• BIST 104.123
  • Altın 145,627
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Kocaeli : 17 °C
  • İstanbul : 21 °C
  • Sakarya : 16 °C

Bir 9 gün tatil daha yapalım mı, yapmayalım mı?

M.Tanzer Ünal

Aslında böyle bir tartışma yok.

Ülkemizde hiç “tatil” tartışılır mı?

Tartışılsa, “Bu kadar uzun tatil yapmamalıyız” diyen çıkar mı?

Herkes, hepimiz, tatil deyince üstüne atlarız.

Yaşasın tatil!

Kahrolsun çalışmak!

Vatandaşa kalsa, hafta tatillerini üç güne çıkaracak.

Milli bayramlarda tatil neden bir gün?

Üç gün yapalım şunları.

Bir gün öncesi, bir gün sonrası…

Dini bayramlar da, Ramazan Bayramı üç, Kurban Bayramı dört gün.

Ama biz çoğu kez öncesi ve sonrasındaki hafta sonlarını da ekleyerek 9 gün yapıyoruz.

Eeee, bunu da resmileştirelim.

Öyle “idareten”, kaçak göçek olmasın.

 

Ben uzun tatillere karşıyım

Tamam, çalışan insan haftalık tatilini, yıllık tatilini yapmalı ve bayram tatillerini de iyi değerlendirmeli.

Ama bizde “tatil ölçüsü” çoktan kaçmış durumda.

Geneliyle söylüyorum, yaptığımız tatiller, çalışma gün sayımızla ve çalışma verimliliğimizle orantılı değil.

365 günün yaklaşık 150 gününü; haftalık tatil, yıllık tatil ve bayram tatili olarak kullanıyoruz.

Çok yüksek bir oran bu!

Çok gelişmiş ülkeler dahi tatil konusunda bu kadar hovarda değil.

Her nedense bizim aklımız “çalışmak” ve “üretmek”te değil, “tembellik” ve “kaytarmak”ta.

Birisi dese ki, “Sen çalışma, ben sana ayda şu kadar para vereyim”, bayılırız…

Halen ülkemizde toplumun bir bölümü zaten böyle yaşamıyor mu?

Benim gözlemim şu…

Türkiye’de tatiller, toplumun hak ettiğinden çok uzun.

Toplumlar, hak ettiği şekilde yaşamalı.

Önce çalışacak, üretecek, kalkınacak…

Sonra buna paralel olarak tatil yapacak, dinlenecek.

Biz tersinden uyguluyoruz…

Adeta tatil yapmaktan çalışmaya vakit ayıramıyoruz.

Bunun sonunda da geldiğimiz nokta malum.

Üretimle değil, tüketimle büyüyen bir Türkiye…

Üretim ekonomisini değil, borç ekonomisini uygulayan bir Türkiye…

Üretmekten çok, ithal etmeyi tercih eden bir Türkiye…

Çalışmadan üretmeden para kazanmayı beceri kabul eden bir Türkiye…

 

 

Yerli turistin ülkeye faydası var mı?

Bahane hazır.

Efendim biz turizme katkısı olsun diye bayram tatilini 9 gün yaptık…

Kendimizi kandırmaya bayılıyoruz.

Tatili uzatmakla turizmi kurtarabileceğimizi sanıyoruz.

Tamam, millet işini gücünü bıraktı, yollara düştü tatil yörelerine akın etti…

Tıpkı Ramazan Bayramı’nda olduğu gibi…

Tatil yörelerindeki oteller yüzde 90 doluluk oranına ulaştı, 500 milyon liralık bir pazar hacmi oluştu.

İyi de, insanlar tatildeyken üretim ne oldu?

Son uzun bayram tatili nedeniyle ihracat kaybımız ne kadar biliyor musunuz?

1.5 milyar dolar.

Ne anladım ben bundan!

Sonra…

Yerli turistin ülkemize faydası yok ki!

Sağ cebinden alıyorsun, sol cebine koyuyorsun.

Bize yabancı turist lazım.

Ülkeye döviz girecek, açıklar kapanacak.

Ülkemiz ancak “dış kaynak girişi” ile zenginleşebilir.

Gerisi hikâye!

İç turizmle ilgili bazı rakamlar vereyim…

Acenteler Birliği; otobüs, uçak ve tren bileti alan herkesi “yerli turist” sayıyor.

Türkiye’de her dört kişiden üçü, yakınlarını ziyaret amacıyla seyahat ediyormuş.

Yani otellerde değil, akraba ve arkadaşlarının yanında konaklıyormuş.

Bir başka gerçeğimiz…

Ülkemizde “yabancı turist” dediklerimizin hepsi yabancı değilmiş.

2015 yılı rakamlarıyla, turizm gelirinin yüzde 81.3’ü yabancı ziyaretçilerden gelmiş, yüzde 18.7’si ise yurt dışında ikamet eden vatandaşlarımızdan elde edilmiş.

   

Bu yıl turizmciyi ayakta tutmalıyız

 İç turizmi canlandırarak turizm sektörünün yarasını sarmak mümkün değil.

Şunun için değil.

Sektör, bankalardan 19 milyar dolar kredi kullanmış.

Sektörün yıl sonuna kadar 2.7 milyar dolar anapara, 800 milyon dolar da faiz ödemesi var.

Bu şartlarda bu borç nasıl ödenecek?

İşte yaz geldi geçti…

Çoğu borcunu ödeyemedi, bundan sonra ödemesi de mümkün değil.

Nasıl ödesin?

Başta Ruslar olmak üzere Almanlar ve İngilizler Türkiye’den elini eteğini çekti.

Bu yıl geçti, gelecek yıla bakıyoruz…

İyi de, gelecek yıl turizmi derleyip toparlayabilmemiz için, turizmcileri kazasız belasız gelecek yıla ulaştırabilmemiz lazım.

Biliyorum, başımızda dert çok.

Ama bir taraftan bu dertlerle uğraşırken, diğer taraftan ekonomimizin temel direklerinden turizmi de, turizmciyi de düşünmek durumundayız.

 

 

Serhat Kabaklı’nın “Bil Oğlum”u…

Daha önce dikkatimi çekmemişti.

İlk kez Yenikapı demokrasi mitinginde dinledim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan…

“Vatanına göz dikeni ez oğlum   

Dostun kim, düşmanın kim sez oğlum

Tarihini şerefinle yaz oğlum

Senden gider sonsuzluğa yol oğlum

Dört bir yana salmalısın kol oğlum

Ekmeğini aç olanla böl oğlum

Haram yeme hak uğruna öl oğlum”

Şiirin sözleri Serhat Kabaklı’ya, bestesi Esat Kabaklı’ya ait.

Ben beğendim…

Bu yazı toplam 2315 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
deniz
12 Ağustos 2016 Cuma 22:13
22:13
turizm , insaat , hizmet sektoru bunlar ekonominin ana diregi , olamaz, bu carpik bir anlayistir. bakin almanyaya turkiyeden cok daha guzel yapilar, binalar yollar var, turkiye kadar da belki daha fazla, turizm geliri var, peki insaati turizmi destekleyerek mi yapildi? tabii ki hayir. sanayii esas sektordur . turizmi hizmeti, esnaf mantigini onceleyen bu kucuk hesaplar yapma yolunda gidersek daha cok kafamizi tastan tasa vururuz. sanayi yapmamiz gerekirken bos islerle oyalaniyoruz.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim