• BIST 108.164
  • Altın 151,464
  • Dolar 3,6587
  • Euro 4,3309
  • Kocaeli : 25 °C
  • İstanbul : 21 °C
  • Sakarya : 25 °C

Bizim çevrenin halleri...

Bizim çevrenin halleri...
Sizlere Servet Alparslan ile Sapanca Gölü çevresinde gerçekleştirdiğimiz küçük gezimizden izlenimler aktarırken çirkin yapılaşmalar nedeniyle Sapanca Gölü ve çevresinin geldiği hali gözler önüne sereceğim.

Servet Alparslan’ı tanır mısınız? Hikmet Erenkaya’nın Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde İSU Genel Müdürü olarak görev yapmıştı. Öncesinde, Bingöl’de, Sinop’ta Bayındırlık Müdürü olarak çalışmış, iyi bir inşaat mühendisi, iyi bir bürokrattır. Hemşerim olması, çocukluğumuzun da Borçka’da, birlikte geçmesi, ilişkilerimizin sıkılığını, sağlamlığını oluşturur…

Çok sık görüşürüz. Her pazartesi akşamı da Artvin Derneği Lokali’nde sohbetler eder, çok kısa bir politika ve futbol sohbetinden sonra fıkralara, türkülere geçeriz. Haftanın tüm gerilimini üzerimizden atmanın bir yoludur bu durum; hem ikimiz için, hem de masayı paylaştığımız diğer arkadaşlarımız için…

 

YAĞMURLU BİR PAZAR GÜNÜYDÜ…

Yağmurlu bir pazar günüydü. Kendi ilgi ve bilgi alanı olan su – çevre ilişkisini biraz daha yakından gözlemek amacıyla, Sapanca Gölü’nün çevresinde küçük bir tur atmayı önerdi. Hiç ikilemeden kabul ettim. Fotoğraf makinemi da yanıma alarak, küçük gezimize Eşme’den başladık.

Işıklar içinde yatsın, Salih Kösem döneminden bu yana çok gittiğim, çok sevdiğim yerdi Eşme sahili. İnsana huzur veren bir görünümü vardı hep ve o gün, sonbaharın son günlerinin tüm güzelliği yansımıştı sahile.

Göl suyunun iyice çekildiği günlerden geçiyorduk. Çevre için oldukça korkutucu bir durumdu bu. Hem çekilmeyi gözlemek, hem de göle akıtılan suların ne ölçüde arıtıldığını bilmek istiyorduk. İstiyorduk çünkü, Sapanca Gölü bizim içme suyu havzamızdı aynı zamanda.

Dünyanın hiçbir ülkesinde, içme suyu havzasının içine konut alanı yapılacağı kanısında değilim. Ne ki, bu olay yeni değildi Eşme için ve hiç değilse iyi bir arıtma yapılmalıydı. Sahilin bir başından göle akan pis suları görünce, bu konudaki korkularımız yeniden doğrulanmış oldu. Köpürerek akan kirli suların biraz ötesinde plaj vardı ve yaz aylarında insanlar buradan suya giriyorlardı…

Birkaç kare fotoğraf çekip döndük. Uzuntarla’dan Seka Kampı’na doğru inip oraları da görelim istedik. İSU’nun pompa istasyonunun yanından geçerken, çok yakınındaki çiftliklerde yeteri kadar arıtma olup olmadığımı bilemedik ne yazık ki…

 

GÖL SUYU ÇEKİLMİŞ…

Delikanlılık yıllarımın bir bölümünü geçirdiğim Maşukiye geldi aklıma. Köyün altından suya girer, yüzerek Seka Kampı’na gelirdik. Şimdilerde su kayağı yapılan tesisin oralardan çıkardık kıyıya. 

Su kayağının yapıldığı yer iyice kıyıda kalmıştı. O denli çekilmişti gölün suları sizin anlayacağınız. Kuşkusuz bu durum arıtmayla ilgili değildi ama, başka bir sorunun varlığı da yadsınamazdı. Bölgedeki sanayi kuruluşları, kullandıkları suların çok önemli bölümünü Sapanca Gölü’nden çekiyorlardı ve havalar kurak gittikçe gölün suyu azalıyordu doğal olarak. Bu da ekolojik dengenin alt üst olması, doğanın yapısının kötüleşmesi anlamını taşıyordu…

Sınırlarımızın, Kocaeli sınırlarının ötesini de görmek istedik. Bu kez Maşukiye – Yanık – Kurtköy derken, Kırkpınar sahilinde bulduk kendimizi.

Değişen bir şey yoktu. Kırkpınar sahili de göl havzası içindeydi, orada da yapılaşma vardı, ticari işletmelerin su atıklarının ne ölçüde arıtıldığı bilinmiyordu ve hem Sakarya, hem de Kocaeli’ye içme suyu veriyordu Sapanca Gölü…

 

YENİ YAPILAŞMALAR…

Bir zamanlar, esprili biçimde;

“Dibektaşlı mısın” türünden takılmalar yapılırdı arkadaşlara. Dibektaş, yoldan uzak, tepelerde kalan şirin bir köydü. Şimdilerde Dibektaş’ta evi ya da toprağı olan köşe sayılıyordu.

Nasıl gelinmişti bu noktaya?

Dibektaş ormanın eteğinde de değil, tam içinde bir köydü ve Sapanca Gölü’ne tepeden bakıyordu. Parası olanlar gelmişler, köylünün elindeki toprağı almışlar, yerine siteler, villalar kondurmuşlardı ve dert yine aynıydı; yeteri kadar arıtma var mıydı?

Yalnızca atıklar değildi ki sorun!

Orman ne olacaktı?

Görsel kirlilik az şey miydi?

İzmit – Sapanca yolunun bir yerinde durup yamaçlara baktığınızda, yukarılardaki çirkin yapılaşmayı rahatlıkla görebiliyordunuz.

Başka bir tehlike de var mıydı?

Yamaçları satın alanların çok büyük çoğunluğunun Arap kökenli, varlıklı insanlar olduğu söyleniyordu. Bunun yorumu nasıl yapılırdı bilinmez…

Dönüş yoluna geçmiştik artık. Yanık’tan geçerken, yıllar önce yitirdiğimiz, sevgili dostum terzi Recep’in mezarını gördüm ve bir kez daha düşündüm; ne götürmüştü giderek? Daha uzun yaşasaydı ne iyi olurdu! Daha iyi ve uzun yaşamanın koşulları, çevreyi ve doğayı kirletmemekten geçmiyor muydu sanki!..

Hüzünlenmiştik epeyce. Maşukiye’ye geldik, Motali’ye uğradık, iki kadeh rakı içip sakinleşmeye çalıştık…

Teşekkürler Servet Alparslan… Ruhan ODABAŞ

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim