• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • Kocaeli : 12 °C
  • İstanbul : 24 °C
  • Sakarya : 12 °C

Cumhuriyetimizin 90’ncı yıldönümü ve bitmek tükenmek bilmeyen hainlikler

M.Tanzer Ünal


********
Sevr’den Lozan’a…
10 Ağustos 1920’den, 24 Temmuz 1923’e…
Sevr, Osmanlı’nın “idam fermanı”ydı.
Lozan ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “tapu senedi”…
Lozan, Türk ulusu için yakın tarihimizin en büyük olayıdır.
Lozan, emperyalist devletlere atılan tokattır.
Lozan, bu toprakları parçalamak isteyen hainlere indirilen darbedir.
Lozan, ulusumuzun 9 yıl devam eden savaş (1.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı)döneminden sonra “barış”a kavuşmasıdır.
Türkiye, bu barışın nimetlerinden hâlâ yararlanmaktadır.
Yaşadıklarımız mı?
Yaşadıklarımız, bitmek tükenmek bilmeyen hainliklerin devamı.
90 yıl öncesinin hesaplaşması…
Bunu, yazı dizisinin sonunda ayrıntılarıyla anlatacağım.
Dönelim Lozan’a…
Emperyalist devletler, Sevr Antlaşması’yla Osmanlı’nın işini bitirdikleri gibi, Türk ulusunu da tarihten sildiklerini sanıyorlardı.
Yerli işbirlikçilerle, yani Ermenilerle ve Kürtçülerle bir olup Anadolu’yu paylaşmışlardı.
Türk ulusunun direncini, Mustafa Kemal’in dirayetini unutmuşlardı.
30 Ağustos 1922’de Büyük Zafer kazanıldı.
9 Eylül’de Türk Ordusu İzmir’e girdi, daha sonra iki koldan Çanakkale ve İstanbul’a yürüyüşe geçti.
23 Eylül’de müttefik devletler İngiltere, Fransa ve İtalya, Türkiye’ye barış çağrısı yaptı.
Barış konferansına Japonya, Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan’ın da katılacağı bildirildi.
Konferans yeri olarak müttefikler Venedik’i, Türkiye ise İzmir’i önerdi.
Sonunda İsviçre’nin Lozan kenti kararlaştırıldı.
TBMM, 3 Kasım’da, barış konferansında Türkiye’yi temsil edecek delegeleri seçti.
Garp Cephesi Komutanı ve Dışişleri Bakanı İsmet İnönü…
Sağlık Bakanı Dr. Rıza Nur…
Maliye Bakanı Hasan Saka…
Konferans 20 Kasım 1922’de başladı, 24 Temmuz 1923 tarihine kadar sürdü.
8 ay…
Müzakere müzakere…
Başmüzakereci İsmat Paşa’ya 14 maddelik “talimat” verilmişti.
Taviz verilmeyecek konular tek tek belirtilmişti.
Karşı taraf, bu maddelerde taviz almakta direnirlerse, görüşmeler kesilecekti.
Bu maddelerin başında “Doğu sınırı” vardı.
“Ermeni yurdu” söz konusu olamazdı, diretilirse, masadan kalkılacaktı.
Bir diğeri de “azınlıklar” konusuydu.
Emperyalist devletlerin Ermenistan ve Kürdistan konusunda dayatma yapacağı biliniyordu.
Sevr’de, Osmanlı’yı parçalamak için işbirliği ettikleri bu gruplara söz vermişlerdi, ama artık Sevr’in bir hükmü yoktu.
Türk ulusu Sevr’i yırtıp atmış, yeniden diriliş mücadelesini kazanmış, yeni şartlarla emperyalist devletlerin ve yerli işbirlikçilerinin karşısına geçmişti.
Artık güçlü olan taraf, Türk ulusuydu.
Konferansta sürpriz yoktu, beklenen konular masa üstündeydi.
Müttefikler, Türk heyetinin karşısına hem “Ermeni yurdu”, hem de “Müslüman azınlık” talepleriyle çıkmışlardı.
Her ikisi de Türkiye’yi parçalamak amacını taşıyordu.
Her iki konu da Sevr’de vardı, adlarını değiştirmişler Lozan’da yutturmaya kalkıyorlardı.
Sevr’deki Ermenistan, “Ermeni yurdu”na dönüştürülmüştü.
Sevr’de “Kürdistan” demişlerdi, Lozan’da “Müslüman azınlık” kavramını antlaşmaya koymaya çalışıyorlardı.
Soy, dil ve din azınlıklarına güya özgürlük istiyorlardı.
Türk soyundan saymadıkları bazı Müslüman grupları “azınlık” statüsüne sokup Türklerden ayıracaklardı.
Kürt, Arap, Arnavut, Çerkez, Boşnakları “azınlık” kabul ettirip, milletimizi parça parça böleceklerdi.
(Dikkat edin, son yıllarda, 90 yıl önce sahneye konan bu oyun tekrar oynanıyor.)
“Dil azınlığı” denince de…
Türkçeden başka dil kullanan Müslüman grupların hepsini “azınlık” statüsüne sokup, Türkçe konuşanlardan ayıracaklardı.
Kürt, Çerkez, Boşnak, Arap, Arnavut…
Eğer “Müslüman azınlık” kavramını Lozan’a bir sokabilselerdi, Türkiye çoktan bitmişti.
Bu diretme, düpedüz “düşmanlık” politikasıydı.
Sevr’i, kelime oyunlarıyla hortlatmaya kalkıyorlardı.
Türkiye’ye “soy azınlığı”, “dil azınlığı” diye dayatıyorlardı, dönüp kendilerine bakmıyorlardı.
Kendi ülkelerinde de farklı soydan, farklı dilden insanlar vardı, ama bunları “azınlık” saymıyorlardı.
Türk heyeti direndi, bu isteklerinin hiç biri antlaşmada yer almadı.
İsmet Paşa, “Türkiye’de hiçbir Müslüman azınlık yoktur” diye noktayı koydu.

Bu yazı toplam 614 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim