• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Kocaeli : 15 °C
  • İstanbul : 19 °C
  • Sakarya : 15 °C

Cemaatleşme ve siyasete etkisi

Ruhittin Sönmez

PKK uzantısı partiyi bir yana bırakırsak, iktidar alternatifi olabilecek CHP ve MHP’nin oy toplamı dahi AKP seviyesine ulaşamadığı için muhalif kanat “bunlar hiç gitmeyecek” kaygısı içinde.

Cumhuriyet Halk Partisi ne kadar gayret ederse etsin oyları yüzde 25 mertebesine sıkışmış durumda.

Kılıçdaroğlu karizmatik bir lider değil ama ekip çalışması yapan bir genel başkan. Liderinin birikimi, çalışkanlığı ve kendi seçmen profili dışındakilere de açılma gayretine rağmen CHP bu çizgiyi aşamıyor.

CHP’de bir sosyolojik kilitlenme söz konusu.

Türkiye’de sol seçmen kitlesinin en yüksek oy oranına ulaştığı yıllar Bülent Ecevit’in Karaoğlan olduğu dönemdi. Ancak o dönemde CHP’ye verilen oyların bir kısmı bugün HDP’ye gitmekte. Ayrıca sosyal demokrat bir görüntü veren 1980 öncesi CHP’nin arkasında çok güçlü sendikalar, sivil toplum kuruluşları, ana akım medya desteği ile yüksek yargıdaki sol yapılanmanın tesiri büyüktü.

Bugün CHP bu sosyal desteklerden mahrum.

CHP’nin sosyal projeleri AKP iktidarlarının sosyal yardımlarına alışmış kitleleri heyecanlandırmıyor.

CHP’nin sadık seçmen kitlesi olarak, ortada sadece Cumhuriyetin getirdiği kazanımları ve kendi hayat tarzını koruma gayretindeki kitleler kaldı.

***

Milliyetçi Hareket Partisi’nde de bir kilitlenme var. Ama ilk etapta bu sosyolojik bir kilitlenmeden ziyade bir yönetim problemi gibi gözüküyor.

Uzunca bir süredir MHP’ye oy veren vatandaşların çoğunluğu liderine ve yönetimine rağmen oy veriyor. Yani MHP Genel Başkanı ve yönetiminin MHP’ye katkısı yerine oyları eksiltici etkisi söz konusu.

Ancak MHP seçmen kitlesinin Batıda CHP ile diğer bölgelerde AKP ile geçirgenliğinin sosyolojik temelleri olduğu da aşikâr.

MHP’nin gerçek tabanından yarısı AKP’ye kaymış durumda. Bu seçmenlerde, özellikle de kadın seçmenlerde, cemaatleşme sürecinin etkisi hayli fazla.

 

CEMAATLEŞME VE MİLLETLEŞME

CHP ve MHP’nin bir türlü iktidar alternatifi olamamasında Türk seçmenindeki “Cemaatleşme” etkisi önemli. Bu konuyu incelenmesi gereken temel bir mesele olarak görüyorum.

“Cemaatleşme ve milletleşme yaklaşık yüzyıldan beri birbirini destekleyen güçler olacağı yerde, ne yazık ki ayrışımın odak noktaları haline getirilmişlerdir.”

Bu ayrıştırma sistematik bir proje olarak uygulanmakta.

Öğrencilik yıllarımdan beri hatırlarım. Belli çevrelerde “Denizin ortasında bir sandaldasınız. Boğulmakta olan Müslüman bir Arap ile Hıristiyan bir Türk’ten sadece birini kurtarma şansınız var. Hangisini kurtarırsınız?” gibi ayrıştırıcı, bölücü sorular sorulagelmiştir. Nedense bu sorularda Müslüman olan hep Arap veya İngiliz, Türk olan ise hep Hıristiyan veya dinsiz olmuştur.

Oysaki “ümmet-millet bir bütünün temel unsurlarıdır. Ümmet milletsiz, millet de ümmetsiz yaşayamaz.”

Türkiye’de hem milliyetçilerin ve hem de İslamcı kesimin ortak değeri olan Mehmet Akif, “İstiklal Marşımız ile bu anlamda millî-devlet oluşumunun gerçek bir simgesini” ortaya koymuştu.

Şimdi hem “Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal. / Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal” diye haykıran Mehmet Akif’i sevecek ve sahipleneceksiniz ve hem de “AKP ile Türk olmaktan kurtulduk” diyenleri destekleyeceksiniz.

Bu kafa karışıklığının psikolojik temellerinde Cumhuriyet aydınlarının bir kısmının İslami uygulamalardaki yozlaşmalar yerine bizatihi İslam’a karşı tavır ve uygulamalarının etkili olduğu da inkâr edilemez.

(R. Tayyip Erdoğan ve AKP sözcülerinin bugünkü muhalefeti tenkit edeceği yerde, sık sık tek parti CHP dönemini eleştirmeleri tesadüf değil.)

İslam’a karşı tavır ve uygulamalar “inanç sisteminin yer altına itilmesine ve kendinden olanla benzeşim kurmak suretiyle temsilcilerini fetiş haline getirmek anlamında, cemaatleşme gerçeğinin ortaya çıkmasına yol açtı… Bu oluşum, çoğu defa bir tarikat temsilcisinin manevî önderliğinde sürdürüldü.”

Bu gruplar arasında, ümmet ideolojisi bir reddiye unsuru olarak öne çıkarılmakta, milliyet-Türklük arka plana itilmekte hatta reddedilmektedir.

Böylece cemaat ve tarikatlar, “Ulus-devlet oluşumunun ana motifini belirleyen ‘milletini sevme’ veya ‘dil-düşünce ve kültürde ortak bir paydada birleşme’ anlamında milliyetçilik duygusuna karşıt bir yapılaşmanın içine sürüklendi.”

“Yakın tarihimizde, bir kısım yöneticilerin: ‘Ben Türk değil, Türkiyeliyim’ veya ‘Babam Kürt, anam Türk, ben neyim?’ türü irade beyanları, cemaatleşme biçimi bir yapılaşmanın tipik bir yansımasıdır.”

İlginç olan şudur ki, ülkemizde cemaat ve tarikatlar Türk kimliğinden uzaklaşırken, “İran ve Arap halkları, bir yanda dinî bağlılıklarını sürdürürken, öte yanda kavim bilinçlerini ‘Araplık’ veya ‘İranlılık’ kimliklerini, hiçbir dinî sakınca görmeksizin yürütmüşlerdir.”

Ülkemizdeki bir kısım ümmetçiler ise “Türk’üm” demeyi ırkçılık sayarken, Kürt, Arap vs olmayı, hatta ayrılıkçı Kürtçülük yapmayı bir kimlik hakkı olarak savunmaktadır.

 

MİLLİ DEVLET OSMANLI TECRÜBESİNİN ESERİDİR

Cumhuriyetin kurucu iradesi “milli devlet” modelini kabul ederken, bir kişinin tercihini topluma dayatması ile yapmadı. Bu tercih Osmanlı tecrübesini yaşayan askerlerin, aydınların ve halkın (en iyi şekilde temsil edildiği 1. Meclis’in) ortak iradesinin eseri idi. 

“Osmanlı’da devletin kaderi, Hıristiyan ve Yahudi kökenli ‘yabancı soylulara’ bırakılmış, ‘kavim asabiyesi’ devreden çıkarılmıştı. Bütün bu davranışına, hoşgörü anlayışına rağmen, Osmanlı Balkan ve Birinci Dünya Savaşı'nda hem Hıristiyan, hem de ümmeti konumundaki Müslüman halklar tarafından arkadan vurulmuştu.”

Bugün de, “Küresel güçler ülkemizin hayatî ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade dünyadaki millî devletleri şehir devletlerine dönüştürme çabasındadır.” Osmanlı tecrübesinden ders çıkarmayan Cemaatlerin bu düşünceye ayak uydurmaları, alet olmaları üzücü ve endişe vericidir.

Hangi partiye oy verirse versin, samimi milliyetçilerin ve ümmetçilerin el ele vermeleri ve fikri plandaki mevcut ve muhtemel fiziki ayrışmayı önlemeleri gerekir.

Çünkü İslam, ümmeti ve millet gerçeğini reddetmez. Bilakis ‘İslam ve millet’ birbirini tamamlayan cihanşümul bir kavram çiftidir.

Türklük’ olgusunun ‘Türkiyelilik’ kavramı ile karşılanmaya çalışılması, İstiklal Marşımızda tecelli eden milli birlik ruhuna aykırıdır

 

Türk Milletindenim, İslam ümmetindenim

“Büyük çoğunluğu farklı bir etnik gruptan ise, azınlık gruplarının onun kimliği ve şemsiyesi altında birlik olmaları sosyolojik anlamda “milli devlet”  denilen ‘millet’ oluşumunun gereğidir.”

Milliyetçilerin ve ümmetçilerin aynı gurur ve heyecanla “Türk Milletindenim ve İslam ümmetindenim” deyip, “çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkmayı” hedef alması bugün de, yarın da tek çaredir.

Cemaat ve tarikat mensuplarında bu bilinç oluşturulursa, siyasette (dini değerleri istismar eden parti lehine çalışmakta olan) haksız rekabet şartları kalkar. Siyasi açıdan da temel değerleri aynı olan ve fakat hizmet etme potansiyelleri farklı olan rakip siyasi partiler birbirine yakın güçlere erişebilir. Rakibinin nefesini ensesinde hisseden iktidarların güç bozulması riski azalır.

Böyle olunca da Batıdaki gelişmiş demokrasilerdeki gibi, otoriterleşme riskinden uzak, demokratik bir düzende, refah içinde yaşayan özgür vatandaşlar olabiliriz.

Not: Cemaatleşme ve Milletleşme kavramlarına dair verdiğim bilgiler Sosyolog Prof. Dr. ORHAN TÜRKDOĞAN Hoca’nın, Araştırmacı Yazar Oğuz Çetinoğlu’na verdiği röportajdan alınmıştır.

Bu yazı toplam 1223 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
MURAT P.
08 Mart 2016 Salı 17:03
17:03
Allah razı olsun Ruhittin Bey. Yine, bugünün eğriliğinin geçmişte nereden başladığını harika bir yakın tarih dersi verir gibi anlatmışsınız. Kevin Costner’in bir cankurtaranı oynadığı filmde çaylağı soruyor: “Önce kimi kurtaracağına nasıl karar veriyorsun? Yaşlı-genç, kadın-erkek, zayıf-şişman?” Cevabı çok net ve basit: “En yakın kimse onu kurtarırım” diyor. Çünkü kurtarma işi, son derece teknik bir iştir. Duygusal değil, akılcı davranılmalıdır. Diğer yandan bazı şeylerde seçim yapılamayacağını, bir bütün olarak kabullenmeyi bilmemiz gereklidir. Şöyle ki; hem anamızın, hem de babamızın çocuğuyuz, Elhamdülillah hem Müslüman, hem de Türk’üz, hem Başkumandan Atatürk, hem de Abdülhamit Han ecdadımızdır. Bu örnekleri sayfalarca çoğaltabiliriz. İŞTE ZATEN BİZİ BİZ YAPAN, BU DEĞERLERİN TOPLAMIDIR. Sevelim, sevmeyelim, takdir edelim veya eleştirelim, kabullenelim veya reddedelim biz buyuz. Birini atmaya çalışmak, vücudumuzdaki bir uzvu veya organı kopartıp atmaya benzer. Bu durum da sadece bizi zayıflatır, düşmanı sevindirir. Vücudu tanıyıp, iyi korumak icap eder.
İsmail Yıldızdoğan
08 Mart 2016 Salı 13:54
13:54
Harika bir yazı
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim