvenlik bir tek kişinin, bir tek ailenin ya da küçük bir grubun yönetimine bırakılmıştır.
Otoriteyi elinde tutan korku ve güvensizliği beslerken cesaret ve yeteneği güvenliğe tehdit olarak algılamaktadır. Orta Doğu’da devlet ve iktidar çoğu zaman birbirinin yerine kullanılan iki kavramdır ve iktidarın en önemli unsuru da güçtür.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda ortaya çıkan uluslararası yapı içerisinde Batı modeline dayalı bir ulus-devlet anlayışı geliştiremeyen Araplar, onları aileler ve aşiretler şeklinde ayıran, farklı mezhepsel ve etnik grupları barındıran yapay devletler oluşturmuşlardı. Yeni Arap devletlerinin çoğunun kabile kültüründen direkt devlet kültürüne geçtiği söylenebilir. Arap dünyasında önce devlet yapısı oluşmuş, fakat oluşan devlet millet şeklini oluşturmakta başarı gösterememiştir. Bu durum ortak değerleri ve gelecek hayalleri olan bir Arap ulusunun ortaya çıkmasının önündeki en önemli engellerden biri olmuştur.

Arap yarımadasında ve Orta Doğusu’nda Birinci Dünya Savaşı sonrası Batılı devletler tarafından yaratılan Arap devletlerinin çoğu İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar manda yönetimleri altında yaşamıştır. Batılılar tarafından sınırları çizilen bu devlet biçimlerinde yeni tip ulusların ve modern bir toplumun doğması beklendi.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen bağımsızlıklarını elde eden birçok Arap devlet, hızlı bir ulus-devlet oluşumuna yöneltildi ve Pan-Arabizm, Sosyalizm gibi ideolojiler çerçevesinde yeni yönetim modelleri oluşturmaya çalışıldı. Orta Doğu ülkelerinde bu süreç içerisinde sistemleşen ve varlığını geçtiğimiz günlere kadar sürdüren “Totaliter-Bürokratik Diktatörlükler” ve “Geleneksel Dini Monarşiler” olmak üzere iki yönetim modeli görülüyordu.
Ve yeni oynanan oyunlar, zengin yer altı kaynakları nedeni ile Arap yarımadası ve Orta doğuyu yeniden şekillendirmektedir. Totaliter – Bürokratik Diktatörlükler / Geleneksel Dini Monarşiler yıkılmakta yerine İslam ağırlıklı Cumhuriyetler kurulması amaçlandığı gözlemlenmektedir.

Bugünlerde çabaladıkları devrimlerini tamamlayamayan bu devletlerdeki kurulacak yeni devlet biçimlerini yakın bir zamanda göreceğimizi umuyorum.
Yaşadığımız sürece de daha neler göreceğiz merak ediyorum.

Bu yazı toplam 1292 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim