• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Kocaeli : 18 °C
  • İstanbul : 19 °C
  • Sakarya : 18 °C

Bir tarafta acı, bir tarafta 40’ncı yıl gururu

M.Tanzer Ünal

 

                                   

Yaşamda hiçbir şeyin anlamının kalmadığı günler olur ya, ülke olarak böyle günler yaşıyoruz.

Çaresizlik, hepimizi eşitledi.

Hepimizin yüreği, vicdanı, canı Soma’da…

Yüreğimiz yanıyor…

Vicdanımız kanıyor…

Canımız acıyor…

“Ölüm”; biz fanilere, özellikle politikacılara bir kez daha kendini hatırlattı.

 Baksanıza, Başbakan Erdoğan bile “felaket günü”nden bu yana kimseye bağırmıyor, çağırmıyor, fırça atmıyor.

Herkes daha ölçülü, birbirine daha saygılı…

Bakalım, bu “asgari hoşgörü ortamı” kaç gün devam edecek?

Yan yana kazılmış yüzlerce mezar…

*”Dünyayı ben yarattım” edasıyla dolaşanlara…

*Kendilerine oy vermeyen yüzde 57’yi yok sayanlara…

*Kendinden olmayanlara hayat hakkı tanımayanlara…

*Haksız ve adaletsiz davrananlara…

 *Din-iman diyerek siyasi rant sağlayanlara ve servetine servet katanlara…

Acaba bir anlam ifade edecek mi?

 

 

Bir tarafta acı, bir tarafta gurur!

                                               ********

İşte böyle bir ortamda, gazetemiz, 40’ncı yayın hayatına giriyor.

Sizlerle 16 Mayıs 1975 tarihinden bu yana birlikteyiz.

Tam 14 bin 235 gündür…

Bugün, doğum günümüz.

Bizlere, “40’ncı yıl gururu”nu, “Kocaeli’nin en eski gazetesi olma gururu” nu yaşattığınız için siz değerli okurlarımıza şükran borçluyuz.

Aslında bugün sizlere geride bıraktığımız yılları anlatacaktım.

Klasik bir “40’ncı yıl yazısı” yazacaktım.

Bazı gazetelerin her hafta yaptığı gibi, kendimizi biraz övecektim.

Ama bu acılı ortamda, böyle bir yazıya elim gitmedi.

Yazsam, biliyorum, sizler de beğenerek okumayacaktınız.

 

Çizgimiz… Duruşumuz…

                                               *******

Hiçbir şey yazmasam da olmaz.

Birkaç söz edeyim.

Biliyorsunuz, ama yine de “çizgimiz”i ve “duruşumuz”u “40’ncı yıl” nedeniyle bir kez daha “kayda” geçeyim.

Kendimizi “tescil” edeyim…

Bilen, biliyor.

Bilmeyenler de okuyup öğrensin.

Bizi…

* Esen rüzgâra göre yön değiştirenlerle…

*“Sahibinin sesi” olarak gazetecilik yapmaya devam edenlerle…

Karıştırmaya kalkmasın!

Biz, gazeteciliğe nasıl bakıyoruz?

Bizim yayın ilkelerimiz nedir?

Önce şunu belirteyim.

Gazetecilik, yağcılık ve şakşakçılık mesleği değildir.

Gazeteci, doğru olan her haberi yazar ve yayınlar.

Doğru bildiği her yorumu yapar.

Gazeteci, her zaman halktan ve haklıdan yanadır.

Biz, uzun yayın hayatımızda hep bu ilkelerle hareket ettik.

Bu nedenle başımız dik, alnımız açık!

Bizi 40 yıldır ayakta tutan, bizi kentimizin en eski gazetesi yapan da bu ilkelerdir.

Dik durmaya; haksız ve adaletsiz davrananlara, hainlere, vatan ve millet düşmanlarına karşı direnmeye ve diklenmeye, bundan sonra da devam edeceğiz.

Bizi bugünlere getiren Kocaeli halkına bir kez daha şükranlarımı arz ediyorum.

Böylesine anlamlı bir yıldönümünde…

Vefat eden eski çalışma arkadaşlarıma Allah’tan rahmet diliyorum.

Artık bizimle olmayan, değişik kurumlarda görev yapan arkadaşlarıma da sevgilerimi gönderiyorum.

   

 

“İş kazası” mı, “iş katliamı” mı?

                                               ********

Başbakan Erdoğan’ın, Soma’da yaptığı konuşmada faciayı nasıl değerlendirdiğini biliyorsunuz.

Önce dünyadan örnekler verdi…

1800’lerin İngiltere’sine gitti.

Ardından 1900’lerin Fransa ve Amerika’sına…

1914 yılında Japonya’daki grizu patlamasında 687 işçinin öldüğünü söyledi.

1942’de Çin’de yaşanan faciaya dikkat çekti.

1965’lerin, 1975’lerin Hindistan’ına gitti.

Sonra da dedi ki, “Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunlar olağan şeyler. Bu, işin fıtratında var!”

Anlayacağınız, Erdoğan, Soma faciasını “olağanüstü bir olay” olarak karşılamadı.

“Dünyada oluyor, bizde de olur” demeye getirdi.

Yazık!

Bizce, Soma’daki olay “iş kazası” değil, bir “iş katliamı”!

Zaten “iş kazaları”nın pek farkına varmıyoruz.

“Katliam” olunca ortalık ayağa kalkıyor.

Geçen yıl, yani 2013’te, 280 madenci ölmüş.

Haberimiz oldu mu?

Olmadı…

Tek tek öldükleri için hiç haberimiz olmadı.

Yine…

2013’te ülkemizde 1235 kişi iş kazasında hayatını kaybetmiş.

Tek tek öbür dünyayı boyladıklarından, yine kimsenin ruhu duymadı.

Aslında, iş kazasında “her bir ölüm” çok önemli!

“Facia” olarak nitelendirilmesi için, işçilerin illaki toplu ölmeleri mi şart?

Ölümlü iş kazalarında Avrupa birincisiyiz.

 

 

Dünyada ve bizde ölüm oranı…

                                               ********

Madende çalışmak, diğer mesleklere göre elbette daha riskli.

Ölme, yaralanma ve hastalanma riski daha fazla…

Ama Başbakan Erdoğan’ın konuya yaklaştığı gibi, bu kazalar “olağan şeyler” değil.

Kendi ifadesiyle, “işin fıtratında” yok!

En azından Türkiye’deki kadar yok!

Uzmanlar, maden teknolojisinde dünyadan 150 yıl geride olduğumuzu söylüyorlar.

Bunun sonucu olarak da “üretim başına düşen ölüm oranı” bizde çok fazla.

Elimde Türkiye-Çin-ABD karşılaştırması var.

2008 yılında, Çin’de taş kömürü üretiminde milyon ton başına düşen ölüm sayısı 1. 27 iken, aynı oran Türkiye’de 5 kat daha fazla. Yani 7. 22…

ABD’de ise 0.02…

Bizdeki ölüm sayısı, ABD’den 361 kat fazla.

Anlayacağınız…

Bizdeki maden kazaları “takdir-i ilahi” değil, “takdir-i cehalet”!

Bütün dünyada oluyormuş, bizde olması da normalmiş!

Tamam onlarda da oluyor, ama oran bu!

Türkiye’deki ölümler Çin’in 5-6 katı, ABD’nin ise 361 katı.

                                               ******

Bunun sorumlusu kim?

Ülkeyi yönetemeyen siyasiler…

Dün de bugün de, kafa aynı kafa!

Sadece para ve rantla ilgileniyorlar.

Bilime, bilgiye ve çağdaş uygarlığa sırtlarını çevirmişler.

Ahlakla, namuslukla, dürüstlükle ilgileri kalmamış.

Kültürsüzlük…

Despotluk…

Adına ne derseniz deyin!

İş kazalarının, iş katliamlarının öyle “takdir-i ilahi” ile ilgisi yok!

Allah, insanların kötülüğünü neden istesin ki?

 

 

AKP’nin işçi kesimine bakışı

                                               ********

Öyle fazla söz söylemeyeceğim.

Sadece birkaç rakam…

Yıl, 1980…

Askeri rejim dönemi…

Nüfusumuz 50 milyon, sendikalı işçi sayımız 2. 5 milyon.

 Yıl, 2013…

Recep Tayyip Erdoğan’ın “ileri demokrasi” dönemi…

Nüfusumuz 76 milyon, sendikalı işçi sayımız 600 bin.

Bir rakam daha…

Yıl, 2002…

AKP’nin iktidara geldiği yıl…

Taşeron işçi sayısı, 387 bin.

Yıl, 2013…

Taşeron işçi sayısı, 2 milyon.

Başka söze gerek var mı?

“Hesabı sorulacak” teranelerini bırakalım da, adam gibi sorunun özüne inelim.

Yoksa bu kafayla daha çok “iş katliamları” olur!

                       

Bu yazı toplam 1225 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim