• BIST 104.001
  • Altın 145,411
  • Dolar 3,5083
  • Euro 4,1894
  • Kocaeli : 18 °C
  • İstanbul : 19 °C
  • Sakarya : 18 °C

Budama ile ağaçları mahvediyorlar

Necdet  Güler

Ona bu ağacı buda demişler  Elinde testere, aklına gelen dalı, aklına gelen şekilde kesiyor. Hangi dalın kesileceğine o karar veriyor. Dalın neresinden kesileceğine de o karar veriyor. Kesilecek dal miktarına da.. Çünkü onun için budama demek kesmek demek.
Ona  “Ağaçlar mutlaka budanmalıdır” demişler. Ona “ Ağaçtan ne kadar dal kesersen ağaç o kadar kuvvetlenir “ demişler. Bu yüzden ona “Ağacın bu kadar dalı kesilir mi?” veya  ” Bu ağacı neden budadın?” diyen olmuyor...Çünkü bunları söyleyecek kişinin, yaprakların fotosentez sayesinde kökten gelen besi suyu ile havadaki karbondioksiti güneş ışığı sayesinde birleştirip ağacın odununu yaptığını, bu olay sonucu glikoz  ve oksijen oluştuğunu, glikozun bir kısmını ağacın amido halinde depoladığını bilmesi gerekiyor
Dayanabileceğinden daha fazla dalı kesilen zavallı ağaç kışa girerken depoladığı “amido”nun tamamını  baharın girişinde yeni sürgünler için harcıyor. Bütün uyuyan gözleri sürgün veriyor. Çünkü yapraksız nasıl yaşanır? Çıkan sürgünleri görenler “Aman efendim…Gördünüz mü şu canlılığı! Budamanın faydasını....Ağaç adeta şahlanmış…” diyorlar. 
Halbuki ağaç can derdinde…yeterli miktarda yaprağa kavuşabilmek için sürgünler veriyor. Ama, sürgün vermede zorlandığı için iğne yapraklı ağaçlar  daha da perişan oluyor.  
Ağaç bünyesinde sakladığı bütün amidoyu tüketiyor. Yaprak sayısı azaldığı için kışa girerken yeterli miktarda biriktirdiği amidosu olmayacak. Bütün ümidi gelecek baharda oluşturacağı yapraklarda… Fakat o da ne? Yine testereli adam. Baharda oluşturduğu dalları kesiyor. Üstelik eski budama yerlerini yine kesince, bir önceki ameliyat yeri kesilen hastanınki gibi oluşan yara kolay kapanmıyor. Yine can derdine düşüp bütün uyuyan gözleri çalıştırıyor. Amido’yu yine tüketiyor. Çıkan sürgünleri görenler yine “Gördünüz mü şu canlılığı! Budamanın faydasını! Ağaç adeta şahlanmış!..” diyorlar.
Eline testere verdikleri adamın, ağaçların yaprakları ile fotosentez yaparken dışarı oksijen saldığından da haberi yok.  Haberi olsa “ne kadar yaprak o kadar oksijen” diyecek, aklı elini  frenleyecek.  Bilgisizlikle budanan ağaçlar kısa vadede, insanların dışarıdan farkedemediği büyük sıkıntılar yaşıyorlar. İçten içe çürüyorlar. Örnek mi istiyorsunuz; Gezdiğinizde “Çoluk-çocuk zehir soluduğunuz” Yürüyüş Yolu denilen yerdeki çınarların gövdelerindeki oyuklara bakın, gövdelerindeki şekilsizliğe bakın.
Eli testereli adam her yerde. Dalları, etrafındaki hiçbir yere temas etmeyen ağaçlar bile ondan kurtulamıyor. Çünkü ona “Ne kadar budarsan ağaç o kadar kuvvetlenir” demeye devam ediyorlar. Bu yüzden elinde testere, buduyorum diye ağaçları mahveden adamın günahı yok. O üstelik nereden bilsin ki ;
Kent ağaçları –ortada hiçbir neden yok iken- budanma ihtiyacında    değildir, 
Kentteki ağaçların sistematik olarak budanmasının bilimsel bir nedeni yoktur, 
Budama ağaç için bir sıkıntı kaynağıdır. Doğru yapılmadığında  onu ölüme götürecek kadar zarar verebilir,
Hiç budanmamış ağaç daha fazla yaşar ve soğuğa karşı daha iyi direnç gösterir, 
Budama işlemi yaprağını kışın döken ağaçlarda mümkün olduğu kadar az yapılmalı, iğne yapraklılarda yapımından kaçınılmalı ve onlarda ancak özel  durumlarda  uygulanmalıdır,
En güzel ağaç,  budanmamış olan ağaçtır,
A.B.D’inde yapılan bir araştırmada kentlerin yeşil alanlarında, bitkiler tarafından tutulmuş karbondioksidin her yıl  takriben % 15’i, budama ile ağaçtan alınan materyalin ayrışmasıyla tekrar havaya karışmaktadır.
Eline motorlu testere verilmiş adam bunları da bilmiyor. Bu gerçek. Ama onu görevlendiren bunları biliyor ve testereli adam böyle yapıyorsa ne demek gerekiyor? Ya görevlendiren kişi bunları bilmediğinden onu doğruya yönlendiremiyorsa ne diyeceğiz.?  
Bunları işi buyuran bilecek. Bilince buyurduğuna öğretecek. Dünyanın her yerinde işler böyle iyi yürüyor. Tanganika’da bile….

 

TEHLİKELİ, KABA, ARSIZ VE  İSTİLACI AĞAÇLAR !

İnternette bir rapor gördüm; 2010'da hazırlanmış: "Kent Ağaçları ve Süs Bitkilerinde Bakım ve Budama Esasları". Tam 267 sayfa. Raporu yazanlar İ.Ü.Orman Fakültesi'den üç profesör, İstanbul Büyüksehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğünden  üç eleman. Okuyunca çok şaşırdım:                 
Raporun 78.sayfasında şu yazıyor: "İstanbul'un sahip bulunduğu çok sayıdaki tarihi mekanlarda ve hazirelerde genellikle kendiliğinden biten Çitlenbik,  Aylantus, Akasya, Incir vb. ağaçlar önemli bir sorun oluşturmaktadır. İnsan hayati için de tehlikeli olan bu ağaçların, "Orman Fakültelerinden" rapor alınarak zararsız hale getirilmeleri gerekmektedir."
Sanki ağaçlardan değil, hastalık yayan bir organizmadan bahsediliyor...47 yıl önce bu fakülteden mezun oldum, yaş 72, insan hayatı için tehlikeli ağaç olduğunu da öğrendim!
Bu arada ne saf olduğum da ortaya çıktı: Ben "Kentleşmenin Biyolojik Faturası" ismi taşıyan bir kitap yazmış adamım. Bu kitapta ağaçların biz insanlara faydasını anlata anlata bitiremediğim bölümler var. Yapılmış araştırmalara göre insanlar için en tehlikeli olan kirleticilerden biri havadaki ağır metal tozlar. Bunları tutmada şampiyon hangi ağaç; Aylantus...Onu, Atkestanesi, Ihlamur, Sophora, Yalancı Akasya ve Çitlenbik takip ediyor. (Burada yazılı olan Akasya, herhalde hakiki Akasya değil, başına "Y." koymayı unutmuşlar).
İncir'in günahına neden giriyorsunuz? O zaten masum...Kentte bir şey aradığı yok. Üstelik sona "incir vb." yazılmış. Bu durumda "vb" nın ne ifade ettiğini anlayan varsa ellerinden öpeceğim...
Acaba bizim ülkemizde "Kokarağaç" demek yerine "Os........k" ağacı denilen Aylantus'a Avrupa'lı  neden  "Cennet Ağacı" diyor?  Avrupa'da "Cennet Ağacı", Türkiye'deki ismi  “Os…..k” ve katli vacip! Bu satırları yazanlar, bu fakülteye yıllarını vermiş,  çok değerli hocam Prof. Dr. Faik Yaltırık'ın, bu ağacın kentlerde ve kırsalda daha fazla kullanılmasını salık veren makalesini de  mi okumadılar.
Raporun 80.sayfasına gelelim: "Kentsel ekosistemlere; Kavak, Söğüt, Akasya, Çitlenbik, Aylantus gibi kaba ve hızlı büyüyen, arsız ve istilacı türler mümkün mertebe sokulmamalıdır. Mevcutlarla zararlı oldukları ölçüde mücadele  edilmelidir."
Ağaçlar için "Hızlı gelişme" ne zaman kabahat oldu? Radiata'yı ne çabuk unuttuk? Hızlı gelişiyor diye her yere Radiata dikmedik mi? Kaba ve arsız ağaç? Kaba: yani çirkin, görünüşü kötü: arsız, yani etrafa zarar veriyor. Dünyada böyle ağaç var mı? Kavak da böyle ağaç olduğu için mi Türkiye’de de Kavakçılık Enstitüsü kurulmuş ve yıllarca kavaklık tesisi ile ilgili araştırmalar yürütülmüştür! Bir ağacı böyle nitelendirmek mümkün mü? İstilacı ne demek; "Yetişme Ortamı" istekleri az olduğundan, tohum ve kök sürgünleri yoluyla yayılma olasılıklarının fazlalığına da bağlı olarak,  bulunduğu yerlerde diğer türlere hayat hakkı tanımayan... Bu olay kent ortamında nasıl mümkün olabilir? Kentlerde bütün boş alanları ağaçlandırdın da bu türler stat çimlerine karışan ayrık otu gibi  problem mi  oluyor? Günümüz şartlarında kırsalda bile kolay önlenen bir olayı kent ortamına nasıl taşıyorsunuz? Üstelik kentlerde bu türlerin istila edeceği alanlar mı kalmış? İzmit'te Atatürk Heykelinin önündeki alanın denize bakan tarafında duvarın bittiği yerde bir Aylantus var. Harika çiçekleri ile o alanı süsleyen tek ağaç.  İnsanların hayatını nasıl tehlikeye atıyor, hangi ağaçların yetişmesini engelliyor? 
Raporun bir yerinde Kavak konusuna değinilerek şöyle yazılmış: "Istanbul Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü, İ.Ü.Orman Fakültesi dekanlığına 31.05.1983 tarihinde bir yazı ile başvurarak; "İstanbul  ilinde uzun yıllardır yapılan bilinçsiz ve kontrolsüz ağaçlandırmalar neticesinde, kamu ve özel sektöre ait alanlar üzerinde çok sayıda Kavak yetiştirildiğini, bu ağaçların her Mayıs ayında pamukçuklarla çok fazla tohum saçımı yaptığını, bunun halk ve basının şikayetine neden olduğunu, bu durumdan halk sağlığının  olumsuz etkilendiğini ileri sürerek, kent dahilinde bu ağaçların yetiştirilip yetiştirilmeyeceğini ve duruma nasıl bir çare bulunabileceğini" sormuştur. 
Cevabını ben vereyim: Kavak ağacının tohumlarını taşıyan pamukçukların hastalık yaptığı görüşü sadece bir dedikodudur. Böyle olduğuna dair bilimsel bir sonuç yoktur. Bu nedenle  kavak, Avrupa kentlerinde de kullanılan bir ağaç türüdür. Bu tür asılsız iddiaya inanan yetkililerin yapacağı şey çok basittir: Kentlerinde erkek kavak klonlarını kullandıklarında pamukçuklar olmayacaktır.        
Aklıma gelmişken: Benden,  herhangi bir kişi veya kurum, yaptığı bir çalışmayı irdelemek için kendisinin veya elemanlarının ortaklaşa yazacağı bir rapora bağlanacak ortak bir araştırma yapmamı istese, kesinlikle kabul etmem.
 

Bu yazı toplam 1649 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim