• BIST 107.303
  • Altın 152,986
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • Kocaeli : 12 °C
  • İstanbul : 20 °C
  • Sakarya : 12 °C

Çayınızı “ince belli” bardakla mı içiyorsunuz?

M.Tanzer Ünal

O nefis çayı yudumlarken, elinizde tuttuğunuz “ince belli” cam bardağının nerede üretildiğini hiç düşündünüz mü?
Sizin gibi ben de “Paşabahçe’nindir” deyip geçiyordum.
Değilmiş…
Artık Türkiye, “ince belli” çay bardağı da ithal etmeye başlamış.
Çin’den…
Endonezya’dan…
Ve son dönemlerde Suudi Arabistan’dan…
Hayırlı uğurlu olsun!
Türkiye, dünya genelinde en güçlü olduğu sektörlerden biri olan camda bile ithalata teslim oldu.
Üç beş yıl sonra Şişecam, Güral Cam ve Marmara Cam gibi şirketlerin sıkıntıya girdiğini duyarsanız, şaşırmayın.
2010 yılında 220 milyon adet cam bardak ithal etmişiz.
Ödediğimiz rakam 750 milyon dolar.
Cam ürün ihracatımız ise 800 milyon dolar.
Yani kafa kafaya.
Halbuki güçlü olduğumuz bu sektörde ithalatın minimum, ihracatın maksimum olması gerekirdi.
Ancak burası Türkiye.
Paramız yok ama…
Borç aldığımız paralarla bardak ithal edip çay, şarap, viski içmesini severiz.
Sadece cam bardak mı ithal ediyoruz?
Cam bardak, ithal zincirine eklenen son halkalardan biri.
Düşük kur politikası nedeniyle, Türkiye tam bir “ithal cenneti” haline geldi.
Daha doğrusu getirildi.
Türk insanı üretimden koparılıp, ithalata mahkum edildi.
Tarım ve hayvancılık bitti.
Buğdayı, arpayı, mercimeği, nohudu, fasulyeyi, eti artık yurt dışından satın alır olduk.

İthalat deyince…
Bir de şu cep telefonu işine kafam fena takık.
1994 yılından bu yana...
Yani 17 yılda cep telefonu için yurt dışına 20 milyar dolardan fazla dövizimiz gitmiş.
Ülkemin vatandaşı, 17 yılda 132 milyon 58 bin 38 adet cep telefonu kullanmış.
Sadece 2010 yılında 15 milyon 936 bin 78 adet cep telefonu satılmış.
Bunun için yurt dışına ödenen para, 2 milyar 422 milyon 283 bin dolar.
Dünyada insanlar ortalama 2.5-3 yılda cep telefonu değiştirirken, bu süre Türkiye’de 9 ay civarındaymış.
Zenginiz ya…
Parayı cep telefonu ve cep telefonu ile konuşmaya harcıyoruz.
Pardon…
Normal telefon olsa da fark etmiyor.
Telekom, çoktandır Lübnanlılar’ın ya…
“Alo faturaları”nın büyük bölümü, yabancı şirketlerin kârı olarak yurt dışına gidiyor.
Türkiye’den yurt dışına oluk oluk “Alo parası” akıyor.

Basit ekonomi kuralıdır.
Bir ülke, ihracata yönelik üretim yapamazsa, kalkınamaz.
Biz, bırakın ihracatı, kendi ihtiyacımız için üretim yapmaktan dahi uzaklaştırılıyoruz.
İhtiyaçlarımızın büyük bölümünü dışarıdan satın alıyoruz.
Bizim kalkınmamız, tüketim kalkınması.
Cebimizdeki paranın nereden geldiğine aldırmıyoruz.
Hesabını kitabını bilmeyen tüccarlar gibi harcayıp duruyoruz.
Oysa Türkiye’nin “hesabı” ortada.
Yıllardır borçla geçiniyoruz.
En acısı da piyasada dolaşan parayı kendimizin sanıyoruz.
Çok değil, size birkaç rakam vereceğim.
Türkiye’nin 2002’de dış borcu 129 milyar dolar idi, bugünkü dış borç toplamımız 459 milyar dolar.
2002’de cari işlem açığı 625 milyon dolar idi, sadece 2010 yılının cari açığı 48.5 milyar dolar.
2002’de dış ticaret açığı 15.5 milyar dolar idi, 2010 yılının dış ticaret açığı ise 71 milyar dolar.
Sıcak para, 2002’de 8 milyar dolar idi, bugün 140 milyar dolar.
İşte Türkiye bu rakamlarla ayakta durmaya çalışıyor.
Daha doğrusu, Türkiye’den alacağı olanlar, alacaklarını alıncaya kadar Türkiye’yi ayakta tutuyorlar.
Açıkçası, Türkiye, kendisinden istenen veya istenecek şeylere “hayır” diyemeyecek durumda.

Ne olur, “ince belli” bardağınızla çayınızı yudumlarken bunları düşünün.

Bu yazı toplam 1522 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim