• BIST 82.779
  • Altın 147,178
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Kocaeli : 5 °C
  • İstanbul : 6 °C
  • Sakarya : 5 °C

Diktatörlerin karanlık psikolojileri!

Mesut Akbulut


Gezi Parkı olaylarından ve 17 Aralık’taki operasyondan sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, diktatörlükle suçlanıyor…
TSK hizaya getirildi, yargı hükümete bağlandı, polis teşkilatı yeniden dizayn edildi…
Balkonda ayakkabı kutusunu gösteren bayan gözaltına alınıyor…
Böyle giderse, Türkiye’nin Libya, Fas, Tunus, Suudi Arabistan v.b. gibi ülkelerden bir farkı kalmayacak.
Başbakan Erdoğan’ın Gezi Parkı ve 17 Aralık operasyonundan sonraki tavırları çok sert…
Çok acımasız…
**
-Diktatörlerin ortak kişilik özellikleri
Bütün Türkiye aynı sorunun yanıtını merak ediyor. Sokakları dolduran halk kitlelerinin mesajı gayet yalın ve net iken Başbakan neden anlayamıyor? Hatta anlayamamanın üstüne, neden inatlaşıyor? Birçok liberal, demokrat kesimin aksine Erdoğan’ın Türkiye kapitalizminin hızı ve Türkiye sağının yüzyıllardır biriken çaresizliği nedeniyle değişmeyeceğini, yumuşamayacağını, hatta Erdoğan ve ekibinin yaşadığımız halk ayaklanmasından daha otoriter bir Türkiye çıkarmak için canla başla çalışacağını düşünüyoruz. Yani ortada tarihsel, siyasi ve ekonomik bir hesaplaşma var.
Ancak hiç şüphe yok ki bu hesaplaşmanın gittikçe sivrilmesinde ve siyasi iktidarın tansiyonu yükseltmesinde Erdoğan’ın kişiliğinin de payı var. Kendisini yakından tanıyan birçok kalem, kesinlikle geri basmayacağını, kişiliğinin geri basmasına izin vermeyeceğini söylüyor.
Diktatörlerle ilgili bilgiler;
**
Neden yumuşamazlar ve tehdit ederler?
1. Neden yumuşayamazlar?
Bu beklenti çok tartışıldı. Ancak işin doğrusunu söylemek gerekirse, diktatörlerin yumuşamasını bekleyenler, her gece eve geldiğinde ev sakinlerine şiddet uygulayan babayı yatıştırmaya çalışan ev sakinleri gibiler. Şiddet uygulayan baba aslında korku içindedir. Aklının içi korku filmi gibidir. Evin dışında sürekli tekinsizlik yaşıyordur. Evin içini ise şiddetiyle kontrol altında tuttuğunu düşünür ama sürekli olarak otoritesini kaybedeceğinden korkar. Korktukça, otoritesini şiddetiyle yeniden tesis etmeye çalışır. Dört elle sarıldığı bu şiddete, her anlamda mecburdur.
2. Neden korku üretirler?
İçinde korku çok büyük yer tuttuğu için diyebiliriz ama yetersiz olur. Korkunun dışarıya yansıtılması gerekir. Bir tür deşarj gibi. Ama korku aynı zamanda bir kalkan gibidir. Hem kendi içindeki korkuya karşı hem de dışarıdaki olası tehditlere karşı. Korku salarak kendi korkularından kurtulmaya çalışırlar ama korkuyu saldıkça içlerindeki korku azalacağına artar.
3. Neden tehdit ederler?
Düşmanlar yaratması, tanımlaması, ataması çok dikkat çekicidir: Çapulcular, marjinal gruplar, illegal yapılar, faiz lobisi gibi ifadelerle, aslında sağın geleneksel kalıplarını kullanmakta, sağın tarihsel söylemlerini kullanmaktadır. Ancak burada çok basit bir işlem yerine getirmektedir. Kötü dışarıdadır, iyi içeride; “bende sadece ve sadece iyilik vardır, ötekinde sadece kötülük”. “Kötülük katiyen bende olamaz; ötekinde de iyilik kesinlikle olamaz” gibi bölünmüş ve bir araya gelmesi imkansız bir zihin dünyasının tezahürüdür.
4. Neden yalan söylerler?
Tekinsiz, korku ve tehdit dolu iç dünyaları, gerçeği değerlendirmelerini de bozar. İç dünyalarındaki gerçek sürekli çarpıktır. Bu nedenle sık sık gerçeği çarpıtırlar. Daha doğrusu, gerçeğin yerini kendi çarpık ger-çekleri alır. Bu çarpık gerçeklere inançları, bağlılıkları tamdır. Çarpık gerçekler başka hiçbir bilgi, deneyim ile değişemez. Bu çarpık gerçeği korumak için her yola başvururlar.
Diktatörler neden anlamazlar? Neden göremezler?
5. Neden anlayamıyorlar?
Çünkü diktatör kendisinden çıkamaz. Bu nedenle karşısındakinin duygularını, düşüncelerini ve isteklerini anlayamaz. Sanki içinde öteki için ayrılmış bir alan yok gibidir, sadece kendisi vardır. Dahası karşısındakilerin isteklerini çoğu zaman kendisine yönelik bir tehdit olarak algılar. Her şey, “bana yakın olanlar ve olmayanlar” olarak ikiye ayrılmıştır. Kendisi ve kendisine yakın olanlar, her şeyleriyle iyidir. Kendisine karşı olanlar ise her şeyleriyle kötüdür.
Dünya da sadece beyaz ve siyah gibi, iyilerden ve kötülerden ibarettir. Ara renkler, ara biçimler, ara durumlar yoktur.
6. Neden göremezler?
Neredeyse kör gibidirler ama hitap biçimleri tepeden bakıyor izlenimi doğurur. Halbuki kendilerini sürekli altta, alçakta, çukurda hissederler. Çukurda olmadıklarını görmek ve göstermek için de tepeden konuşmayı bir zırh gibi kuşanırlar. Bu zırh, belirgin bir görme kusuruna yol açar. Bastırırlar da bastırırlar. Tıpkı bir tahterevallide olduğu gibi, onlar için sadece iki var olma biçimi vardır: ya aşağıdasındır ya yukarıda; biri aşağıdaysa diğeri yukarıdadır. Bu nedenle karşılarındakileri hep aşağılamak ve küçümsemek zorundadırlar ki, kendileri yukarıda kalabilsin. Eşitlikçi bir ilişki biçimi onlar için mümkün değildir. Bir süre sonra zaten yalnız kalırlar. Kimse onlarla bir şey paylaşmak istemez. Bu yalnızlığı da karşısındakilerin hayali yanlışlarına bağlarlar.
7. Neden inat ederler?
Hayatlarına, iktidarlarına mal olsa da diktatörlerin burunlarından kıl aldırmazlığı, herhangi bir konudaki açıklanamaz inatları çok tipiktir. En yakın arkadaşları bile onları ikna edemez. Zaten zamanla kendisini uyaran arkadaşlarını çevrelerinden uzaklaştırırlar. Etraflarına daha çok kendilerini onaylayacak kişileri toplarlar. Zaten sorun kesinlikle kendilerinde değildir. Sorun kesinlikle dışarıdadır, ötekidedir; çünkü kendisinde bir sorun olması demek toptan “kötü”-“siyah” olması anlamını taşıyacağı için, benliği için kabul edilemez.
8. Neden yalnızca kendilerini haklı görürler?
Hak etmişlik duygusuyla sarmalanmışlardır. Sanki her şey sadece kendileri için vardır, herkes kendilerine hizmet etmek zorundadır. Ancak kendisine hizmet ediyorsa başkalarının fikirleri vardır, aksi halde bunlara tahammül edemezler. Alman ırkı Hitler’e hizmet etmek için vardır; gerisi teferruattır. Seçilmiş milletvekilleri, bakanlar, “benim bakanım, benim milletvekilim”dir.
9. Neden geçmişi severler?
Otoriter siyasal figürler geçmişi yâd etmeyi, göklere çıkarmaya bayılırlar. Çünkü ne bugünü sevebilir ne de kendilerini. Kendilerini sevemedikleri için bitmek bilmez bir eziyet içindedirler. Bugünü sevemedikleri için de geçmişi bitmek bilmez bir uğraşla diriltmeye çalışırlar. Sevemediği kendisini yücelttiği, ululaştırdığı bir geçmişle kapatmaya çalışır. Ama nafiledir. Çünkü göklere çıkardıkları geçmiş hem kendilerini hem de iktidarlarını ezer.
10. Neden sevemezler?
Çünkü bilinçdışında var olan, güce sahip oldukça bastırılabilen “ben sevilecek birisi değilim” algısı onları insanın doğallığından uzaklaştırır. Böylece ancak kendisi kadar güçlü olduğunu düşündüğü insanları sevdiğini sanarak, aslında insandan uzaklaşır ve kimseyi sevemezler. O nedenle hayatını kaybeden bir eylemciye üzülemez. Önemsenecek bir ölü varsa o da kendisini koruyan silahı taşıyanlardır. Ancak bu kayıptan bahsederken bile sesinden bir hüzün tınısı alabilmek mümkün değildir.
**
Diktatörlerle nasıl başa çıkılır?
Öncelikle “safça” beklentileri bir kenara bırakmak gerekir. Çünkü değişmeleri, hem de olumlu yönde değişmeleri çok zordur. Düşünce dünyalarına hâkim olan şüpheciliği, kuşkuculuğu ve ötekini suçlamayı bırakamazlar; çünkü bildikleri tek yöntem budur. Bu tür düşüncelerden vazgeçtikleri zaman güçsüz, savunmasız, çıplak kalacaklarını hissederler ve bu hisler oldukça tedirgin edicidir.
En doğrusu kolektif hareketin gücüne güvenmektir. Diktatörün duymasını, görmesini, anlamasını ve sevmesini beklemek imkansızı istemektir. Örgütlü bir halk hareketinin taleplerini net ve ısrarlı bir şekilde sürdürmesi, sorunu çözmenin tek yöntemidir.
Halk ayaklanmaları diktatörlere ne hissettirir?
Toplumsal itiraz, diktatörleri çok tedirgin eder. Bu tedirginlik kimi durumlarda paniklere yol açar. Tedirginliği ve panikleri, dışarıya yersiz hiddet ve öfke olarak yansır. Olağan zamanlarda bastırabildikleri, kontrol altında tutabildikleri saldırgan dürtüler, zincirlerinden boşanır, harekete geçer. Küfür ederler, hakaret ederler. Muhataplarını aşağılarlar. Dışarıya yansıyan öfkelerinin altında ise derin bir endişe ve korku vardır.


Conkbayırı Koleji
Kocaeli şampiyonu
Seka Sporcu Eğitim Merkezi’nde düzenlenen okullar arası Karate Şampiyonası’nda Özel Conkbayırı öğrencilerinden Enes Bulut 45 kiloda, Halit Tamyüksel 40 kiloda kumite kategorisinde bütün rakiplerini yenerek Kocaeli şampiyonu oldular. Enes ve Halit, 14-16 Şubat tarihlerinde Düzce'de yapılacak olan Türkiye Şampiyonasında yarışacaklar. Conkbayırı Koleji’ ne başarılar diliyoruz.


Beyazay Derneği çalışıyor
Engellilerle birlikte yaşama kültürün arttırmak için çalışan Türkiye Beyazay Derneği Çayırova Şubesi, Engellilere umut kaynağı olmaya devam ediyor. Türkiye Beyazay Derneği Çayırova Şube Başkanı Furkan Uğur Eşitti, “Çayırovamızda kaç tane engelli vatandaşımız olduğunu bilmiyoruz. Bununla alakalıda çok önemli bir projemiz var. Yönetim kurulumuz çok verimli çalışıyor, sürprizlere hazır olun” dedi. Engelli vatandaşlara her zaman destek vermeliyiz. Unutulmamalı ki, hepimiz birer engelli adayıyız









Bu yazı toplam 644 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim