• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • Kocaeli : 13 °C
  • İstanbul : 23 °C
  • Sakarya : 13 °C

Bir Kahvenin Kırk Yıl Hatırı Vardır.

Tarık Bağdat




Çok küçük de olsa birinden gördüğümüz iyiliği, bir dostluğu unutmamalı; o kişinin her zaman hatırını saymalıyız.
Bize ikram edilen bir fincan kahve, o kişiyle aramızda küçük de olsa bir dostluk kurulmasını sağlar. Kahve, geleneksel konukseverliğimizin bir sembolü olmuştur. Konuklara pişirilen kahve, ev sahibinin sevgisini, saygısını ifade eder.
Bizim de gösterilen bu iyiliğin, dostluğun altında kalmamamız; karşılığında, o kişiye dostluğumuzu, iyiliğimizi esirgemememiz gerekir. Yapılan iyilikleri, dostlukları unutmamak, başlıca insanlık görevimiz olmalıdır.
Şöyle bir hikâye de varmış kahvenin hatırı ile ilgili:
Vaktiyle İstanbul’da yemiş İskelesi’nde kahvecilik yapan ve başından türlü maceralar geçtikten sonra dara düşen bir adamdan Üsküdarlı halk şairi Vasıf dinler, ondan da bizlere hatıratlarında nakleden Reşat Ekrem şöyle kaydediyor.
" Bu adamın bir gün kahvehanesine bir Yeniçeri gelip,
– Hey arkadaş! Bütün müşterilerine birer kahve yap, lakin şu kâfire yapma! Demiş. Kâfir dediği de bir köşede oturup nargile içen bir Rum gemi kaptanı imiş. Ama hiç şüphesiz ki o zaman gözü açık kahveci birer kahve yapıp herkese vermiş. En sonra da iki kahve yapıp:
– Kaptan, biz de seninle içelim; diye Rum müşterinin yanına oturmuş.
Yeniçeri,
– Heyyy! Ben sana o kâfire kahve yapma diye tembih etmedim mi? deyince kahveci de,
– Kaptana yaptığım kahve senden değil, merak etme ocaktandır ağa! Cevabını vermiş.
Aradan zaman geçmiş. Sisam adasında büyük bir isyan baş göstermiş. Kahveci de yeniçeri ocağında kayıtlı asker olduğu için adaya sevk edilmiş. Askerlerin bazıları Sisam’da asi Rumların, eline geçmiş. Türk esirleri bir meydanda müzayede ile satmaya başlamışlar, arttırmada esiri alan da hemen boğazlayıp kesiyormuş. Müzayede ile esir satmaktan kasıtları da, isyan hareketini beslemek için bir nevi yardım toplamakmış. Gün gelmiş, yemiş İskelesi’nin kahvecisi de Rumların eline esir düşmüş ve diğer esirlerle birlikte o meydanda satışa çıkarılmış. Esirler yan yana dizilmiş akıbetlerini beklemeye başlamışlar. O sırada tepeden tırnağa silahlı bir Rum gelmiş. Bunları gözden geçirdikten sonra bir iskemleye oturmuş. Müzayede de başlamış. İlk, bir paradan başlarlarmış. Bir can bedeli de beş paraya, on paraya kadar çıkarmış. Sıra kahveciye gelince iskemlede oturan o silahlı adam yekten,
– beş kuruş! Diye bağırmış.
Arttıran olmayınca da esiri alıp bir muhafız nezareti altında şehirden çıkarmış. Zavallı kahveci, "Beni beş kuruşa aldığına göre kim bilir ne gibi işkencelerle öldürecek." diye düşünürken, ıssız bir yerde o silahlı Rum:
– Korkma, demiş, sen beni tanımadın ama ben seni tanıdım. Hani bir yeniçeri bana hakaret ettiği zaman sen onu dinlemeyip bana kahve ikram eden Yemiş İskelesi’ndeki kahveci değil misin?
Kucaklaşıp öpüşmüşler.
Bir başka kısadan hisse de şöyledir.
Vaktiyle bir derviş berbere gidip:
- Vur usturayı berber efendi, der.
Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar ve diğer tarafa usturayı vuracakken, mahallenin kabadayısı içeri girer.
Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış tarafına sert bir tokat atarak:
- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye bağırır.

‘Dövene elsiz, sövene dilsiz’ olan, halktan gelen her şeyin Hak’tan geldiğine inanan derviş, sabreder. Fakat kabadayının tıraş esnasında da dili durmaz, sürekli alay eder derviş ile: ‘Kabak aşağı, kabak yukarı.’
Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, kontrolden çıkan bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelerek kabadayıyı altına alıp sürükler. Kabadayı oracıkta feci şekilde can verir. Berber dervişe bakar, sorar:
- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş düşünceli bir şekilde cevap verir:
- Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!
Rahmetli Ali’nin de, Cemal Hocamın da hatırı var. Yaptığımız iyilikler hala gözümün önünde siz çocukları unutmuş olsanız da ben unutmadım.

Bu yazı toplam 1973 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim