• BIST 107.206
  • Altın 142,796
  • Dolar 3,5533
  • Euro 4,1312
  • Kocaeli : 28 °C
  • İstanbul : 28 °C
  • Sakarya : 28 °C

Bize ciddiyet gerek...

Banu Gürer

Akademik bir proje üzerinde çalışmak için yaklaşık bir seneliğine Amerika'dayım.

Burada geçici bir süre için beni misafir eden arkadaşım, bir taraftan çalışıyor, bir taraftan evlilik hazırlığı içerisinde, bir taraftan da doktorasını bir an önce bitirmeye gayret ediyor.

Bu gayreti aynı zamanda tezinin uzamaması ve hocasından zaman istemek zorunda kalmaması amacına dayanıyor.

Zaman isteme ihtimali üzerinde konuşurken, mahcup olmak istemediğini söylediğinde insiyaki olarak evlilik hazırlığı içinde bulunduğundan hocasına bahsetmesini söyledim.

En azından zaman istemesinin mazeretini izah etme şansı bulur diye düşündüm.

Zira bizde bu gibi hadiselerin mazeret olması pek yaygındır, değil mi?

Aldığım cevap "o benim sorunum, hocanın sorunu değil" oldu.

İlk etapta duraksadım.

Ancak akabinde içim sızladı.

Çünkü doğruydu.

Ve ne yazık ki genel olarak bizim artık çok uzağında olduğumuz bir doğruydu.

Bunun üzerine en temel meselelerimizden birinin "ciddiyet" olduğunu düşündüm.

Ve düşündüm ki işini ciddiye alan insan sayımız gün geçtikçe azalıyor...

Mesela:

Kimi işini kendine layık görmediği için devamlı şikayet ederek işinin gereğinden kaçmanın mazeretini arıyor...

Kimi emek sarfetmeden başarıyı elde etmek için "idare edilmeyi" alışkanlık haline getiriyor ve işini başkalarının sırtından yapmaya çalışıyor.

Kimileri ise acizliğini maharet gibi ortaya koyarak anlayış bekliyor ve işinin gerektirdiği sorumluluktan kaçıyor.

Kısacası adeta acizliğin ve sorumsuzluğun pirim yaptığı dönemlerdeyiz.

Ancak bunun temelinde de yine ciddiyetsizlik yatıyor.

Nitekim kişi ne kendini ne de çevresini ciddiye almadığı takdirde işini ciddiye alır mı?

Almaz elbette.

Ve almıyor da.

O nedenle böyle insanlar karşısındakini küçük oyunlar ve mazeretler ile kandırabileceğini zannederek "yapması gerekeni yapmadığı" gibi, bunun sonucunda ortaya çıkan sıkıntı için de kendini değil başkasını suçlamaktan geri kalmaz.

Yani sorumluluk almaz.

O nedenle de sorumluluk taşımayı bilmeyen insanların sorumluluk gerektiren vazifeler ve konumlar elde etmeleri bir toplum için en büyük felaketlerden biridir.

Ve o nedenle alın teri dökmeden ve haketmeden alınan her ünvan insanın eninde sonunda ayağına dolanır.

Böylesi insanların sayısının gün geçtikçe arttığı bir toplumda ise üretmeyi ve ilerlemeyi bırakın, günlük işlerin bile halledilmesi olay haline gelmeye başlar.   

İşte bu nedenle gelecek nesillerin "sorumluluk almayı" bilerek yetiştirilmesi büyük önem arzediyor.

Bunun için her şeyin önlerine hazır konmaması, "çabalayarak" elde etmeyi öğrenmeleri gerekiyor.

Ve dahi eğitim sürecinde hak talebinin "ödev" bilinciyle beraber anlam kazandığının doğru biçimde anlatılmasının şart olduğu ortaya çıkıyor...

Ki hem kendini hem çevresini hem de dünyayı ciddiye alan, sorumluluk yüklemek yerine sorumluluk almayı bilen ve dolayısıyla işini iyi yapan nesiler ile milletçe yükselmemiz mümkün olsun...

Bu vesile ile Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun...

Bu yazı toplam 1640 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim