• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Kocaeli : 1 °C
  • İstanbul : 12 °C
  • Sakarya : 1 °C

Belediyelerin düzenlediği iftar yemeklerinde şaibe mi var?

M.Tanzer Ünal

Dün AKP’den tanıdığım bir isim aradı.

Hal hatır sordu ve hemen konuya girdi:

“Tanzer Bey artık dayanamıyorum, size her şeyi anlatmaya karar verdim…”

“Hayırdır, ne oldu?”

“Hani belediyeler hemen hemen her gün bir mahallede iftar düzenliyorlar ya, bu iftarlarda dönen dolapları biliyor musunuz?”

“Nereden bileyim. Ne dolabı? Belediyeler iftar düzenliyorlar işte. Mahalle sakinlerinin bir arada iftar açmasını, kaynaşmasını sağlıyorlar. Belediyelerin klasik Ramazan etkinlikleri…”

“Tanzer Bey siz de bir şeylerin döndüğünün farkındasınızdır, ama lafı benden almak istiyorsunuz…”

“Söyle o zaman, ağzındaki baklayı çıkar!”

“Belediyeler, iftar organizasyonlarını genelde bütçeden yapmazlar. Sistem şöyle işler. Belediyelere iş yapan firmalara telefon ederler, derler ki, bu Ramazan’da da sana bir iftar yazıyoruz. Üç bin kişiye beş bin kişiye… Veya belediye ile iş yapmasa bile belediyeye sürekli işi düşen firmaları ararlar. Onları iftar verecekler listesine yazarlar…”

“Eeee, ne var bunda? Firmalar her sene bir iftar yemeği vermiş oluyorlar…”

“Çok şey var. Firmalara 5 bin kişi dedilerse, iftara gelen insan sayısı 3 bindir, 4 bindir… Firmaya 5 bin parası ödetilir, aradaki fark yemek firması ile bazı belediye görevlileri arasında bölüşülür.”

“Bu uygulama belediyelerde ne kadar yaygın?”

“Hepsinde var diyemem. Birkaçını hariç tutun, 13 belediyemizin 9 veya 10’unda var.”

“Başkanların bu dönen dolaptan haberi olmuyor mu?”

“Çoğunun olmuyor… Aşağıdaki kadro bu işi çeviriyor. Tabii organizasyonu başkan adına yaptıklarından başkanlar da zan altında kalıyorlar. “

“Desenize, Ramazan ayları da artık rant kapısı oldu. Aslında yapılanın adı rant değil hırsızlık da, ben öyle söyleyeyim…”

“Hem de nasıl! İşin dini boyutu olduğu için kimse sormuyor, sorgulamıyor. İftar yemeğini finanse eden firmalar, bu konunun istismar edilebileceğini akıllarının ucundan dahi geçirmiyorlar.”

“Bu rantın boyutu ne kadardır, bir tahminin var mı?”

“Bunu hesaplamak çok zor! Düşünün her gün hemen hemen her belediye iftar yemeği düzenliyor. Bunların en iyimser tahminle yarısında alavere dalavere çevrilse, işin boyutunu siz düşünün.”

“Bunları söylüyorsun da, unutma bir de bu işlerin vebali var…”

“Tanzer Bey elbette… Emin olmasam telefon eder miyim? Telefon etmeseydim, bunları sizinle paylaşmasaydım, esas kendimi suçlu hissedecektim. Gördüğüm hırsızlıklar karşısında sustuğum için…

“Peki,  bu anlattıklarınızdan belgeleyebileceğimiz bir şey olabilir mi?”

“Hırsızlığın hiç belgesi olur mu? Beş bin kişiye iftar verdik deniliyor, beş bin kişi üzerinden yemek parası alınıyor, ancak aslında üç bin kişiye iftar veriliyor. İstersen git say. Bir de adı üstünde iftar. Sevap işi… Nasıl sevapsa? Güzel dinimizi kullanarak malı götürüyorlar.”

“Peki, bu nasıl önlenebilir?”

“Belediye başkanları, bu organizasyonu yapacak kişileri daha dikkatle seçmeli ve sürekli yapılanları kontrol etmeli…”

“Başka?”

“Belediyeler, iftar organizasyonlarının sistemini değiştirmeli. Firmaların iftar yemeği düzenlemesini teşvik etmeli, ama kesinlikle parasal yönden devrede olmamalı.”

                                               *******

Sevgili okurlarım, sözüne güvendiğim bir AKP’linin anlattıklarını sizlerle paylaştım.

Anlattıklarında abartı varsa, günahı boynuna!

Allah, iftar gibi dini etkinlikleri bile istismar edenleri ıslah etsin!

 

 

Yüzme dersi

Okullar dün kapandı…

Öğrenciler uzun yaz tatiline başladı…

Havalar ısındı, deniz sezonu açıldı…

Şimdi artık seyredin.

Her gün Karadeniz sahillerinden boğulma haberleri.

Hele hafta sonlarında…

Bağırganlı’dan…

Kerpe ve Kefken’den…

Cebeci’den…

Boğulma olayının yaşanmadığı bir hafta sonu yoktur.

Yıllardır bu böyle.

Bir araştırma yapılsa…

Diyelim son beş yılda veya on yılda denizde boğulanların sayısı ortaya çıkarılsa, inanın dudaklarımız uçuklar.

İyi de neden önlem alınmaz?

Önlem dediysem, belediyelerin sahillerde görevlendirdikleri “kurtarma timleri”nden söz etmiyorum.

Kurtarma timlerine rağmen bu kadar insan boğularak yaşamını kaybediyor.

Sorun, “doğru” çözümlenmeli.

Yani insanlara yüzme öğretilmeli.

İlkokul birinci sınıftan itibaren okullara “yüzme dersi” konmalı.

Çünkü yüzme, bir insanın yaşamı boyunca yapabileceği en güzel spor.

Hele bizim gibi üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede…

Çağdaş ülkeler, yüzmeyi ciddi bir spor ve ihtiyaç olarak görüyor.

Ona göre yatırımlar yapıyor…

Denize kıyısı olmayan ülkeler, her tarafı açık ve kapalı yüzme havuzlarıyla donatıyor.

O ülkelerde yüzme bilmeyen insan yok denecek kadar azdır.

Bizde ise, nüfusun kaçta kaçı gerçek anlamda yüzme biliyor, bakın bakalım.

                              

Peki, neden bu böyle?

Birçok nedeni var…

Bir defa bizim eğitim sistemimiz insan odaklı değil.

İnsanlara yaşamlarında ihtiyacı olacak şeyleri öncelikli olarak öğretmiyoruz.   

Çocuk, suyu görünce kendi kendine veya arkadaşı aracılığıyla yüzmeyi öğrenmeye çalışıyor, bu denemesi de ölümle sonuçlanabiliyor.

Bir şey daha…

Toplumumuzun bir kesimi hâlâ, mayo ile denize girmenin günah olup olmadığını tartışıyor.

Mayonun uzunluğu diz altında mı, diz üstünde mi olsun?

Yüzme öğretmediğimizden çocuklarımız ölüyor, bunu “günah” kabul etmiyoruz, bu ölümden kendimizi sorumlu tutmuyoruz; mayo giymeyi günah kabul ediyoruz…

Ne yazık ki daha buralardayız.

Dini, mayoda ve mayo boyunda arıyoruz…

Halbuki din, insan sağlığıdır…

İnsanın donanımlı yetişmesidir…

Kendini koruması, kendini güvende hissetmesidir…

 

Önerim şu:

Belediyelerimiz, hiç olmazsa bu yaz döneminde, sahillerde “kurtarma timleri”nin yanı sıra birer de “yüzme okulları” açsınlar.

Kaç çocuğumuza yüzme öğretebilirsek, bir taraftan başlayalım.

İnsanları, denizde boğulurken kurtarmak, önemli!

Ama daha önemlisi, insanlara boğulmamayı, yani yüzmeyi öğretmek!

Ama bizim işlerimiz hep ters!

İnsanlarımıza “sağlıklı yaşamayı” öğretmeyiz de…

Hastalanmalarına göz yumarız ve arkasından tedavileri için milyarlar harcarız.

Yaz başlarken bunlar aklıma geldi, yazdım.

 

Bu yazı toplam 2338 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim