• BIST 98.314
  • Altın 143,771
  • Dolar 3,5550
  • Euro 3,9921
  • Kocaeli : 11 °C
  • İstanbul : 18 °C
  • Sakarya : 11 °C

Bizim Okan “yağcı” olmuş

M.Tanzer Ünal

“Bizim Okan” dediğim, Okan Çağlar…

Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nin eski direktörü…

Okkalı mı okkalı, teraziye çıktığında ibre sağ tarafa vururdu.

140 kilo…

Maşallah iştahı yerindeydi, üç kişilik yemek yerdi.

Tatlısız masadan kalkmazdı.

O zamanlar benim kilom da fena sayılmazdı.

Ama Okan kadar değil.

Beraberken, moral bulurdum.

***

Okan, altı yedi yıl kadar önce çalışma hayatına noktayı koydu, eşi Nurçin Hanım’la birlikte gitti Datça’ya yerleşti.

“Okan ne oldu hayırdır?”dediğimde…

Savunması hazırdı, “Ben bu kilo ile fazla yaşamam, son yıllarımı Datça’da geçireceğim…”

Kocaeli’ne hüzünlü bir veda…

Datça’ya aşıktı, aşık olduğu şehirde yeni bir düzen kurdu.

Niyeti zayıflamaktı.

O diyet bu diyet, bir türlü başaramadı.

Her pazartesi diyete başlıyor, hafta sonuna bir şey kalmıyordu.

Umutsuz vaka!

Sadece kendisi değil, eşi Nurçin Hanım da fena sayılmazdı.

Her ikisi de Sosyal Sigortalar Kurumu’nun raporlu hastasıydı.

Her gün 8-9 hap içiyorlardı.

Şeker, tansiyon, ne istersen var.

***

Bir sabah ballı kaymaklı, kurabiyeli, ban ban sucuklu ve taze ekmekli kahvaltıya gömülmüş vaziyetteyken, gözleri ve kulakları televizyonda, Prof. Dr. Canan Karatay’da idi.

Şöyle besleneceksiniz, böyle besleneceksiniz…

Şunları yiyin, bunları yemeyin!

Canan Hanım’ın söyledikleri kafalarına yattı.

Bütün diyetleri denemişlerdi, bir de bunu deneseler, ne olurdu!

Ertesi gün kitapçıya gidip, Canan Karatay’in 12. 5 liralık kitabından aldılar.

Satır satır okudular ve o gün uygulamaya başladılar.

Aaa, o da ne, kilolar bir bir gidiyor!

Arada sağlık kontrolüne gidiyorlar, her şey yolunda.

Aradan 1. 5 yıl geçti, Okan Bey artık 95 kiloydu.

140 kilodan 95 kiloya…

Üçte bir oranında hafiflemişti.

Neredeyse, kuş olup uçacak.

Hayata yeni gelmiş gibiydi.

Artık yeni bir beslenme alışkanlığı kazanmışlardı.

Geriye dönmek yoktu.

Yıllardır yedikleri kilo aldıran o yiyecekleri hiç de özlemiyorlardı.

Tabii bu arada, düzenli spor yapmayı da ihmal etmiyorlardı.

 

Dokuz “hap”tan sıfır “hap”a…

Okan, 140 kilo iken günde dokuz hap kullanıyordu.

95 kiloya inince, hiç hap kullanmaz oldu.

Sağlık verileri yerindeydi, doktorlar hapları kestiler.

Bir gün oturdu bir hesap yaptı.

Her gün dokuz haptan, şu kadar yılda bu kadar hap yapar.

Değeri şu kadar lira…

Devletin kendisi için ödediği ilaç parasını hesapladı.

Arkasından oturdu Sağlık Bakanlığı’na bir mektup yazdı.

Kendini tanıttı, olup bitenleri anlattı.

Mektubun sonunda dedi ki, “Bana raporlu hastanız olarak bunca yıldır şu kadar para harcadınız. Ama ben 1. 5 yılda zayıfladım, sağlığıma geri döndüm. Artık benim için para harcamıyorsunuz. Benim gibi milyonlarca hastanıza para harcayacağınıza, her birine Canan Karatay’ın 12. 5 liralık kitabını hediye edin, masraftan kurtulun!”

Aradan zaman geçti, bir gün Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Okan Bey’i aradı, önerisinin ciddiye alındığını ve üzerinde çalışma yapıldığını söyledi.

O günden bugüne somut gelişme yaşandı mı?

Yaşanmadı…

Açıklanan rakamları görüyorsunuz, Türk halkı “dünyanın en fazla ilaç kullanan halkı” unvanını korumaya devam ediyor.

 

Bizim Okan, şimdi “yağcı” oldu

Okan-Nurçin Çağlar çiftinin durumu, sağlıklı zayıflama ve sağlıklı yaşama geri dönmede müthiş bir örnek.

Daha sonra baktım, bizim Okan ve eşi, bazı televizyon programlarında bu başarılarını gururla anlatıyorlar.

Hakları…

***

Geçenlerde bir başka konuyla ilgili Okan’ı aramıştım, arada sordum:

“Kilo durumu nasıl gidiyor? Şimdi kaç kiloya indin?”

“Artık kilo vermek için özel bir çaba harcamıyorum. Sistem oturdu… Şu an 88 kiloyum. 80’e ineceğimi sanıyorum…”

Demek, 52 kilo eksilmiş.

İki koyun, üç kuzu mu desem!

Yıllarca taşıdığı yüke bakın!

Kaldır 52 kiloyu bakalım, kaç metre yürüyebileceksin?

***

Bizim Okan’ın “yağcılığı” na gelince…

Okan, bildiğiniz “yağcı” lardan değil, “zeytinyağcı”…

Hele hele kiloları verip sağlığına kavuşunca, “zeytinyağcılığı” daha da artırmış.

Sürekli “zeytinyağı” üzerine araştırmalar yapıyor, eğitimlerine katılıyor, Ege’deki zeytinyağı fabrikalarını tek tek dolaşıyor.

Adına ne denir bilmem, ama “zeytinyağı tadıcısı” da olmuş.

Hani “şarap tadıcısı” gibi…

Her yıl bu aylarda, “Bu yıl zeytinyağını nereden alalım?” diye sorarım.    

Şuradan, der…

Bu yıl yine sordum.

Geçen yıl Datça’dan bir firma söylemişti, bu yıl Ayvalık’tan bir firma önerdi.

ÖZ-EM Zeytinyağları…

Tesislerini gezmiş, ürünlerini tatmış, anlata anlata bitiremedi.

“Kurullara uygun, özenle elde edilmiş zeytinyağı aslında bir ilaç. Öz-Em Zeytinyağları mükemmel” dedi.

Daha sipariş vermedim, ama vereceğim.

 

Zeytinyağı kullanımının püf noktaları

Okan’ın, zeytinyağı konusunda elde edip bana aktardığı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

*Zeytinyağının dört düşmanı varmış. Işık, ısı, nem ve oksijen… Koyu renkli şişelerde saklanmalıymış. Bulunduğu ortam 18-22 derece arasında olmalıymış. İmal edilirken de 27 derecenin altında imal edilmesi önemliymiş. Fazla nem, zeytinyağının tadını bozarmış. Ve oksijen… Oksijenle uzun süre temas ederse özelliğini kaybedermiş. Bu nedenle özellikle evlerde 5 kiloluk teneke kullanılmamalıymış. İdeali yarım kiloluk şişelermiş.

*Yemek yaparken kullanılması düşünülen zeytinyağının sadece yüzde 10’u pişirirken (soğan kavurma gibi) kullanılmalıymış. Geri kalanı, soğuduktan sonra yemeğe ilave edilmeliymiş. Eğer hepsi kaynayan tencereye boca edilirse, tüm “ilaç” özelliklerini kaybedermiş.

*Erken hasat soğuk sıkma zeytinyağları kullanılmalıymış, rafine zeytinyağlarının fazla bir değeri yokmuş.

*Marka olmuş büyük şirketlerin zeytinyağları değil, küçük firmaların yağları tercih edilmeliymiş.

*Pazardan pet şişelerde satılan zeytinyağları kesinlikle alınmamalıymış.

***

Daha çok şey söyledi, ama aklımda tutamadım.

Önemli gördüklerim bunlar…

 

Nereden nereye…

Okan Çağlar, Datça’ya giderken 140 kilo idi, günde dokuz hap kullanıyordu.

“Bu kiloyla fazla yaşamam, hiç olmazsa son yıllarımda keyif süreyim” diye gitti.

Şimdi 88 kilo ve hiçbir hap kullanmıyor.

Gayet sağlıklı…

Uzun yaşamayı da kafasına takmış.

Zeytinyağının en iyisini araştırıyor…

Yumurta, süt, peynir, zeytin ve diğer gıdaların en doğalını…

Günde iki öğün besleniyor.

Sabah 10 civarında kahvaltı yapıyor, öğleden sonra saat 3-4 arası yemeğini yiyor.

Akşama doğru 6’da meyvesini yiyip, ağzına kilidi vuruyor.

Ekmek yok, alkol yok, tatlı yok!

Bunun dışında her şeyi ölçülü yiyor.

***

Bugün pazar…

Size Okan Çağlar ve Okan Çağlar’ın “yağcı” lığını anlattım.    

İyi pazarlar!

Bu yazı toplam 1640 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim