• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Kocaeli : 2 °C
  • İstanbul : 4 °C
  • Sakarya : 2 °C

Çevre baskısı depresyonu tetikliyor

Ayşe SARIZEYBEK

Geçtiğimiz hafta, terapi seansları yapmak üzere, güzel ilimiz Malatya’da idim. Malatya, temiz havası, ulaşım kolaylığı, dost canlısı iyi yürekli insanları ile yaşamayı isteyebileceğiniz bir şehir. Kalabalık şehirlerde yaşayanlarımız için, insana sakinlik veren bir havası var. Daha önce de Bodrum’da bir köye yerleşmiş olan arkadaşımın yanına gittiğimde de benzer duygular hissetmiştim.

**

Sonra bir baktım ki, kalabalık ve trafiğin olmadığı, biraz da yeşil alanın fazla olduğu her yerde hep aynı cümleyi söylüyorum. Ne kadar güzel, burada yaşamak rahat olmalı. Trafikte kaybedilen zamana hep üzüldüğümden midir nedir, en uzak mesafeye on dakikada gidilince bana iyi geliyor. Her şey böyle yakın olunca, insanlar da birbirine yakın oluyor haliyle. Bu yakın temas, insana çocukken kocaman geniş bir ailede yaşadığını hissettiriyor. Bunun güzelliğini çocukken yaşıyorsunuz. Ama büyüyünce işler tam tersi oluyor. Dedikodu denilen cadı kazanı kaynamaya başlıyor. İçine düşen herkesi yutuyor desem yeridir.
Terapi yaptığım genç bir kadın, depresyon nedeniyle unutkanlık başladığını, nerdeyse bir dakika öncesini bile unutabiliyorum diyerek görünürdeki sorununu anlattı. Görünürde diyorum, bilinçaltında bambaşka bir durum vardı. Yoksul geçen çocukluğunda, dedesi ölünce, babası en büyük erkek olduğundan tüm ailenin sorumluluğunu üstlenmiş. Maddi gelir kısıtlı olunca, öncelik hep amcada ve halada olmuş. Okula giderken ayakkabısı olmadığından, plastik terliğe naylon sarıp gidiyormuş. Babasının parası olduğunda bile, önce hala ve amcanın eksikleri alınırmış. Çocukluk döneminde, karşısında duran, bağını kesemeyeceği, çok sevdiği babasının en yaķını hala ile amca bakın rollerini kime devretmişler.
Devretmişler diyorum, çocukluğunuzda ruhunuza acı izler bırakmış kişiler sizin hayatınızda da varsa, her şey bitti zannetmeyin. Bilinçaltı yasası gereği, mutlaka ve mutlaka size benzer duyguları hissettirecek başka insanlar hayatınıza girecektir. Siz onlar geçmişte kaldı, bitti gitti dersiniz ama gitmez. Giden insandır, duygu devam eder. Ta ki, siz bu oyunu fark edinceye kadar.
Sizlere bahsettiğim öyküde, bu kez genç kadının halası rolünü kayınvalide, amcası rolünü de kayınbirader almıştı. Fedakar baba rolü de tahmin ettiğiniz gibi, kocası idi. Genç kadın, bilinçli, başarılı bir kadındı. Kayınvalide sürekli, çocukluktan kalan önemsizlik duygusunu hatırlatmaya devam ediyordu. Kayınbirader aynı şekilde, erkek olduğu için kadının değersiz olduğu duygusunu canlı tutuyordu. Uzun yıllar verdiği mücadeleyle, artık evliliği daha iyiydi. Sürekli içini acıtan kayınvalide-kayınbiraderle artık görüşmüyordu. Ama artık pil bittiği için, unutkanlık, panik atak başlamıştı. Bu hikaye uzun, ama genç kadın artık daha iyi.
Küçük şehirlerde, yakın temasta yaşamak psikolojik baskı oluşturuyor. Herkes birbirinin hayatının içinde yaşıyor sanki. Özel hayatınız, genel tarafından kontrol altında. Bu da haliyle, psikolojik sorunları arttırıyor. Büyükşehire geliyorsunuz, orada da trafik, pahalılık stres yaratıyor. Büyük şehir özgürlük verirken, bedelini yaşam pahalılığı olarak alıyor. Küçük şehirlerde yaşam ucuz, özgürlük yok, çevre baskısı çok.
Çözüm ne peki? Stresten kurtuluş yok mu? Var elbet. Farkındalığımızı yükseltmek, bilinçli olmak. Merak duygusunu çevremizde ki insanlar üzerinden kullanmak değil, kendimize kullanmaktır doğru olan. Kendimizi merak etmek, kendimizi geliştirmek. Sen ne yaptın yerine, ben ne yapıyoruma odaklanmak bizi yukarıya taşır.
Herkesin, kendisiyle daha çok ilgilendiği bir hafta diliyorum.
 

Bu yazı toplam 778 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim