• BIST 108.394
  • Altın 142,809
  • Dolar 3,5301
  • Euro 4,1252
  • Kocaeli : 31 °C
  • İstanbul : 31 °C
  • Sakarya : 31 °C

Atilla Çetin Hoca’nın kaleminden “Osmanlıca yaygarası”!

M.Tanzer Ünal

Prof. Dr. Atlla Çetin’i tanır mısınız?

Mutlaka ismini duymuşsunuzdur…

Kocaeli’nin tarih alanında yetiştirdiği en değerli isimlerden biridir.

Bir dönem Devlet Arşivleri Genel Müdür Vekilliği de yapmıştı.

Sakarya Üniversitesi’nden emekli oldu, yaşamını şehrimizde sürdürüyor.

“Doğru ve dobra” konuşur ve yazar.

Asla ikiyüzlü davranmaz.

Ağzından çıkan söz, aklındakinin aynıdır.

Sesli düşünür…

“Doğrucu Davut” Atilla Hoca’yı anlatan iyi bir ifadedir.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir süre önce, “İsteseniz de istemeseniz de Osmanlıcayı öğreneceksiniz” dedi ya, Atilla Hoca oturdu Osmanlıca konusundaki samimi düşüncelerini kaleme aldı.

Bu arada şunu söyleyeyim, ülkemizde Osmanlıca konusunda 10 etkin isim varsa bunlardan biri de Atilla Çetin’dir.

Şimdi Atilla Hoca’ya kulak verelim!

“Efendim, bendeniz 1961'den beri tarihin içindeyim. 1962 yılından beri ise 'Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ni tanıdım. Orada fiilen 12 yıl çalıştım. Fransa'da modern arşivcilik okudum. Arşivistlikten genel müdürlüğe kadar yükseldim. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nin ikinci kılavuzunu ben yazdım. Kitabım İtalyancaya, Fransızcaya, Arnavutçaya çevrildi. Yayınlarımın yarısı Osmanlı arşivleri ve belgeleri üzerinedir. Velhasıl işin uzmanı ve kompetanı olarak yazıyorum. Eskiler şöyle demişler: "Gariptir şu hâl-i âlem; bilen de söyler, bilmeyen de söyler." Bu, tam şu 'Osmanlıca yaygarasına' uygun bir söz! Bir bürokrat, bir sendika yetkilisi, bir gazeteci, bir nazır çıkıyor bol keseden 'tıraş laflar sallıyor'. Söylenenlerin ilmi dayanağı yok, bir laf salatası...Türk dilinin ünlü üstadı ve şairi Orhan Şaik Gökyay Hocamızın, 'Destursuz Bağa Girenler' adlı bir eseri var. Lütfen beyler, bu konuda bazı şeyler söylemeden önce bari bu kitabı okuyun.

 

 

İnönü ne demişti?                                         

Efendim, Osmanlıca; Arap alfabesi ile yazılan, yüzyıllar içinde Türke has olmuş kompleks bir dildir. Ağırlıklı olarak Türkçe, Arapça, Farsça kelimelerden ve gramer kaidelerinden oluşan bu dil; Rumca, Sırpça, Ermenice, Arnavutçanın yanı sıra Osmanlının fethettiği diğer ülkelerin ve halkların dillerinden de kelimeler alarak zenginleşmiş bir dildir. 600 yıllık imparatorluk devrinde ortaya çıkan nazım ve mensûr eserler Osmanlı Türkçesi ve onun alfabesi ile yazılmıştır. Yazma ve basma eserlerin yanı sıra mimari eserler, çeşme kitabeleri, mezar taşları ve benzeri kültürel varlıklarımızda da bu dil ve alfabe kullanılmıştır.1928'deki Harf Devrimi'nden sonra da üniversitelerde, Tarih, Türkoloji ve İlahiyat fakültelerinde bu dilin ilmi öğretimi yapılmıştır. İnönü cumhurbaşkanı iken Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde bir sınıfa girmiş, Osmanlıca ders verildiğini görünce: "Tabii, bu bir bilim olduğu için öğreniyorsunuz" demiş.

 

 

Hesaplaşma yanlıştır

Osmanlıca, önce lise öğrencilerinin seçmesi, hobisi olarak gelişigüzel bir ders olamaz. Lise öğrencisi, önce güzel Türkçemizi öğrensin, güzel konuşsun ve yazsın; fen derslerine ağırlık verilsin, dünya ilmiyle buluşsun, Türkiye'nin de dünya ilmine bir katkısı olsun. Osmanlıcanın eski ile hesaplaşmanın bir aracı olarak kullanılması, politik amaçlar için öne sürülerek dayatılması yanlıştır, hatalıdır. Osmanlıcayı doğru dürüst adam gibi öğretmek için önce bir altyapısı hazırlansın ya da bu boş şımarıklıktan vazgeçilsin. Bütün Sami alfabeleri; Arapça, Süryanice, İbranice vb. gibi Osmanlıca da sağdan sola doğru yazılır. Bugünkü Latin yazımız gibi her harf ve ses yazılmaz. Osmanlıca bir klişe yazısıdır. Bir kere öğrenilince okunması kolaydır, yazması zordur. Şimdiki alfabemizle ağzımızdan çıktığı gibi her sesin harflerini yazıyoruz. Yazıldığı gibi okuyoruz. Lise çocuklarının kafasını karıştırmaya gerek yoktur. Lisede Osmanlıcaya başlanırsa bunun yanında Moğolca ve Uygurca da öğretilsin de bari tam olsun, çocuklar filolog olarak çıksınlar!

 

 

Osmanlıca ile ne amaçlanıyor?

Osmanlıcanın engin deryasında yüzmek, kulaç atmak için önce sizin neyi amaçladığınızı bilmeniz gerekir. Roman mı, son devir gazeteleri mi, maliye kayıtları mı, yoksa siyasi konular ve Divân-ı Hümâyûn belgeleri veya defterleri mi, 19. yüzyıl Babıâli'sinin veya Hariciye Nezareti'nin sefaretlerin raporları mı?

Osmanlıcada en önemlisi Arapça ve Farsçadan alınan kelimelerin yanı sıra gramer kaideleridir. Bu iki dil o kadar Osmanlı aydınının ruhunu ve gönlünü doldurmuştur ki, bazı Türkçe kelimeler bile Arapça kaideye göre çoğul yapılmıştır. Mesela, köprü, peynir kelimeleri; kevâpir, penâyir şeklinde çoğul yapılmıştır. Gerek gramer gerek imla yönüyle de birçok kusurlar taşıyan bu yazının bu yönleri bilinmeden nasıl Osmanlıca öğretilecek, nasıl eksiksiz okunabilecek. Günümüzde birçok akademisyenin bile kitap ve arşiv vesikalarını okumada nice yanlışlar yaptıklarını nice dağları devirdiklerini görüyoruz. Buna üzülüyor, hayretler içinde kalıyoruz.
Bu tür kültür işleri ciddi yerlerde, ciddi kişilerle görüşülmeli etraflıca tartışılmalı ve sonuca varılmalı.
Lise öğrencisi dedesinin mezar taşını okuyacakmış, Nasrettin Hoca'nın şakası gibi bir şey. Mezar taşında şiir var, hadis var, Kuran'dan ayet var, ebcet hesabı var. Bir profesör, Bursa eski dönem mezar taşlarını okuyacaktı. Altından çıkamadı. Sonra Arapçası ve Farsçası kuvvetli iki yardımcı doçent, bunları okuyup yayınladı. Allah (c.c) buyuruyor: "İşi, ehil olanlara emanet ediniz."

 

 

15 yazı çeşidi var

Osmanlıcada 15 kadar yazı çeşidi vardır. Bu yazının rik'a, ta'lik, reyhânî, divânî, sülüs, kûfî, siyâkat gibi adlar taşıyan ve her birinin kendine özgü bir yazılış şekli olan türleri vardır. Berat, ferman, muahede gibi metinler, divânî ve ri'ka yazısıyla yazılırlar. Bu iki yazı türü Babıâli kalemlerinde ve bürokraside de kullanılmıştır. Osmanlı kâtip sınıfı, çok aydın ve bilgili insanlardı. Bunlar, şifreli bir yazı türü olan siyâkat hattını mali işlemlerde kullanırlardı. O dönemde bile bu yazıyı ancak bu konuda uzman olanlar okuyabilirdi. Maliye kayıtları ve defterleri siyâkat hattıyla yazılırdı. Siyâkat rakamları da farklıydı ve Farsça kökenliydi. Osmanlı uygarlığının temeli olan vakfiyelerde Türkçeden çok Arapça kullanılırdı. Fetvalar da Arapçaydı...

 

 

Çocuk oyuncağı değil

Ben bu kadar yıllık deneyim ve görgüme rağmen bazen bir kelime üzerinde üç gün uğraştığımı belki 15 sözlük karıştırdığımı hatırlarım. Ağalar, beyler; Osmanlıca işi çocuk oyuncağı değil, ciddi olun, aklınızı başınıza devşirin. Hem yüksek demokrasi demenin hem dediğim dedik diye inat etmenin kimseye bir faydası yoktur.

Osmanlı atalarınıza saygı ve bağlılık göstermek istiyorsanız, onun dilini ve kültür mirasını adam gibi usulü ve erkânı ile tam doğru ve güzel öğretmenin yolunu yöntemini araştırın. Alaturka yöntemlerle yüzünüze gözünüze bulaştırmayın. ABD'de, Fransa'da, Japonya'da, Almanya'da, Arnavutluk'ta Türkologların nasıl yetiştiklerine bir bakın, onların öğretim plan ve programlarını bir inceleyin, Türk dilinin zenginliğine nasıl vardıklarına şaşın kalın, ondan sonra karar verin. Genç liseli çocukların kafalarını karıştırmaktan vazgeçin. İsteyen merak eden ilgili bölümlerin okullarına gider, Osmanlı Türkçesini öğrenir. Velhasıl, sözün özü bu kadar: "Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir."

Bu yazı toplam 1561 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim