• BIST 89.764
  • Altın 145,339
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • Kocaeli : 9 °C
  • İstanbul : 9 °C
  • Sakarya : 9 °C

Çanakçı: Üretecek potansiyelimiz var

Çanakçı: Üretecek potansiyelimiz var
Teknoloji üretmede yeterli donanıma sahip bir ülke olduğumuzu söyleyen Mustafa Çanakçı, “Bugün teknoloji üretmede yeterli seviyede olmayışımız, AR-GE eksikliği, koordinasyonsuzluk ve proje üretmede sürekliliğin olmamasıdır” dedi.

Gazetemizin düzenlediği doruktakiler 2014 değerlendirmesinde ‘Yılın Bilim insanı’ kategorisinde ödüle layık bulunan Kocaeli Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Çanakçı, bir değerlendirmeze bulundu. Çarpıcı tespitler ortaya koyan Çanakçı, “Türkiye'nin bilimsel ve teknolojik ürünler üretmede Avrupa, Amerika ve Japonya gibi dünyanın önde gelen ülkelerinden pek farkı yok. Ancak Türkiye'de henüz oluşmamış olan kurumlar arası koordinasyondur. Projelerde sürdürebilirlik anlayışının oturmaması nedeniyle yeterli düzeyde değiliz” dedi.

 

“DONANIMLI MÜHENDİS YETİŞTİRİYORUZ”

Teknik Eğitim Fakültesi, Teknoloji Fakültesi’ne dönüştü. Bu ne anlama geliyor?

Fakültemiz Teknoloji Fakültesine 3 yıl önce dönüştürüldü. Bunda birçok etken var. Teknik Eğitim Fakültesi mezunlarının devlet tarafından yeterince atamasının olmaması, sektörel anlamda taleplere cevap verilememesi ve sektöre daha aktif ve donanımlı insanların yetiştirilmesi öncelikli sebepler arasında yer alıyor. Aslında tam olarak bizler artık teknik öğretmen ve teknik eleman değil alanında uzman mühendisler yetiştirmeye başladık.

 

O zaman Mühendislik Fakültesi ile arasındaki fark ne olacak?

Mühendislik Fakültesi’nde yetişen mühendisler daha çok teorik anlamda yetişmiş oluyor. Teknoloji Fakültesi mezunları ise hem mühendislik teorik bilgisine sahip olacak hem de uygulama anlamında sahada yetkin kişiler olarak yetişecekler. Bu şekilde normal mühendislerden bir üst basmakta olduğumuzu söyleyebiliriz. Yani işin teorik kısmında Mühendislik Fakültesi mezunları olacak, sahada uygulama alanında ise Teknoloji Fakültesi mezunları olacak. Teknoloji Fakültesi yüzde 25 oranında uygulamaya dönük olması açısından Mühendislik Fakültesinden ayrılmaktadır. Teknoloji fakültesi mezunları bu şekilde öğrendiklerini alanda uygulama imkanı bulacak. Bu sistem Avrupa'daki sistemler araştırılarak geliştirilmiş bir sistemdir.

 

Teknik liselerin öğretmen ihtiyacı nasıl karşılanacak?

Bu değişim ve dönüşümle birlikte hem Teknoloji Fakültesi öğrencilerine mühendislik yolu açıldı. Ayrıca mühendislere teknik liselere öğretmen olma yolu açılmış oldu. Bunun yolu da mezun olduktan sonra formasyon almaktan geçiyor. Bu şekilde hem Teknoloji Fakültesi hem de Mühendislik Fakültesi mezunları formasyon aldıktan sonra öğretmen olabilecek.

 

“ÖĞRENCİLERİMİZİ İŞ HAYATINA HAZIRLIYORUZ”

Teknoloji fakültesi öğrencilerini ne gibi fırsatlar bekliyor?

Teknoloji Fakültesi olarak TÜBİTAK, KOTO, KSO gibi önde gelen kuruluşlarla yapılmış projelerimiz ve protokollerimiz var. Öğrencilerimiz mezun olmadan önce 7. ya da 8. dönemlerinde anlaşmalı iş yerlerinde sürekli çalışıp sektörü tanıma imkanı bulacaklar. Buna birde 3 aylık staj dönemlerini eklediğimiz zaman öğrencilerimiz artık sektörün içinde yer alan ve çalışmaya başlayan bir konumda olacaktır.

 

Teknoloji Fakültesini teknoloji üretme açısından yeterli ve donanımlı görüyor musunuz?

Akademik kadro olarak dünya çapında bilgi ve birikime sahip bir kadroya sahibiz. Akademisyenlerimiz yurt dışı eğitimleriyle kendini daha fala yetiştirmiş ve yeterli olgunluğa gelmiş bir yapıdadır. Bu anlamda yeni kurulan ve sürekli gelişmeye çalışan bir fakülte olarak gelinen noktada dünyadan pek alt gelir tarafımızın olmadığını düşünüyorum. Ancak her defasında vurguladığım kurumlar arası koordinasyon ve sürdürebilirlik projeler üretilmesi neticesinde ülke olarak istenen seviyeye gelebiliriz diye düşünüyorum. Yalnız şunu da belirtmek isterim ki, teknolojik gelişmeler bugünden yarına hem olabilecek bir şey değildir. Zamana ihtiyaç vardır.

 

Bunu biraz açabilir misiniz, ne kadar zaman geçmesi gerekiyor?

Yapılacak olan bir yatırım ya da üretilecek olan bir projenin kısa zamanda fayda sağlaması düşünülemez. Bugün yapılacak bir proje belki kısa vadede bize bir getiri sağlamayabilir. Ancak bizden sonraki gelecek nesiller için çok büyük faydası olabilir. Zaten dünyada da teknolojinin gelişmesi belirli zamana yayılarak oluşan bir durumdur. Bu günkü teknoloji belki 100 yıl önce ortaya atılmış bir düşüncenin oluşması ve insanların bunun üzerine yoğunlaşmasıyla ortaya çıkmıştır.

Buna şöyle bir örnek verebiliriz, Osmanlı Devleti döneminde dikilen ağaç türü genellikle çınar ağaçlarıdır. Çınar ağacı da uzun vadede yetişen bir ağaçtır. Yani ağacı diken kişi şunu çok iyi bilir ki, ben bu ağacın altında serinleyemeyeceğim, ancak benden sonra gelen nesil bundan faydalanacaktır. İşte bu anlayışla hareket edildiğinde görülecektir ki uzun vadede yapılan yatırımlar ülkemizin geleceği adına daha fazla getirisi olan yatırımlar olacaktır.

 

Bugün bunu yapamıyor muyuz?

Maalesef bunu bir türlü kavrayamadık. Bizim bugüne kadar yaptıklarımız, bugün yaptığımız çalışmanın karşılığını hemen yarın almak olmuştur. Kısa vadede bir beklenti içinde olmuşuz. Yani ecdadımız gelecek nesiller için çınar ağaçları dikerken bizle sadece kendimiz için kısa zamanda yetişen söğüt ağacı dikmek olmuştur. Yani bir nevi günübirlik projeler peşinde koşmuşuz. Bugün bulunduğumuz konumu anlamak için bunları görmek yeterli olacaktır. Yani bizler ne zaman benmerkezci anlayıştan çıkıp biz anlayışına kavuşursak o zaman geleceğe yönelik yatırımlar yaparız ve teknolojik anlamda da kalıcı ve başarılı projeler üretiriz.

 

Kurumlar arası koordinasyon ve sürdürebilirlikten bahsettiniz. Bunu biraz açabilir misiniz?

Basit bir örnek vererek bunu açıklayabiliriz. Mesela bizim ülkemizde bir yolda bir gün bakarsınız İSU yol kazı çalışması yapar ardından yol asfaltlanır. Ardından İZGAZ gider tekrar kazı çalışması yapar asfaltı bozar ardından tekrar asfaltlanır. Daha sonra bir bakarsınız bir de belediye kazı çalışması yapmaya başlar yine yolu bozar ve sonra da yeniden asfaltlanır. Yani bir seferde yapılabilecek çalışmalar ayrı ayrı zamanlarda yapılarak hem zaman kaybına yol açar hem de maddi anlamda bir külfet getirir.

İşte bu durum kurumlar arası koordinasyon olmadığını gösterir. Halbuki kurumlar arası koordinasyon tam manasıyla sağlanamadığını gösteriyor. Tam manasıyla koordinasyon sağlanmış olsaydı bir sefer kazı çalışması yapılarak bitirilebilirdi. Sürdürebilirlik ise yapılan bir projenin ardından yenilenerek ve devam ederek projeye devam etmesidir. Projelerde meydana gelebilecek sıkıntı ve aksaklıklar sonucunda gerçekleştirilmek istenen projenin peşini bırakmamak ve alternatif yöntemler araştırarak projenin devamlı olmasını sağlamaktır. Yapılan projelerin yenilenerek ve gelişerek devam etmesini sağlamaktır.

 

Ülkemizde buna verilecek örnekler var mı?

Çok sayıda örnek verilebilir ancak belki en belirgin ve anlaşılır, akılda kalır bir iki örnek vermek gerekirse iki olumsuz örnek verebiliriz. Birincisi 1960'lı yıllarda ülkemizin ilk aracı olan Devrim aracıdır. Devrim üretildiği zaman tabi ki bazı çevreler bunu engellemek için bir takım entrikalar üretildi. Araca benzin bilerek koymadılar. Araç üretilmekten vazgeçildi. Küresel ekonomik düzende büyük markalar elbette bu aracı üretmek istemeyeceklerdir. Ortada bir mücadele ve rekabet vardır. Bu rekabet koşulları her ne kadar etik olmasa da realiteleri inkar edemeyiz. Evet, aracın üretilmesi engellendi ancak biz buna karşılık ne yaptık. Üretmek için alternatif yollar aradık mı? Yoksa olmuyor diyerek bıraktık mı? Yine 90'lı yıllarda üretilecek olan İmza aracı bir şekilde üretilmedi. Birileri belli ki bizim üretmemizi istemiyor. Bu aslında küresel açıdan bakarsanız normal bir davranıştır. Bir şekilde kurumlar birbiriyle rekabet ediyorlar. Bütün bunlara karşılık biz tekrar aracı üretmek için ne yaptık. Sadece bir sefer bir girişimde bulunup olmayınca vaz mı geçtik? Yoksa olması için farklı yollar deneyerek ne pahasına olursa olsun yapmayı mı denedik? Maalesef birinci ve kolay olanı seçtik.

 

Üretim teknolojilerinde AR-GE'ni payın nedir?

Aslında olayın temeli AR-GE çalışmalarıdır. Bugün üretilen bir ürünün temelleri belki yıllar öne onun üzerinde çalışan ve geliştirmeye çalışan hiç tanımadığımız birisine aittir. Yeni bir ürünün üretilmesi geçmişte onun üzerine yapılan çalışmaların neticesinde ortaya çıkmıştır. Zaten bir projenin ortaya çıkması için AR-GE çalışması olmazsa olmaz bir durumdur. Yalnız şunu da belirtmeliyim ki, AR-GE çalışmaları hemen kısa vadede olacak bir durum değildir. Uzun vadede yapılan AR-Ge çalışmaları neticesinde ortaya kalıcı ve geliştirilebilir ürünler ortaya çıkmaktadır. Bunu dünyada çok açık bir şekilde görebiliyoruz. Ülkemizde AR-GE çalışmalarına devletin desteği yüzde 1 oranından yüzde 3 oranına çıkarılmıştır. Bu durum AR-GE'ye olan ihtiyacın anlaşılması demektir. Belki AR-GE ye olan yatırım yüzde 10'lara çıkartılırsa tam gerektiği gibi çalışmalara ve üretimlere alt yapı oluşturulmuş olacaktır. Almanya'nın gelişen teknolojisinin AR-GE çalışmaları Hittler dönemine kadar dayanmaktadır.

 

Teknoparkların üretim teknolojisindeki payı nedir?

Teknoparklar teknoloji üretme anlamında çalışmaların yapıldığı merkezledir. Bugün itibariyle Kocaeli iki teknopark bulunmaktadır. Kocaeli Üniversitesi Teknoparkı ve Gebze Organize Sanayi Teknoparkı üretim teknolojileri açısından ilimize değer katan ve teknoloji üreten merkezlerdir. Yine Gebze Muallimköy Bilişim Vadisi projesi ile birlikte bu üretim faaliyetleri daha da genişleyerek devam edecektir. Bilişim Vadisi için Kocaeli'nin seçilmesi ilimizin önemini daha fazla artıracak ve katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesinde çok büyük öneme sahip olacaktır. Bugün teknoparklarda genellikle yazılım geliştirme teknolojileri denenirken, bilişim vadisi ile birlikte daha geniş alanlarda araştırma ve geliştirme faaliyetleri yapılabilecektir. Otomotiv, enerji ve bilişim alanlarında üretimler yapılabilecek. Bu anlamda bilişim vadisi teknoparklara oranla daha geniş alanlarda üretimin yapılabileceği bir merkez olacaktır. Bu anlamda da ilimizin konumunu ve çehresini değiştirebilecek, değerini daha da artıracak bir yatırım olacaktır.

 

Cumhurbaşkanı sürekli yok mu araç üretecek babayiğit diyor. Sizce Türkiye'de babayiğit yok mu?

Aslında çok fazla babayiğidin olduğunu düşünüyorum. Ancak işte sürekli söylediğimiz gibi yapılan projeler ve üretilen teknolojilerde esas olan sürekliliktir. Biz Türk yatırımcıları olarak yatırımda süreklilik esasına göre çalışamıyoruz. Bir anda üretim yapmaya kalkıyoruz sonra devamını getiremiyoruz. Diğer taraftan bakıldığında ise devletin bu konuda söylemleri umut verici olmakla birlikte yeterli değildir. Somut verilerle tam destek verileceği söylense daha fazla ilgi görüp yatırımcıyı yatırıma yönlendirebilecektir.

 

Türkiye'nin araç üretmesi için ihtiyacı olan şey nedir?

Aslında baktığınızda bizler her türlü aracın üretimini yapabiliyoruz. Ülkemizde bunu yapabilecek çok sayıda bilim insanı ve yatırımcı var. Fakat asıl ihtiyaç olan şey bir imajın oluşması ve bir markanın geliştirilmesidir. Eğer Türkiye bir marka oluşturabilirse, zaten üretimini yapmakta bir sorun olmayacaktır. Bunu için devlet bir yandan kendisine belli hedefler koyarak planlamalar yaparken, diğer taraftan da kurumlar da kendisine uzun vadeli planlar çıkarmak durumundadır. Eğer ortaya bir Türk marka otomobil çıkarmak istiyorsak bu sadece devletin çalışmasıyla ya da, kurumların çalışmalarıyla olmamaktadır.

Derinlemesine AR-GE çalışmalarıyla ve devletin destek ve teşvikiyle birlikte bir marka oluşturabileceğimizi düşünüyorum Çünkü bunun için ihtiyacımız olan bilgi ve teknolojiye yeteri kadar sahibiz. Geriye kalan ise planlı bir şekilde bir bütünlük içinde çalışmak ve üretebileceğimiz anlayışıyla gayret etmektir.

 

Fakültenizin projelerinden bahseder misiniz?

Birçok kabul edilmiş ve devam etmekte projelerimiz bulunmaktadır. Santez Projesiyle Çöplerin Organik Kısımlarının Ayrıştırılarak Kuru Fermantasyon Yöntemi ile Biyogazlaştırılması, TÜBİTAK Projesiyle Buji Ateşlemeli Tek Silindirli Bir Motorda Elektromekanik Değişken Supap Zamanlamasının Hava Akış Parametrelerine Etkisinin Deneysel ve Teorik Olarak İncelenmesi, AB projesi ile T.C. Avrupa Birliği Bakanlığı, Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı, Hayatboyu Öğrenme Programı (LLP) Leonardo da Vinci Ortaklık projeleri ile ilgili 2013 teklif çağrısı döneminde Kocaeli Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü’nün hazırlamış olduğu “Network for Vocational Education and Training in Renewable Energy adlı  2013-1-DE2-LEO04-16043 3 nolu  proje desteklenmek üzere kabul edilmiştir. Proje kapsamında, 9 farklı ortak ile 5 farklı ülkede (Türkiye, Almanya, İspanya, Fransa, İngiltere)  proje toplantıları düzenlenecektir.

Bu şekilde pek projelere imza atmaya devam ediyoruz. Bu tip projelerle hem üretim sağlamış oluyoruz hem de öğrencilerimizin bu projelerde yer alarak tecrübe kazanmalarını sağlıyoruz. Bu anlamda mezun öğrencilerimize iş hayatında kolaylıklar sağlayacak tecrübeler kazandırıyoruz. Muharrem İBRAHİMOĞLU

bil2.jpg

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim