• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Kocaeli : 11 °C
  • İstanbul : 8 °C
  • Sakarya : 11 °C

Bir gün “pembe domates toplantısı” na katılmak ister misiniz?

M.Tanzer Ünal

Önce şunu yazmalıyım.
Domates hastasıyım ben.
Lezzetli domates hastası…
Rengi önemli değil, şekli de…
Öyle “aynı boy” domateslerin yanına yaklaşmam.
Bilirim ki, hibrit (geri dönüşümsüz, tek kullanımlık)tohumlardan üretilmişlerdir ve bunların sağlığa hiç yararı yoktur.
Bırakın yararını, tam aksine zararlıdır.
Ne tadı vardır, ne de kokusu…
Domates mi yiyorsun, yoksa başka bir şey mi, fark etmezsin.
Genç nesle acıyorum…
Gerçek domatesin kokusunu da tadını da bilmiyorlar.
Yediklerini “domates” sanıyorlar.
Kalın kabuklu, taş gibi...
Daha uzun süre dayansın, nakledilirken berelenmesin, ezilmesin diye “endüstriyel domates”i yarattılar.
Nerede o bizim çocukluğumuzun domatesleri?
Daha dalından koparırken mis gibi kokardı.
Yıkayıp elinizle ikiye ayırdığınızda, kokusu adeta yüzünüze doğru fışkırırdı.
Ağzınıza aldığınızda ise, o tat sizi adeta mest ederdi.
İnce kabuklu, bol sulu…
Salatasına doyum olmazdı.
Tabağın altında biriken zeytinyağlı domates suyunu kaşık kaşık içerdik.
Şimdi o domatesleri arıyoruz biz.
Kaybettiğimiz o tatları…
Uzun yıllardır mahrumuz o tatlardan…
*********
Birkaç yıldır bazı pazar tezgâhlarında “pembe domates”e rastlar olduk.
Önceleri azdı, daha sonraki yıllar çoğaldıkça çoğaldı.
Pembe dediysem, öyle albenisi olan pembe değil!
Boz, silik, dalgalı…
Şekli de yamuk yumuk…
İlk gördüğümde, altın bulmuş kadar sevinmiştim.
Aradığımız, özlem duyduğumuz domates buydu.
Her geçen yaz, pembe domatesin daha fazla satıldığını gördüm.
Demek, eski günlere dönüyorduk.
Kaybettiğimiz tatlara tekrar kavuşacaktık.
Pembe domatesler bunun müjdecisiydi.
********
Geçenlerde, sanırım MİLLİYET’te pembe domatesle ilgili bir habere rastladım.
“Pembe devrim!”…
Dikkatle okudum.
Daha sonra da “Pembe Domates Ağı” adı verilen internet sitelerini inceledim.
Böylece “pembe domates”in sırrını öğrendim
Sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Pembe domates”, yıllar sonra yaşamımıza tekrar nasıl girdi?
İnanılması güç bir hikâye…
Anlatayım…
Yıllar yıllar önce…
İstanbul Çerkezköy’de Hafize Baliç isimli bir bayan yaşarmış.
Meyve de sebze de doğalmış o zamanlar…
Kimse “hibrit tohum” nedir bilmez, suni gübre kullanmaz, ilaç atmazmış yetiştirdiklerine.
Domates mi yetiştiriyor, ihtiyacı kadar olan domatesi tohuma bırakır, elde ettiği tohumları kurutur, bir sonraki yıl için saklarmış.
Zamanı gelince tohumlar çimlendirilir, fide elde edilir, fideler de evlek haline getirilen toprağa dikilirmiş.
Çekezköylü Hafize Hanım da böyle yetiştirirmiş pembe domateslerini yıllar yılı.
Tohum elde ederek, tohum saklayarak…
Vadesi dolmuş, öbür dünyaya göç etmiş.
Aradan yine çok yıllar geçmiş.
Çocukları Hakkı ve Sevinç Baliç, bir gün annelerinin eski eşyalarını karıştırırken, bez torbalara konmuş tohumlara rastlamışlar.
Torbaların üzerinde sebze isimleri yazılı…
Domates…
Salatalık…
Kabak…
Patlıcan…
Diğerlerinin çok, ama domates torbasının içinde sadece 3 tohum varmış.
O çocukken yedikleri pembe domatesleri hatırlamışlar.
“Bunlar, o domateslerin tohumları olmalı” diye düşünmüşler.
Organik tarıma meraklı arkadaşları varmış…
Avniye ve Mehmet Tansuğ çifti…
Bu “üç tohumu” onlara vermişler.
Böylece “pembe domates” macerası başlamış.
Yıl, 2006…
Çekirdekler çimlendirilmiş, filizler fideye dönüşmüş, yüze yakın fide elde edilmiş, eşe dosta dağıtılmış.
Bu olay, “pembe domates dostlukları” yaratmış.
Sen nasıl yetiştirdin?
Hangi sıklıkla suladın?
Seyreltmesini nasıl yaptın?
Sonra bu sohbetler “görüntüye” dökülmüş.
Sosyal medya ortamında, pembe domateslerin görüntüleri dolaşmaya başlamış.
İş büyümüş, pembe domatese ilgi artmış.
Tohum istemeler, tohum göndermeler…
Avniye ve Mehmet Tansuğ çifti, bakmış olacak gibi değil, kısa adı PDA olan “Pembe Domates Ağı”nı kurmuşlar.
Pembe domatese gönül verenler, bu ağ sayesinde haberleşiyorlar, tohum alışverişi yapıyorlar, bilgilerini paylaşıyorlar, ara sıra da belirledikleri bir şehirde “pembe domates toplantısı” yapıyorlar.
Pembe domatesçilerin sayısı, başlangıçta 100-150 kişiymiş, bugün 4000’i aşmış.
Hiçbir çıkar gütmeksizin, bu ülkenin çok lezzetli bir ürünü olan doğal pembe domatesi yetiştirme ve koruma sevdasına kapılan 4 bin kişi…
Bu sayı her geçen gün de artıyor.
Ne güzel bir olay!
*********
“Pembe domatesçiler”, bir de “manifesto” yayınlamışlar.
“Pembe Domates Ağı Manifestosu”…
Aynen şöyle:
“Bizler, 2006’da bu ülkenin ürünü olan ve gelecek kuşaklara miras bırakılması gereken doğal tohumlara, nesli kurumaya yüz tutan, leziz “pembe domatesler” üzerinden sahip çıktık.
*Onları 2007 ve gelecek yıllarda da evlerde, balkonlarda, bahçe ve tarlalarda, temiz toprak ve doğal yöntemlerle yetiştirmeye azimliyiz.
*Onların da bu domatesleri aynı renk, aynı güzel koku, aynı lezzet ve aynı doğallıkta sürdürebilmesi için, elde ettiğimiz tohumları çocuklarımıza ve gelecek kuşaklara aktarmakla sorumluyuz.
*Bunun için kendi aramızda yardımlaşırken, tohumlarımızın genetiği ile oynanmaması, terminatör teknolojiler eliyle endüstriyel hale gelmemesi için pembe domates ağının genişletilmesine çalışacağız.”
********
Geldik yazının sonuna…
Eğer siz de “doğal pembe domates”e ilgi duyuyorsanız, “Pembe Domates Ağı”na girin, inceleyin ve üye olun!
İşin ucundan siz de tutun!
Bahçeniz, tarlanız yoksa, balkonunuzdaki saksıya iki pembe domates fidesi de siz dikin!
İyi pazarlar!

Bu yazı toplam 1758 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim