• BIST 98.653
  • Altın 143,637
  • Dolar 3,5674
  • Euro 3,9918
  • Kocaeli : 21 °C
  • İstanbul : 20 °C
  • Sakarya : 21 °C

Bize barış lazım, huzur lazım, demokrasi lazım

Tarık Bağdat

Bazı zamanlarda insan çok şey söylemek ve yazmak istiyor ama yazamıyor. Bazen fikirlerinizin doğruluğundan şüphe duyuyorsunuz. Bazen her aklınıza geleni yazacak kadar cesur olamıyorsunuz. Çoğu zaman da düşüncelerinizin karşılık bulamayacağını, yanlış anlaşılacağınızı, gönülleri kırabileceğinizi ve nihayetinde de sözünüzün kıymeti kalmayacağını düşünerek kırpılmış, olmasa gereken keskin kelimeler çıkmış cümleler kurmakla yetiniyorsunuz. İyi mi yapıyoruz kötü mü? İnanın Bilmiyorum, bu saatten sonra.

Suruç'ta birden bire olan intihar saldırısı, İŞID darken bir ten ortaya çıkan ve artan PKK eylemleri, bana yoğun şekilde bozulan moralimiz ile ruh halimi özellikle geçmişin ruh halini ve zihin paradokslarını tekrar yaşattı. Son yıllarda yaşanan şiddet olayları, komşularımızdaki insani dramların sınırı aşarak Türkiye'ye gelmeye başlaması bir bataklığa gittiğimizin habercisi gibiydi. Suruç'ta ve Şanlıurfa'da ölen gençlerimizin arkasından duyduğumuz derin hüznü, endişe ve tedirginlik peşi sıra geldi. Oysa güzel bir ülkede yaşamak istiyorsunuz. Gelecek gününüzün geçen günden daha iyi olmasını hayal ediyorsunuz. Fakat olan biteni uzaktan sakince izlemekten başka bir şey gelmiyor elinizden. Mazlum komşularınıza umut olmak yerine her gün onları mazlum yapan durumlara doğru siz ilerliyorsunuz.

Eminim birçok insan bugünlerde benimki gibi bir ruh halini yoğun şekilde yaşıyor ve çok daha fazla insan, huzurlu bir toplumda yaşamak istiyor. Süreç böyle devam ederse başımıza nelerin gelebileceğini hepimiz tahmin edebiliyoruz. Peki, ne yapmamız gerekir; bu sert ve üslupsuz tartışmaların neresinde yer almak gerekir? Buna dâhil olmak ve taraf olmak zorunda mıyız?

Ölenlerin hüznünü yaşamanıza, yakınlarının acılarını paylaşmanıza bile müsaade etmeyen bir nefret dili toplumun her yanını kuşatmış durumda. Önce yerinizi belirlemeye çalışıyorsunuz, ardından karşı tarafa saldırıyorsunuz. Tüm olumsuzlukların, patlayan bombaların, ölen masumların sorumluluğunu "düşmanınız olduğunu sandığınız toplumun diğer kısmının" üzerine yıkıyorsunuz. Sonra da buna hak aramak, doğruyu söylemek ve mazlumun yanında olmak, katillerden öç almak, politika yapmak diyorsunuz.

Şu bir gerçek ki bu dil, bizi barışa ve huzura götürmez, götüremez, bizi şiddete her geçen dakika biraz daha yaklaştırır. Nasıl bir toplumda yaşamak istediğimize karar vererek tavrımızı belirlemeli ve ona uygun bir dil geliştirmeliyiz. Şunu bir defa toplum olarak belirlemeliyiz; Biz barış ve huzurun hâkim olduğu bir ülkede mi yoksa çatışmaların, şiddetin ve tedirginliklerin olduğu bir ülkede mi yaşamak istiyoruz? Eğer barış ve huzuru istiyorsak politik kimliklerimizi, politik hırslarımızı, politik kurnazlıklarımızı bir tarafa itmemiz gerekiyor. İnsanı insan yapan, insanı değerli yapan tek şey, bir siyasi partiyi takım tutar gibi tutmak yada uydurduğumuz dünya görüşünü savunmak değildir. Bizi değerli yapacak şeyler, bünyemizde barındırdığımız değerlerdir. İyiliği, huzuru, barışı ve mutluluğu artırmaya yapacağımız katkılar bizi değerli kılar.

Barışa katkı yapmak, fazilet gerektirir. Bahsettiğim, siyasi bir barıştır ve onun için gereken en temel erdem fedakârlıktır. Elde etmek istediğimiz her iyi şey için fedakârlıkta bulunmamız gerekir. İyi giyinmek isterseniz modayı takip etmeniz ve para harcamanız gerekir. İyi bir meslek sahibi olmak için mesleki çalışma yapmamız, araştırmamız algımızı açık tutmamız gerekir. Kısaca, başarmak için çalışmanız, doğru düşünmeniz gerekir. Peki, toplumsal barışı istiyor muyuz ya da barışın iyi bir şey olduğunu düşünüyor muyuz? İstiyorsak barış da fedakârlık ister, duyarlılık ister, empati yapmak ( karşındakinin duygu ve düşüncesini anlamak) ister.

Fedakârlık, sahip olduğumuz şeylerin bir kısmından kendi aleyhimize vazgeçmemizi gerektirir. Siyasi fedakârlık, başkalarının fikirlerini kendimizinki kadar dinlemeye hatta bazen savunmaya değer görmektir. Hiçbir siyasi fikir mutlak doğru değildir. Huzur içinde yaşamak doğruluğunu mutlu bir hayat sürmek için yaptığımız seçimlerimizden alır. Statik bir siyasi doğruluk yoktur, her biri deneyimlere açıktır.

Siyasette fedakârlık tek başına yeterli olmaz; onu uzlaşma takip eder. Karşı tarafı da dinleyip fikirlerden fedakârlık ettikten sonra dünya görüşünüze ve hayat tarzına uygun olmasa da ortak bir karara varmanın yolları aranmalı. Ne de olsa siyasi bilgi, tercihlerimizi ortaklaştırabilmek ve deneyimleyerek barış için doğru yolu bulabilmektir.

Uzlaşmak, doğru bildiğimizden vazgeçmek değildir. O halde siyasi uzlaşı bir faziletse onu cesaret takip eder. Hatalı gördüklerimizi cesurca söyleyebilmek. Bu cesareti ölçülü hale getiren başka bir fazilet daha vardır: Buna bilgelik veya basiret deriz.

Fedakârlık, uzlaşı, cesaret: Bu üçünü siyasi söylemlerimizin sınırlayıcıları ve kuralları haline getirmedikçe Türkiye'de toplumsal barışı sağlayamayız. Ülke meselelerini nasıl konuşacağımızla ilgili demokratik düşüncelerimiz yoksa lütfen siyasi ahlaktan da bahsetmeyelim; siyaset yapmaktan da vazgeçelim çünkü bu şekilde hiç işe yaramıyor.

Bu yazı toplam 1091 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim