• BIST 106.825
  • Altın 146,023
  • Dolar 3,5179
  • Euro 4,1308
  • Kocaeli : 17 °C
  • İstanbul : 23 °C
  • Sakarya : 17 °C

Balıkçılar bugün “Vira Bismillah” diyecek de…

M.Tanzer Ünal

Ben, eylül ayını çok severim.
*Yaz mevsiminin miskin günlerinin bittiğini müjdeler.
*Balık sezonu başlar.
*Kentler hareketlenir.
*Piyasalar canlanır.
*Futbol maçları yaşamı renklendirir.
İşte, “o gün”ün arifesindeyiz.
Yarından itibaren yaşam daha güzel olacak.
*********
Balıkçılar günlerdir hazırlık içinde.
Teknelerinin bakımını yaptılar…
Ağlarını gözden geçirdiler…
Ekiplerini kurdular…
Sıra balık tutmaya, para kazanmaya geldi.
Bugün gece yarısından sonra denize açılacaklar, Allah ne verdiyse!
Her sezon başında olduğu gibi, yine ümitliler.
“Bereketli” bir sezon bekliyorlar.
Palamut, lüfer, çinekop ve hamsinin bol olacağını söylüyorlar.
Eh, “Umut fakirin ekmeği, ye memet ye!” demişler.
Umut etmesek, hayal kurmasak bu hayat çekilir mi?
**********
Balık tezgâhları, 1 Eylül günü gazeteler için klasik haberdir.
“İlk gün palamut bereketi yaşandı…”
Veya…
“Balıkçılar, ilk gün hayal kırıklığı yaşadı…”
Haberde, tezgâha ilk düşen balıkların fiyatları verilir.
İlk günün çeşitliliği ve fiyatları, çok önemlidir.
Sezonun nasıl geçeceğine dair fikir verir.
********
Balık muhabbeti yapıyoruz da, Türk insanının balıkla arası nasıl?
Balık seven, balık yiyen bir millet miyiz?
Dünya ne kadar, biz ne kadar balık yiyoruz?
İşittiğinizde inanmayın!
Biz, “denizci bir millet” değiliz.
Tamam, üç tarafımız denizle çevrili…
Gerçekten bir “yarımada” üzerinde yaşıyoruz…
Hepsi o kadar!
Biz, yarımadada “karasal yaşam” sürdüren bir halkız.
Balık sevmeyiz…
Dörtte üçümüz yüzme bilmeyiz…
Orta Asya’dan geldiğimizden, “un-hamur ve et” üzerine kurulu bir mutfağımız var.
Son zamanlarda, “et tüketimi” konusunda da çok gerilerde kaldık.
Özetle…
Ülke olarak “coğrafi konumumuzun nimetlerinden” yararlanamıyoruz.
Birkaç rakam vereyim.
Türkiye’de yıllık kişi başı ortalama balık tüketimi 8 kilo.
Dünya ortalaması 16 kilo…
Yani, dünya ortalamasının ancak yarısı kadar balık tüketiyoruz.
Diğer bazı ülkelerdeki kişi başı ortalama balık tüketimi ise şöyle:
İzlanda’da 90 kilo…
Japonya’da 75 kilo…
Avrupa Birliği ülkelerinde 26 kilo…
Amerika Birleşik Devletleri’nde 24 kilo…
Mısır’da 16 kilo…
Suudi Arabistan’da 10 kilo…
Rakamlar, Deniz Ürünleri Sanayicileri Derneği’nin…
Uydurma değil…
Diyeceksiniz ki, “Balığı az, eti çok tüketiyoruz…”
Maalesef, et tüketiminde de sınıfta kalmış durumdayız.
Ülkemizde kişi başı ortalama et tüketimi, 25. 4 kilo.
177 ülke arasında 121’nci sıradayız.
Komşumuz Yunanistan’da kişi başı tüketim 74. 8 kilo, Romanya’da ise 62. 7 kilo…
********
Geçenlerde Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Ender Saraç’ın, balık konusundaki görüşlerini okudum.
Sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Göçebe toplumdan geliyoruz. Genlerimizde denizden ve deniz ürünlerinden yararlanma yok. Etçi ve hamurcu bir toplumuz. Halkımızın önüne et, balık, tavuk, sebze ve hamur ürünlerini koyun, ilk tercih edeceği et, daha sonra hamur ürünleri olacaktır. En son balığa yöneleceklerdir. Ege’de durum farklı… Adalardan gelen bir kültür olduğu için balık tüketimi orada daha yaygın. Ülkemizin iç kesimlerinde balık tüketimi yeni yeni gelişiyor.
Balık yemekten daha önemlisi, balığı nasıl tükettiğimiz. Balık, buğulama veya hafif ızgara yapılarak tüketilmeli. Una bulanarak yağda kızartılarak yenilecekse, hiç tüketilmesin daha iyi.”
Ender Saraç, bunları söylüyor.
Balık önemli…
Çok önemli…
Ama toplum olarak biz sevmiyoruz.
Kokusunu sevmiyoruz…
Ayıklamasını ve pişirmesini sevmiyoruz.
Tüketim rakamları da bunu gösteriyor.
*********
Yine de “balıkla olan ilişkimize” şükretmeliyiz.
Ya, Somali gibi, etrafındaki denizlerde balık kaynayıp da, hiç balık yemeyen bir ülke olsaydık!
Somali’yi hep “açlık” ve “sefalet” haberlerinden biliriz.
Kavga vardır… Kan vardır…
Yardım toplanır, gönderilir, dağıtılırken izdiham çıkar.
Medya, Somali’yi hep yüzeysel anlatır, sorunun temeline inmez.
Batı, işin hep ucundan tutar, sorunu kökünden çözmeye çalışmaz.
Somali’de açlık var… Çocuklar ölüyor…
El Kaide destekli El Şebeb, yardımların ulaşmasını engelliyor.
Tamam da, neden?
Sorun, dönüyor dolaşıyor, toplumların kasıtlı olarak cahil bırakılmasında düğümleniyor.
Toplum, sahip olduklarının farkında değil.
Çalışmayı, üretmeyi bilmiyor.
İnsanların, sahip oldukları nimetlere ulaşmalarını engellemek için “dinsel engeller” koymuşlar.
Uydurmuşlar, demişler ki, “Balık yemek, günah!”
Kuzeyi Aden Körfezi, doğusu Hint Okyonusu…
2680 kilometre kıyı şeridi var…
Denizleri “ton balığı” kaynıyor…
Ama Somali’de yaşayan halkın büyük kesiminin inancına göre, balık yemek günah!
Açlıktan ölüyorlar, ama balık yemiyorlar.
Hele hele diğer deniz ürünlerine ellerini dokundurmuyorlar.
Çünkü onlara, balık yemenin günah olduğu söylenmiş.
Onlar, balık yemenin günah olduğuna inandırılmış.
Somali’de şöyle bir deyim varmış…
Bir kişi karşısındakini aşağılamak isterse, karşısındakiyle alay etmek isterse, “Balık kokan ağzınla benimle konuşma!”dermiş.
Somali’nin balıklarını kimler yiyor dersiniz?
Gelişmiş ülkeler…
Şundan emin olun ki, balık yemenin günah olduğunu Somali halkına telkin eden de yine balığı aksırıncaya tıksırıncaya kadar yiyen zengin ülkelerdir.
*********
Bakın, balık dedik…
Türkiye’den girdik, Somali’den çıktık.
Bugün 31 Ağustos, yarın 1 Eylül…
“Balıklı günler” başlıyor.
Balıkçılara, kolay gelsin, bereketli olsun!
Sofralarımızdan balık eksik olmasın!

Bu yazı toplam 811 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim