• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Kocaeli : 20 °C
  • İstanbul : 21 °C
  • Sakarya : 20 °C

Birkaç saat mi? Birkaç dakika mı? Yoksa birkaç saniye mi?

Bilgutay Bağdat

Çok yorgun bir gündü. Balkonda oturup denizi seyrederken uyuklamaya başlamıştım. Saat 23.30 civarı artık yatalım dedik ve yattık o kadar yorgunmuşum ki derin bir uykuya dalmışım.

Birden fırladım yataktan uyku sersemliği ile bir şeyler oluyordu. Gece yarısı uykudan uyandıran neydi? Birden, bir sallantının ortasında bulmuştuk kendimizi. “Ne oluyoruz,” diye bir yandan düşünüyor, bir yandan uyku sersemliğini üstümden atmaya çalışıyor, bir yandan da hızlı bir şekilde düşünüyordum. Yer sarsılıyor. Deprem! ”Oğullarım, eşim, misafir yeğen Gökberk!.. Hemen aşağıya inmeliyiz. Üstüm başım...

Fırladım yataktan çocukların yanına gideyim dedim. Ne mümkün sanki dik bir yokuşa tırmanmaya çalışıyorum. Yer ayağımın altından kayıyordu, sanki. Kalbim, kalbim bedenimden fırlayacakmış gibi atıyordu. Derinden derine bir çatırtı sesi duyuluyordu. Sanki yerin altı inliyordu. Uğultu ve sallantı devam ederken evin içinde devrilen eşyaların sesi geliyordu. Bina eğildikçe ben düşüyorum, tekrar tırmanmaya çalışıyorum. İlk saniyelerde elektrikler kesilmişti ama sanki gün ortası gibi aydınlıktı gece.

Ne kadar geçti bilmiyorum birden yavaşladı ve ben can havli ile çocukların odasına koştum. Artık her yer zifiri karanlıktı. Önce misafir Gökberk’i yatağından çektim aldım, oğlum Tarık yataktan indi, Asutay yoktu göremiyordum karanlıkta. Neyse ayağımla yeri yavaş yavaş yoklayarak buldum. Eşim yanıma geldi tam o anda ikinci dalga başladı. Eyvah! Biz burada ölecektik galiba. Babam aklıma geldi. Üst katta dairede idi, annem Gebze’de ablamlardaydı. Neyse! Annem hiç olmazsa güvendeydi. Kirişlerin altında duruyoruz, bildiğim her şeyi unuttum. Sarsıntı çok şiddetli... Aman Allah’ım ev âdeta bir ileri bir geri gidiyor. Yıkılacak, yıkılacak!.. Bina dayanmayacak galiba...

Çok uzun gelen bir zaman sürecinden sonra, nihayet sarsıntı durdu. Hemen el feneri, anahtar ve yağma olursa diye Av tüfeği. Karanlıkta merdivenler hem yüksek, hem çok fazla görünüyordu. Babamı, çocukları, komşu yeğenlerim ve apartman sakinlerini yavaş yavaş merdivenlerden aşağıya indirdik... Karşı bahçenin dibine herkes sığındı. Eksik kim var araştırması yapıyorduk. Yan komşum yeğenim Elif ve oğlu yoktu ortada. Hay! Allah yukarda mı kaldılar acaba. Çıktık baktık yoklardı. Neredeydiler acaba?

Yolun hemen altında Dalyan sitelerinden birkaç el silah sesi geldi. Koştuk ama bir tuhaflık vardı. Binanın biri yüksek biri alçak gözüküyordu. Karanlıkta göz yanılgısı mı? Radyoyu açtık İstanbul’dan bahsediyordu. Eyvah! Eşimin ailesi orada artık onları kurtarmaya gideceğiz. Moral bozuk. Komşu yeni nişanlı genç “-Abi, merkeze gidip bakalım mı? Nişanlım nasıl acaba?” Gidelim bende abimleri kontrol edeyim. İmam Hatip Lisesi yanındaki Atay apartman bloklarının biri yolda aman Allah’ım biz dağılmışız, sağ tarafta Hatinoğlu apartmanı yerle bir, yine sol taraftaki ilk Atay blokları da yerle bir. Eyvah! Şehir merkezi ne durumda, acaba? Amanın Yıldız apartmanı da yerle bir olmuş. PTT binası yanındaki kendi apartmanımıza ilerliyorum hiçbir şey yok. Oh! Allah’a şükürler olsun. Abimlerde bir şey yok.

Hemen geriye döndük gün ağırmaya başladı. Elif ve oğlu yeni yapılan binalarda misafir oldukları yerde kalmışlardı. Bina yerle bir olmuştu. Neyse yeğenler hemen altına girdi ve ikisini de canlı çıkardı, ev sahibi maalesef hayatını kaybetmişti.

O ne Dalyan sitelerinin orta katı bir alt katın üzerine oturmuş. Komşularımızı kaybetmişiz. Kurtardıklarımıza sevinmek ne mümkün gayrı, üzüntü üzerine üzüntü yaşıyoruz.

Telefonlar kesik, haber yok kimseden nerden çıktı ise baldızım, bacanağım İstanbul’dan, kayınbiraderim Bursa’dan hızır gibi yetiştiler. Allah’ın hikmetine bak. Ben gidip kurtarayım derken onlar gelmişlerdi bizi kurtarmaya. Meğer depremin merkez üssü Gölcük’müş. Yani biz depremin ortasındaymışız. O gün etrafı kontrol edip akrabaları, tanıdıkları kontrol etme ve ne yapabilirim düşüncesi ile geçti. İkinci gün İstanbul’dan baldızlarım, bacanaklarım ve kayınbiraderlerimin organize ettiği destek ekipleri, erzak ve malzemeler gelmeye başladı. Karşımızdaki zeytin bağı üssümüz olmuştu.

Komşumuz Kemal Can kamyonu ile tüm yeğenler hep beraber sabahları hazırlık yapıyor ihtiyacı olanlara yardım yapıyorduk. Çadırsa çadır, yiyecekse yiyecek. Bu arada kendi kolonimizi unutmuşuz açıkta kaldık. Neyse eski püskü bulduğumuz çadırlarla apartman kenti kurduk. Herkes birbirine müthiş destek, ayrı gayrı yok, mükemmel birliktelik. Galiba biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları zor günlerin insanıyız. Anlatamayacağım büyüklükte destek oluştu. Ben her gün sabah Karamürsel’e öğleden sonra Gölcük’e destek oluyorum.

Gölcük’te oturan okul arkadaşımız Zekiye’nin evine ilk gün koştuk. Ezbere bildiğimiz yeri inanın bulamadık. Her yer yıkılmış, ortalık darmadağınık. Panel Van minibüsler üst üste cansız bedenleri konvoy konvoy taşıyor. Sivil savunma komuta merkezi yardım edin diyor. Telsizler cayır cayır yardım gönderin diye bağırıyor. Nihayet Zekiye’lerin evini buldum. Meğerse günlerce önünde duruyormuşum. Eşi evde rahmetli olmuş. Zekiye ise müdürlüğünü yaptığı şimdiki “Zekiye Gündoğdu Kız Yurdunda” şehit olmuş. Hala nah! Şurada boğazımda düğüm var. Neyse gerisini anlatmayacağım yaşadıklarımı, gördüklerimi anlatmayacağım.

Ama tek şey anlatmak için bu kadarını yazdım.

Hala tedbir almadık. Hala ne yapacağımızı bilmiyoruz. Ve hala tehlike bitmiş değil. Ve hala uzmanlar bakın deprem geliyor diyor. Tıpkı o zaman söyledikleri gibi. Erken uyarı ne işe yarar birkaç saniye sadece kazandırır. Kim nerede toplanmalı, ne kadar malzememiz var. Her yeri, bina ile dolduruyoruz. Her şeyin farkında mıyız?  Yoksa hala televizyondan izleyeceğimizi mi düşünüyoruz.

 99’depremini biz izlemedik yaşadık.     

Bu yazı toplam 1514 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Eda
19 Ağustos 2016 Cuma 19:37
19:37
Samimi söylüyorum yaşadığınız depremi aynı siz gibi yaşadım. Eleştirilerinizde çok haklısınız.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim