• BIST 84.208
  • Altın 147,192
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • Kocaeli : 4 °C
  • İstanbul : 7 °C
  • Sakarya : 4 °C

Devlete güvenelim mi?

Ruhittin Sönmez

Ankara’da bomba yüklü araçla yapılan saldırıdan sonra bu defa İstanbul Beyoğlu’nda intihar bombacısının saldırısına maruz kaldık. 3 İsrailli ve bir İranlı misafirimiz hayatını kaybetti, 4’ü ağır 12 yaralımız var.

Bu alçakça, insanlık dışı saldırıların esas amacı büyük şehirlerimizin dahi güvenli olmadığı inancını yaymak olmalı. İnsanlarımız haklı olarak kalabalık bölge ve AVM gibi yerlerde bulunmaktan tedirginler. Böyle yerlerde ciddi bir tenhalaşma gözleniyor.

Ankara’daki saldırı ABD Büyükelçiliği’nin vatandaşlarına uyarısından sonra gerçekleşti. İstanbul’da ise saldırı Almanya’nın, “terör eylemi istihbaratı aldık” diyerek, Başkonsolosluğu ile Özel Alman Lisesi’ni kapatmasını müteakip oldu.

İstanbul Valisinin “itibar etmeyin” ve yandaş medyanın “Almanlardan kaos çığırtkanlığı” nitelemesine rağmen terör saldırısının gerçekleşmesi, resmi makamlarımız yerine, yabancı büyükelçiliklerin açıklamalarına inanmamız gerektiği algısına yol açabilir.

Sürekli terör saldırılarına muhatap olan bir ülkede bu durum ciddi zafiyet yaratır. Çünkü vatandaşın resmi makamların açıklamalarına güvenmeleri terörün amacına ulaşmaması için ilk şarttır.

 

PKK ve IŞİD nasıl bu kadar sık ve etkili terör saldırıları yapabiliyor?

  • Öncelikle AKP hükümetlerinin izlediği “Çözüm Sürecinde” PKK terör örgütü ülkemiz içinde silah ve mühimmat yığınağı yapabildi.
  • Ayrıca Erdoğan/ Davutoğlu ikilisinin hatalı Suriye politikasının neticesi olarak Esad Suriye’si, IŞİD, PYD ve Rusya ile düşman olduk. Suriye’de ABD ve AB ülkeleri ile aynı düzlemde değiliz. Kısacası dostlarımız çok azaldı, düşmanlarımız çoğaldı.

Dostumuz zannettiğimiz Suudi Arabistan’ın yetkilisinin “bölgede Türkiye ve İran’ın amaçlarını engellemek için Büyük Kürdistan’ın kurulmasını sağlamalıyız” açıklamasını hatırlayalım. Diğer “dostumuz” “Kak Mesut” Barzani’nin de PKK’yı topraklarında beslediğini, Kerkük’e el koyduğunu, Bağımsız Kürdistan’a hazırlandığını da… Dostları böyle olanın başka düşmana ihtiyacı olmaz.

  • Kontrolsüz bir şekilde aldığımız 3 milyon Suriyeli sığınmacı içinde gelen terörist ve ajanlara da kapımızı açmış olduk. Böylece Suriye kaynaklı terör tehlikesine de son derece açık hale geldik.
  • Önce asker içindeki terörle mücadeledeki tecrübeli kadrolar “darbeci” diye yargılanarak tasfiye edildi. Son olarak da polis içindeki tecrübeli kadrolar “paralelci” diye tasfiye edildi. Devletin terörle mücadele hafızası silindi.
  • PKK’nın Suriye’deki kolu PYD Batının ve Rusya’nın işine geliyor. Bu da PKK’nın meşrulaşmasına ve dış desteğinin artmasına yol açıyor. Türkiye ise PYD’ye Kobani’de yardım etti, sonra düşman ilan etti.

AKP iktidarı yaptığı hataları kabul etme niyetinde değil. Saray’ın en önemli meselesi ise “Başkanlık”.

Oysaki aynı hataları bir daha yapmamamız ve “bundan sonra zamanı etkin şekilde kullanarak ne yapabiliriz?” meselesine odaklanmamız lazım.

Erdoğan ve hükümet 7 Hazirandan bu yana PKK terörü ile mücadele etmeye çalışıyor. IŞİD ve PYD’ye tavrı da netleşti. Mücadelede kararlı ve istikrarlı olmaları konusunda destek vermemiz icap ediyor.

 

TERÖR ÖNLENEMEZ Mİ?

Geçmiş politik hataların verdiği zarar büyük ve kısa zamanda düzeltmek mümkün değil.

Yandaş medya ve aktroller “ABD ve Fransa gibi ülkelerde bile terör faaliyetlerinin sıfırlanamadığı” propagandası ile “terörle yaşamaya alışmalıyız” telkinlerine başladılar.

Oysa bu devletler terörle mücadelede Türkiye ile mukayese edilemeyecek kadar başarılı.

ABD’ne 11 Eylül 2001 de İkiz Kulelere yapılan saldırıdan sonra başka saldırı yapılabildi mi?

14 Kasım 2015 Paris’te olan bombalı saldırılardan sonra yeniden saldırı oldu mu? Fransa’da devletin aldığı tedbirler hemen olumlu etkisini göstermedi mi?

Her hafta büyük bir terör saldırının olduğu Türkiye, ABD ve Fransa ile değil, artık Irak ve Suriye ile mukayese ediliyor.

Hem de sadece terör boyutu ile değil, hukuk devleti olmaktan uzaklaşan uygulamalarıyla.

 

DEHŞET DENGESİ

PKK kuruluşundan bu yana 42 yıl içinde hiçbir üst düzey devlet adamını öldürmedi. Devlet de PKK’nın tepe yöneticilerini imha etmedi. Ölen ve yaralananlar hep sıradan insanlar oldular.

Dünyadaki birçok örneğinde olduğu gibi, terör örgütü ile devlet arasında dehşet dengesine dayanan, yazılmamış bir gizli mutabakat olduğunu düşünüyorum.

Buna göre, terör örgütü devleti yönetenlere yönelik suikast teşebbüsünde bulunmaz, devlet de terör örgütünün liderlerini imha etmeye çalışmaz.

Oysaki ABD, El Kaide, Taliban ve IŞİD mücadelesinde terör örgütlerinin en tepe yöneticilerini imha ederek netice alıyor.

Prof. Dr. Ümit Özdağ, PKK terör örgütü ile mücadelenin başarılı olması için, mevcut dehşet dengesinin bozulmasını tavsiye etti:

“Ankara ve diğer büyük şehirler için alınacak önlemler ile yetinmek mümkün değildir. 

1) PKK terör örgütünün lider kadrosu (Cemil Bayık, Murat Karayılan gibi isimler ile Avrupa’daki liderleri) infaz edilmelidir. 

2) PKK'nın Irak'taki kamplarına sadece hava saldırısı değil, kara saldırıları yapılarak imha operasyonları gerçekleştirilmelidir. 

3)PKK'nın sivil görünümlü çete unsurları ortadan kaldırılmalıdır” dedi.

Prof. Dr. Ümit Özdağ örgüt liderlerinin imhasını talep ederek, devletin terörle mücadelesinin başka bir boyuta geçebileceğinin işaretini veriyor gibi.

 

4 MİLYON SURİYELİ T.C. VATANDAŞI

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun AB ülkeleriyle yaptığı “Kayseri pazarlığı” sonuçlandı. Yapılan anlaşmaya göre Türkiye, 4 Nisan’dan itibaren “AB ülkelerine yasa dışı olarak geçmiş olan 1 milyona yakın sığınmacıyı” daha alacak.

“AB’ye yasa dışı geçenleri biz alacağız ama AB Türkiye’deki sığınmacılardan (kayıtlı ve nitelikli olanlarından) bu yıl için sadece 72 bin kişi alacak.

Böylece halen 3 milyon civarında olan Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı sayısı 4 milyonu geçecek. (Bu arada 5 yıl içinde Türkiye’de 152 bin Suriyeli bebek doğduğunu hatırlatalım.)

Çoğunun Türkiye’den gitmeyeceği anlaşılan Suriyelilerle Türkiye’nin demografik (nüfus) yapısı çok önemli bir değişikliğe uğramakta.

Türkiye’nin, Suriyelilerden 5 yıllık ikamet süresi dolanlara “vatandaşlık ve oy kullanma hakkı” vereceği dile getirilmeye başlandı. 2019 seçimlerinde 1 milyon Suriyelinin oy kullanma hakkı olabileceği, (Şanlıurfa, Gaziantep, Mardin, Hatay, Adana ve Mersin gibi)  bazı illerde milletvekili, (Kilis’te) Belediye Başkanı çıkarabilecekleri öngörülüyor.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların işgücüne katılma oranları şimdiden Türk vatandaşlarının işgücüne katılma oranını geçmiş durumda. Yani Türk vatandaşlarının çalışabileceği işlere daha ucuz işgücü olarak giren Suriyeliler işsizliğin artmasına yol açmakta.

Suriyeliler için üniversitelere sınavsız giriş hakkı ve aylık 1200 TL destek bursu verilmesi “yabancılara kendi milletinden fazla değer verildiği” gerekçesiyle tepkilere yol açıyor.

Ayrıca kültür farkı ve fakirlikten kaynaklanan problemler Türkiye’ye ciddi sıkıntılar yaratabilir.

Hem sığınmacılardan kaynaklanan problemleri azaltmamız, sosyal dengeleri korumamız ve hem de ekonomik, siyasi meseleleri asgariye indirmemiz için kapsamlı bir sığınmacı politikası geliştirmemiz şart.

Bu yazı toplam 1559 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim