• BIST 89.955
  • Altın 145,546
  • Dolar 3,5984
  • Euro 3,9105
  • Kocaeli : 7 °C
  • İstanbul : 9 °C
  • Sakarya : 7 °C

Ben de yazdım (1960 devrimi)

Feridun Güray

Geçtiğiz hafta Sayın Mustafa Küpçü sütununda 1960 devrimi ve sonrasında olup bitenleri bizlere çarpıcı bir biçimde anlattı. O zaman ilkokulda olduğunu vurgulamış. Görüşlerinin tümüne katılıyorum. Şimdi hepimiz o idamlar olmasaydı diyor ve üzülüyoruz. Gerçekten Yassıada duruşmaları alışılmışından farklı, mesleğimizdeki uygulamanın dışında bir prosedürle sürüp gitmiştir. Ben de içinde yaşadığım bir takım gözlemlerimi konu gündeme getirilmişken paylaşayım dedim.

 

1960 yılının başında ben Ankara Hukuk Fakültesini bitirmiş ve vatan görevini tamamlamak için Polatlı Topçu Yedek Subay Okuluna sevk edilmiştim. İhtilal olunca asteğmen rütbesi ile İstanbul Rami Top Taburu’nu çektim ve birliğime iltihak ettim. Bizleri topladılar ve hukukçular ayağa kalksın dediler iki kişi kalktık (Diğeri Nur Banu, Milli Mücadele gibi birçok değerli eser bırakan sınıf arkadaşım rahmetli Teoman Ergül'dü). Bana, ‘siyasi tutuklular için hazırlanacak Beşiktaş Barbaros Bulvarı’ndaki Jandarma Özel Garnizonu’nda görev yapacaksın’ dediler. Birliğime gittim, benim gibi toplama bir takımım vardı, iki saat dinlenme, iki saat nöbet tutarak askerlerimiz görev yapıyorlardı. Bende bir gün nöbet, bir gün dinlenme esasına göre çalışıyordum. Askerlerimiz gece dahil iki saat dinlenme gibi çok zor koşullarda çalıştılar ve hiç biri sesini çıkarmadı. Ben onların bu görev aşkını ve vatan sevgilerini yaşadıkça anacağım. Çok büyük bir sarayın müştemilatları tutukevine dönüştürüldü, ranzalar kuruldu, Defterdar fabrikasından kumaş kırpıntıları yatak yapıldı ve tutuklular getirilmeye başlandı. Generaller, valiler, genel müdürler, İzmir ve İstanbul'dan belediye başkanı, oda başkanı, parti başkanı gibi şöhretler. Necip Fazıl, Aziz Nesin, Mihri Belli gibi çeşitli fikir odakları mensupları ve Ali Fuat Başgil Hoca. Daha birçok insan vardı. Film oyuncusu Muazzez Arçay da tutuklu idi. Bir gurup Kasımpaşalı partici de Sarayburnu'ndan tünel açıp Menderes'i kurtaracak diye ihbar edilmiş ve getirilmişlerdi. İhbar furyası devam ediyordu, bir konsumatris iş vermeyen patronlara kızmış Beyoğlu'ndaki bütün barcıları Yer altı toplantıları yapıyorlar diye şikayet etmiş, onlar içeri alındı. Babalardan bir tek Arap Nasri vardı. Şarkıcı Şükran Özer'in kocası tütüncü İhsan Doruk ve birçok ünlü kişi oradaydı. Kendilerine hatıratlarına geçecek kadar insani muamele de bulundum. O zaman kitapları yok satan Aziz Nesin'e çok okunan bir yazarsınız bu işlere girmeseniz dedim. Bana Teğmenim herkesin bir ideali vardır, o yolda devam eder' dedi. Kendisine bir samanlı kağıttan defter ile kopya kalemi hediye ettiğimi hatırlıyorum. Necip Fazıl'da gördüklerimi ve onunla konuştuklarımı yazmam. Bazı devlet büyükleri onun müridi olduklarını söylediklerine göre ben ne desem kimse inanmaz. Zaten günlük konuşmaları Fransızca karışık bir Türkçeydi.

 

Bilindiği gibi Demokrat Parti kurulduktan kısa bir süre sonra 1946 seçimine girdi, seçim sisteminin acayipliği nedeni ile (Açık oy, kapalı sayım) istedikleri sonucu alamadılar. Parti kurulurken çok zorluklar çekildi. Kurulu düzene karşı gelmek cesaret ister ve sıkıntılıdır. Rahmetli babam Maşukiye'de parti tabelasını asmak istedi, ama köyümüzde etkili bir İl Genel Meclis Üyesi vardı engellediler. Babamda o yıllar köy tüzel kişiliği adına yap, işlet devret yöntemi ile bir değirmen inşa ediyordu, parti tabelasını köy dışında olan bu yere asabildi. Orası şimdi Restoranlar Vadisi'ndeki Ali'nin yeridir. Elli yılına kadar DP çığ gibi büyüdü ve iktidara geldiler. O zaman kurucu olan partililer kendilerine '46 demokratları' derlerdi. İdealleri vatanı müreffeh hale getirmekti. Ama her iktidarı yozlaştıran sonradan türemeler köşe başlarını tutmaya başladı. Felsefecilerin dediği, 'Her iktidar suistimale müsaittir' kuralı işlemeye başladı. Demokrasinin verdiği iktidar ve güç yönetenleri adalet ve eşitlikten uzaklaştırıp, tiran haline getirdi. 'Ben ağacı da koysam mebus yaparım' ve 'Ben orduyu yedek subaylarla da idare ederim' büyüklüğü bunun göstergesi oldu. Aferin almak için Sayın Küpçü'nün de değindiği gibi Kore'ye bir tugay asker gönderilmesine karar verildi. Ulu Önder Atatürk'ün Emir Subaylığını yapmış, unutulmaz Belediye Başkanımız Leyla Atakan'ın babası Or General Hasan Fehmi Atakan askeri şurada 'Vatan evlatlarının orada ne işi var' diye karşı çıkması işe yaramadı ve bu çok değerli ordu komutanımız hemen emekliye sevk edildi. Ondan sonra artık ben bildiğimi yaparım dönemi başladı. Vatan cephesi diye bir aktivite başlatıldı. Bu cepheye girenler her gün radyolarda okunmaya başladı. Köylerde ve kentlerde camiler ve kahveler ayrıldı, insanlar birbirlerine düşman hale getirildi. Öğrenciler de sokaklara çıkmaya başladı. Onlar sadece hükümetin değiştirilmesini istediler. Kırıp dökmediler, yakıp yıkmadılar. Devletin başı 'Dere geçilirken at değiştirilmez'  diyerek Menderes'in ayrılmasını istemedi. Keşke idam edilmeseydi. Rahmetli olduğu için Menderes’in kasasından ne çıktı, kaç metresi vardı gibi konulara girmek bana yakışmaz. O zamanki devlet erkanı ve tutukevinde başlarında bulunduğum vali, genel müdür gibi yöneticiler dürüst insanlardı, ama polize olmuşlardı. Hiç birisinin bir suitimali çıkmadı. Kore'de çok askerimiz şehit oldu. Kanuni savaşında Amerikan birliklerinin yanlış manevrası ve bize haber vermemesi nedeniyle birliğimizin etrafı sarıldı zayiat verdik. Celal Dora adlı bir subayımız sancağımızı beline sararak muhasarayı yararak kurtulabildi. Köyümüzden bir kişi de kayıplar arasında idi. Esir düşmüş, bir süre sonra iade edildi ve sağ, salim evine dönebildi. Bu savaşın bize ne kazandırdığını ben anlamış değilim.

 

Hakimlerin sürülmesi, bürokratların emekliye sevki veya tayinleri, halkın ikiye bölünmesi sonunda hasıl olan sıkıntılı günler ordunu içinden bir gurubun atılımı ile son buldu, yönetime el kondu ve Menderes iktidarı tarihe karıştı. Siyasi tutuklular ile yaşadıklarımı ayrı bir makale halinde yazmayı düşünüyorum.

 

Bu yazı toplam 1198 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim