• BIST 106.843
  • Altın 142,580
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Kocaeli : 22 °C
  • İstanbul : 25 °C
  • Sakarya : 24 °C

Bu gidişle vergi rekortmenlerini hiç tanıyamayacağız

M.Tanzer Ünal

Vergi rekortmeni olmak, bir onurdur, bir gururdur.

Eskiden, bu onuru bu gururu herkes taşımak isterdi.

Ancak bakıyorum, son yıllarda çoğu kişi bu onur ve gururdan uzak durmak istiyor.

Yani, vergi rekortmeni olduğunu gizliyor.

Devlete ödediği verginin kamuoyuna açıklanmasını istemiyor.

                                               *******

Eskiden, rekortmen listeleri açıklandığında bakardık, “isminin açıklanmasını istemeyen” sadece birkaç kişi veya kurum çıkardı.

Bunun üzerinde de kimse durmazdı.

Ancak bu yıl baktım, isminin açıklanmasını istemeyenlerin sayısı rekor seviyede.

Geçen yıl kurumlar vergisinde, en çok vergi veren ilk 100 mükellef arasında, isminin açıklanmasını istemeyen sadece 5 şirket vardı.

Bu yıl bu sayı 34.

İsminin açıklanmasını istemeyenlerin sayısı 7 kat artmış.

Gelir vergisinde ise durum daha vahim.

Vergi rekortmeni olan, yani ilk 100’e giren mükelleflerin neredeyse yarısı, isminin açıklanmasını istemiyor.

Geçen yıl isminin açıklanmasını istemeyenlerin sayısı 17 iken, bu yıl bu sayı 48 olmuş.

En fazla vergi veren 100 mükelleften 48’i isminin açıklanmasını istemiyor.

Anlayacağınız…

Bu yıl Kocaeli’nde, isimsizler, “vergi rekortmeni”!

Biz onları tanıyamıyoruz.

Telefon açıp kutlayamıyoruz.

Gazeteye haber yapıp, “Helal olsun size” diyemiyoruz.

Böyle giderse, gelecek yıllarda “isimsiz rekortmenler”in sayısı daha da artacak.

Bir de bakmışıyız, daha ileriki yıllarda, tüm rekortmenler isimsiz!

İşte o zaman, listeyi yayınlamaktansa, “Vergi rekortmenlerinin hiç biri isminin açıklanmasını istemedi” diye bir iki cümlelik bir haber geçeceğiz, o kadar.

 

İsimlerini neden gizliyorlar?

Vergi vermek, onurdur…

Vergi vermek, gururdur…

Vergi vermek, kutsaldır…

İyi de; vergi ödemek madem onur, madem gurur, madem kutsal, yüksek vergi ödeyen insanlar, ödedikleri verginin açıklanmasını neden istemiyorlar?

Değişik nedenleri var.

*MAFYA KORKUSU- Vergi rekortmeni listesine giren rekortmenler, bir anlamda o yıl fazla para kazandığını kamuoyuna ilan etmiş oluyor. Bu kişiler, mafyanın peşlerine düşmesinden endişe ediyorlar. İşlerinin ve servetlerinin riske girmesinden korkuyorlar.

*AKRABA KORKUSU- Eş, dost ve akrabalarının borç para isteklerini, “İşler kötü gidiyor, para kazanamıyoruz” gibi bahanelerle geri çeviren mükellefler, rekortmen olduğu açıklandığında, yakınlarına mahcup olmaktan korkuyorlar.

*HÜKÜMETE YAKINLIK- Hükümete yakın işadamları, kazançlarının bilinmesini ve göze batmasını istemiyor. Böylece kendisinden rüşvet istenmesinin önüne geçmiş oluyorlar.

*NAZAR KORKUSU- Az da olsa nazardan korkan işadamları da var. Çok para kazandığının bu nedenle duyulmasını istemiyorlar.

Uzmanların görüşü böyle!

Bence, ortaya çıkan tablo “normal bir durum” değil.

Hastalıklı bir toplum yapısının yansıması!

İnsanlar, kazançlarını ve ödedikleri vergileri saklıyorlarsa, bunun önemli bir nedeni vardır.

Sorunun üzerinde ciddiyetle durulması gerekir.

 

 

Emperyalizmin 3 silahşörü

Soner Yalçın çok güzel özetlemiş…

“FETÖ, PKK ve IŞİD, emperyalizmin 3 silahşörüdür. Mücadeleyi kazanmanın tek yolu, etnik köken ayrımcılığına karşı sesimizi yükseltmemiz ve birlik olmamızdır.”

Aynen katılıyorum.

 

 

Bizim belediye başkanlarından Erdoğan’ı dinleyen yok!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye Barolar Birliği’ni kabulünde yaptığı birlik-beraberlik konuşması, hâlâ tazeliğini kaybetmedi:

“Artık tüm Türk milletine hizmet etme mecburiyetimiz var. Bu millet varsa biz varız. Bu bayrak varsa biz varız. Bu ezanlar varsa biz varız. Artık 15 Temmuz öncesi gibi davranamayız. En başta ben davranamam…”

Erdoğan’ın bu sözlerine kimsenin diyecek bir şeyi yok.

Ancak önemli olan “söz” değil, “uygulama”dır.

Biz kentimizdeki uygulamalara bakıyoruz, Erdoğan’ın sözlerinin tutulmadığını görüyoruz.

En basitinden, yerel yönetimlerin, medyadaki ayrımcılığı devam ediyor.

Bazı gazeteler, hâlâ 15 Temmuz öncesi gibi kara listede.

Belediyeler, hâlâ “O bizden bu bizden değil” ayrımı yapıyor.

 

 

Önceki gün Sefa Sirmen’i ziyarete gittim

Aslında daha önce gidecektim.

Cezaevindeki ilk günlerinde…

Tam gidecektim, hastalandı hastaneye kaldırıldı.

Tedavi görürken rahatsız etmek istemedim.

Arkasından bir daha niyetlendim, darbe girişimi oldu.

O bu derken ziyaretim gecikti.

Baktım olacak gibi değil, infaz yasası değişince iki yıl erken dışarı çıkma durumu var, “Bari tahliye olmadan gideyim” diye düşündüm.

Önceki gün akşama doğru Sefa Sirmen’i ziyarete gittim.

Cezaevine değil hastaneye…

Bir süredir yine Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’nde tedavide.

Oda kapısında bir jandarma…

Savcılık izin belgesini verdim, kapıyı açtı buyur etti.

İçeride bir gardiyan ve yine bir rütbeli jandarma…

Yatakta yatıyor, gözü açık olan televizyonda.

Beni görünce doğruldu, “Geçmiş olsun” dedim, yatağın yanındaki sandalyeye iliştim.

Önce şunu söyleyeyim…

Sefa Sirmen, öyle bazılarının sandığı gibi, bazılarının dedikodusunu yaptığı gibi, “numaradan” hastanede değil.

Ciddi ciddi hasta!

Kan değerleri düşmüş, neden kaynaklandığını tam olarak bulamamışlar, tetkik üzerine tetkik yapıyorlar.

Elleri ayakları iğne ve serumdan morluk içinde…

Göbeği şişmiş, ten rengi de hasta olduğunu gösteriyor.

Hastaneye kaldırılmadan önceki durumunu anlatırken, “Öbür tarafa gittim, geldim” dedi.

Hastalığının yanı sıra, canı tabii ki sıkkın!

“Doğalgaz bizim gözbebeğimiz bir projeydi, deprem oldu zarar görmedi, kamu zararı yok belediye sattı deve yüküyle kâr etti, 17 kişi yargılandık cezaevine tek ben girdim… Bu cezanın bir gününü bile hak etmedim” dedi.

“Başkan bak, yeni yasa gereğince kasım ayı sonunda cezaevinden çıkacaksın” dedim, yine de teskin olmadı.

Sağdan soldan biraz daha sohbet ettik, sonra izin istedim.

Yataktan kalktı, kapıya kadar geçirdi.

Sirmen, yapılan hesaplara göre 25 Kasım’da, yani 3 ay sonra cezaevinden çıkacak.

Şu anda düşündüğü tek şey sağlığı!

Sağlığı daha fazla bozulmadan cezaevinden çıkabilmek, bundan sonraki ömrünü ailesiyle sağlıklı geçirebilmek…

Bu yazı toplam 2146 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim