• BIST 108.434
  • Altın 151,237
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • Kocaeli : 8 °C
  • İstanbul : 16 °C
  • Sakarya : 8 °C

Biz hep “tombaladan” Avrupa peşindeyiz

M.Tanzer Ünal

Avantayı çok severiz…

Köşe dönmeye bayılırız…

Hep mucizeden medet umarız…

Sık sık “tombala” çekeriz…

Aklımız eser “piyango bileti” alırız…

Her hafta “toto” oynarız…

Çalışmadan, emek vermeden, hak etmeden bir şeyleri elde etmek; bizim yaşam felsefemiz olmuş.

Bakın çevrenize, herkes avanta peşinde.

Kısa yoldan köşeyi dönmek, herkesin dilinde.

Çalışarak yaşamak, enayilik…

Çalışmadan yaşamak, akıllılık, beceriklilik!

Algı böyle!

Toplumun değer yargıları böylesine aşındırılmış.

Sistem böyle kurulmuş.

“Tepedekiler” de “alttakiler” de bu sistem içinde karşılıklı etkileşiyorlar.

“Tepedekiler” avanta peşinde koşunca, “alttakiler” de avanta peşinde koşmayı kendilerine hak görüyorlar.

 

 

Önümüzde güncel iki konu var

 

*Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi…

*Türk Milli Futbol Takımı’nın Avrupa Şampiyonası’nda gruplardan çıkıp tur atlaması…

Şu yaşadığımız olaylara, yapılan konuşma ve değerlendirmelere bir bakar mısınız?

Cumhurbaşkanı Erdoğan çıkıyor, “Neden bizi Avrupa Birliği’ne almıyorsunuz kardeşim” diye kafa tutuyor.

Karar verici ülkelere yükleniyor da yükleniyor…

Sahi, Avrupa Birliği Türkiye’yi neden arasına almıyor?

Bir garazı mı var?

Onlar Hıristiyan biz Müslüman’ız, ondan mı?

Başka bir sebebi olamaz mı?

Allah aşkına, şu halimize bir bakar mısınız?

Hiç Avrupa Birliği’ne girecek bir halimiz var mı?

Avrupa Birliği kriterleri ne diyor, biz ne haldeyiz…

* “Ülkeyi yönetme kriterlerimiz” mi Avrupa Birliği’ne uygun?

*Avrupa Birliği ülkeleri de “parti devletleri” tarafından mı yönetiliyor?

*Oralarda da tek kişinin söyledikleri kanun yerine mi geçiyor?

*“Güçler ayrılığı” sistemi, o ülkelerde de rafa mı kaldırıldı?

*Yasama, yürütme ve yargı, AB ülkelerinde de tek kişinin emrine mi verildi?

*Basın özgürlüğü, Avrupa’da da mı yok?

*Onlar da mı; çalışmadan, üretmeden, sürekli borç alarak yaşıyorlar?

*Halkın seçtiği başbakanın işine, Avrupa’da da bir günde son verilmeye mi başlandı?

*AB ülkelerini yönetenler de, devletin kasasını babalarının çiftliği gibi mi kullanmaya başladı?

*Oralarda da, bakanların rüşvet ve yolsuzluk olaylarının üstü, yukarıdan gelen talimatla şipşak örtülüyor mu?

*AB ülkelerinde de, yargı yürütmenin emrine mi girdi?

Daha hangi birini sayayım…

Bizdeki rezilliklerin hangi biri, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde var?

Kendimizi bilmiyoruz…

Ne durumda olduğumuzun farkında değiliz…

Sonra da pişkin pişkin diyoruz ki, “Yaa biz böyleyiz, kendimizi düzeltmemiz de mümkün değil, evrensel normları yakalayamayız, siz bir şeyler yapın ve bizi Avrupa Birliği’ne alın!”

Yani…

* “Mucize” bekliyoruz…

* “Avanta” bekliyoruz…

* “Tombaladan” olsun istiyoruz…

* “Kıyakçılık” bekliyoruz…

Hak etmediğimiz, hakkımız olmayan bir şeyi, Avrupa Birliği’ne girmeyi istiyoruz.

 

 

Ya şu futboldaki zavallılığımız

   

Günlerdir Paris’te devam eden bir zavallılığı, bir rezilliği hep birlikte izliyoruz.

Neymiş?

Türkiye, Hırvatistan’ı yenememiş…

Türkiye, İspanya’yı alt edememiş…

Türkiye, Avrupa Futbol Şampiyonası’nda gruplardan çıkamamış…

Bunda şaşılacak ne var Allah aşkına!

Hırvatistan’ı ve İspanya’yı da yenip gruptan lider mi çıkmalıydık?

Yarıfinal veya final mi oynamalıydık?

Nasıl?

Neyle?

Hangi futbol altyapınla?

Hangi eğitim altyapınla?

Senin çağdaş temel eğitim politikan var mı?

Yok!

Senin spor politikan var mı?

Yok!

Senin futbolunu geliştirme projen var mı?

Yok!

Ülkemizi “yabancı futbolcu çöplüğü” yapmışsın…

55 ülkeden 158 futbolcuyu 650 milyon Euro vererek transfer edilmesine izin vermişsin…

Geri kalan Türk futbolcuların yüzde 90’ı Avrupa ülkelerinin futbol altyapılarından yetişme…

Senin ciddi anlamda futbolcu yetiştirme kaygın ve çalışman yok…

Yıldırım Demirören isimli bir zat, “ahbap çavuş ilişkileri” içinde yıllardır Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı koltuğunda oturuyor…

Beşiktaş Kulübü’nü yönetememişti, batırmak üzereydi, şimdi kendisinden “Türk futbolunu kalkındırması” bekleniyor…

Bir teknik heyet görevlendirmişsin, “Maçları izle, seç, beğen, çıkar maça oynasınlar” diyorsun…

Özetle, futbolu da kendi bozuk düzenin içinde yönetmeye çalışıyorsun…

Sonra da “başarı” bekliyorsun!

Bu nasıl mantık arkadaş?

Neymiş?

Macaristan, iyi oynayıp Portekiz’i yenecekmiş…

İtalya, iyi oynayıp İrlanda’yı yenecekmiş…

Belçika, iyi oynayıp İsveç’i yenecekmiş…

Sonra…

Çok kötü oynayan Türk Milli Futbol Takımı; Macaristan, İtalya ve Belçika Milli Futbol Takımları’nın iyi futbol oynamaları sayesinde, Avrupa Futbol Şampiyonası’nda “en iyi üçüncüler arasına girip” yoluna devam edecekmiş…

Bilmem, kaçta kaç ihtimal.

Bu da olmadı.

O “mucize” gerçekleşmedi.

“Piyango” vurmadı.

“Toto” tutmadı.

“Tombala” çıkmadı.   

Hayaller suya düştü.

Bizimkiler; hak ederek değil, kendi alın terleriyle değil, başkalarının iyi veya kötü futbol oynamaları sayesinde ikinci tura çıkacaklardı, dediğim gibi olmadı.

Şimdi bir süre “günah keçisi” aranır…

Birileri suçlanır…

Başarısızlık birilerine fatura edilir…

Bir hafta on günü bulmaz, her şey unutulur gider.

Zaten sıcaklar bastı, millet bunaldı…

Kimsenin özeleştiri yapacak, suçlu arayacak hali yok!

Eğer mutlaka “suçlu” bulunacaksa…

Ülkemizin “nöbetçi suçlusu”nu biliyorsunuz…

Bütün suç “paralel yapı”nın üzerine yıkılır, iş biter!

Türkiye, neden Avrupa Birliği’ne giremiyor?

“Paralel yapı”, yüzünden…

Türkiye, futbolda neden başarılı olamıyor?

Yine “paralel yapı” yüzünden…

İş bu kadar basit!

                                               *********

Sevgili okurlarım, şaka bir tarafa durumumuz vahim!

Biz hep “tombaladan” Avrupa peşindeyiz, ama dünyada “tombaladan başarı” yok, bunu anlayabilmiş değiliz.

 

 

Hasan Zer’i belediye gönderdi, Fikri Işık müşavir yaptı

 

Ben Hasan Zer’i tanımıyorum.

Ama tanıyanlar söylüyorlar, bir zamanlar AKP’de ve Büyükşehir Belediyesi’nde “kılıcı iyi kesenlerden” biriymiş.

Bu nedenle de KENTKONUT Arsa Ofisi Müdürlüğü’nde 10 yıl görevde kalmış.

Arsa ofisi deyip geçmeyin, bir kamu inşaat şirketinin çalışanlar yönünden “en verimli” yeridir.

Projeler için arsaları sen alacaksın, bir süre sonra ihtiyaç fazlası ise satacaksın…

Her neyse…

KENTKONUT’ta yönetim değişince…

En tepedeki, “Onu da gönderin” diye sinyal verince…

Hasan Zer’in koltuğu sallanmaya başlamış.

Ve en sonunda beklenen olmuş, Hasan Zer 2 Mart 2015’te istifasını vermiş.

Hasan Zer’in, halen Milli Savunma Bakanı olan Fikri Işık’ın iyi adamı olduğu biliniyordu, ama demek Fikri Işık’ın gücü de Hasan Zer’i KENTKONUT’ta tutmaya yetmemiş.

Veya bazılarının söylediği gibi, Hasan Zer’in defteri “Fikri Işık’ın adamı olduğu için” dürülmüş.

Hasan Zer, İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Fakültesi mezunu…

Yani teknik bir kişi değil.

Ne yapacak?

Yine “siyasi bir iş” bulacak.

Bakan Fikri Işık vefa göstermiş, Hasan Zer’i, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na “müşavir” yapmış.

Son bakanlar kurulu değişikliğinden iki gün önce…

22 Mayıs 2016’da…

24 Mayıs’ta biliyorsunuz yeni hükümet kuruldu, Fikri Işık da yeni kabinede sanayi bakanı olarak değil de milli savunma bakanı olarak yer aldı.

Duyduğumuza göre, şimdi Hasan Zer “Fikri Bey yok, şimdi ben ne yapacağım” diye kara kara düşünüyormuş.

Bence hiç düşünmesine gerek yok.

Fikri Bey, olmadı kendisini yeni bakanlığa, yanına alır.

Hasan Zer gibi değerler zor bulunur!

 

Bu yazı toplam 2489 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim