• BIST 104.001
  • Altın 145,669
  • Dolar 3,5083
  • Euro 4,1894
  • Kocaeli : 21 °C
  • İstanbul : 23 °C
  • Sakarya : 21 °C

Başbakan kendi cemaatini, cemaat kendi iktidarını kurmak istemiş

Ruhittin Sönmez


“Cemaat- AKP savaşı” başladığından beri her iki taraftan hiç alışık olmadığımız yorumlar duymaktayız. AKP’nin Cemaat’i tanımlarken kullandığı “virüs, paralel devlet, in, haşhaşi, vampirimsi derin yapı” ve Cemaat’in AKP’yi anlattığı “diktatör, Yezid, muhaberat devleti” gibi kavramlardan değil, daha yeni ve orijinal ifadelerden örnekler vererek bir sonuca varmaya çalışacağım.
Önce Star Gazetesi’nde Hükümetin bakış açısını yansıtan Hakan Albayrak’ın yazısındaki ifadelere bakalım.
“Fethullah Gülen’in, ülkemize topyekûn savaş açan şer güçlerle tam bir ittifak halinde olduğu iyice netleşince karınca kararınca karşı saldırıya geçtim.
Cemaat’in zaferi için Mossad’da, Erdoğan’ın zaferi için Saraybosna camilerinde dua ediliyor.
Yanında kendisini eleştirecek kimsenin bulunmadığı lider zavallıdır. Hocalarını gerçekten seviyorlarsa ona merhamet etsinler; eleştirsinler onu.”
Cemaatin yayın organlarından Zaman Gazetesinde yazan Mümtazer Türköne’nin de ilginç değerlendirmeleri var.
Türköne AKP iktidarının paydaşlarını “İSLAMCI” kavramıyla tanımlıyor. Bu kesime dair analizinde bakın neler söylüyor.
İslamcıların “Politikacısı devlet rantı üzerinden bir soygun düzeni kurdu.
Müteşebbisi servetine servetler kattı. Devletle birlikte dönüp duran paranın bir kısmı hayır işlerine ayrıldığı için Parti’nin Fetva Emini şer’î cevazı yetiştirdi.
Eli kalem tutan entelektüelleri de bugün ortaya dökülüp-saçılan yolsuzlukların üstünü örtmek için hayalî canavarlar icat edip onlara saldırıyorlar.
İslâmcılık, zalim-laik zorbaların baskıları altında değil, yolsuzluk çarkları arasında eğilip-bükülüyor.
Tarihî misyonunu tamamlamış imam-hatip modelini, genel eğitim modeli olarak yeniden inşa etmek, devletin ekonomik iktidarını sınırsızca ve keyfince kullanmanın gerekçesi olmuş.
BAŞBAKAN devletin hem parasını hem de eğitimdeki tekelini kullanarak ‘KENDİ CEMAATİ’Nİ OLUŞTURMAYA GİRİŞMİŞ. Gülen Cemaati ile bir çatışmaya girmesinin sebebi, işte bu tekel oluşturma niyeti imiş.
Devlet rantı ile edinilen zenginlik hem siyaseti hem de hayır-hasenat işlerini besliyor ve birkaç kişi elinde deveran eden bir nimete dönüşüyordu.
Devlet rantı üzerinden imam-hatip odaklı hayır hasenat işleri resmî İslâm’a, savaş açtığı Cemaat ise sivil İslâm’a tekabül ederken, her iki kesimin sermayedarlarının da aynı eksende ayrışması normal addedilmeli.
Dün ‘Dar’ül Harp’ fetvaları ile oturduğu evin elektriğini kaçak kullanan, vergiye haram gözüyle bakan İslamcılar, bugün devlet rantının küçük bir kısmıyla cami veya mektep yaptırarak, edindikleri büyük servetlerin helal olduğuna fetva alıyorlar.
Bireysel çıkara şer’î kılıf uyduran görgüsüzlük, bugün devlet rantı ile finanse edilen, fetvalarla beslenen ihtişamlı medya organlarınca bile örtülemiyor.”
*****

İLK DEFA İKTİDAR OLDULAR,
YÜZLERİNE GÖZLERİNE BULAŞTIRDILAR
Zaman Gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan’a göre, bu çatışma böyle devam ederse, “tarih bu yaşanan dönemi Kemalizm'in parantezi kapandığında İslami duyarlılığı taşıyan geniş kitleye ilk kez iktidar nasip oldu ve onlar bunu yüzlerine gözlerine bulaştırdılar…” diye tanımlayacak.
Benim görüşüme göre, her iki tarafta da ideolojik veya şahsi menfaatleri açısından bakanların oranı çok yüksek değil.
Cemaate de, AKP’ye de sempati ile bakan ve AKP oylarının ağırlığını oluşturan ana kitle, memleketin kurtuluşunu “Allah korkusu olan kadrolara emanet etmekte” gören, samimi inançlı, mütedeyyin insanlardır.
Bu insanlar “İmam Hatip” mezunlarını da, Cemaat okullarından yetişenleri de devlet kurumlarında görmek istiyordu. Çünkü onların kuvvetli dini inançları olduğuna, kamu malına sahip çıkacağına ve kul hakkı yemeyeceklerine inanıyordu.
Hem maddi ilimler ve hem de manevi bilgilerle mücehhez “çift kanatlı kuşlar” yetiştirmek sevdası yaşayan bir kitleydi bu. Bu sebeple hem İslamcı kesimin hayır hasenat kaynakları ve hem de Cemaat okullarının finans ve insan kaynağı oldular.
Bu insanların büyük çoğunluğu siyasetin kirli dehlizlerinde, ticaretin kara, dolambaçlı yollarında hiç gezmeyen samimi Müslümanlardı. Cemaati de, AKP’lileri de camide, hac’da, umre’de, cenazede, bayramlarda, kandillerde birlikte oldukları için kendinden sayıyor, İslam’a ve ülkemize hizmet ettiklerine inanıyor ve kalpten destekliyorlardı.
PKK açılımlarını, Türk kimliğine saldırıları doğru bulmasa da “bu insanlar hainlik yapmaz, bir bildikleri olmalı” diye yapılanlara karşı çıkmıyordu.
Şimdi bu samimi Müslümanlar, güvendikleri bu iki kesimin dünyevi bir iktidar savaşı verdiğini, İslam’a da, yürürlükteki hukuka da, ahlaka da aykırı nice olaylara karıştıklarını öğrendi. Dahası birbirleri hakkında yukarıda aktardığım benzetmelerin, galiz suçlamaların ve hakaretlerin nicelerini işitmekte.
*****

TARAFLARIN YÖNETİCİLERİNE DEĞİL,
TARAFTARLARINA ÜZÜLÜYORUM
Bu çatışmadan çok önce AKP/Cemaat koalisyonunun birlikte yürüttükleri işler yüzünden bu iki hareketin yöneticilerini “şüphe” ile izlemekteydim, aynı duygusal düzlemde bulunmam mümkün olamıyordu.
PKK AÇILIMI politikaları, terör örgütüne verilen tavizler… “TÜRK isminin silinmeye çalışılması… “Milli Ordu’ya kurulan KUMPAS”… Bugünlerde Başbakan Erdoğan’ın bile “sahte ihbar mektuplarıyla, yasa dışı dinlemelerle, sahte delillerle insanların nasıl mahkûm edildiklerini bugün çok daha belirgin şekilde görebiliyoruz. Bütün bunlar hukuk, adalet saikiyle, vicdan saikiyle değil, tamamen örgüt saikiyle yapılıyor” diye ifade ettiği HUKUKSUZ YARGILAMALAR… Partizanca kadrolaşma… Suriye, Mısır, Barzani politikaları gibi konuları benim tasvip etmem mümkün değildi.
AKP Düzce milletvekilinin "Allah’ın bütün vasıflarının Başbakan’da var olduğunu" söylemesini, buna AKP’lilerin sessiz kalmalarını anlayamam. Şu ana kadar Başbakanın bu sapık düşünceliyi eleştirmemesi ve partiden atmamasını kabul etmem mümkün olamaz.
Ancak bu iki hareketi destekleyen samimi Müslümanlarla ortak değerlerim çok fazla. Bunlarla aramda kuvvetli bir duygusal bağ var olmaya devam ediyor. Çatışmanın taraflarından değilim ama bu samimi inançlı insanların duygularını çok iyi anlayabiliyorum.
Savaşın tarafları yaptıklarıyla çok şeyleri tahrip ettiler. Ancak bu samimi Müslüman kitlenin “Allah ile aldatılmaktan” doğan hayal kırıklığı ve ümitsizlik tahribatın en büyüklerinden oldu.
Yaratılan travmayı tedavi etmek bu kitleyi kazanacak siyasi harekete düşecek.

Bu yazı toplam 1109 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim