• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Kocaeli : 11 °C
  • İstanbul : 14 °C
  • Sakarya : 11 °C

Din-Laiklik-Atatürk ve çağdaş demokrasi

Fahri Örengül

Şüphesiz ki din, demokrasinin ve milli bütünlüğümüzün vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Cumhuriyetimizin kurucu lideri büyük Atatürk, dinin gerek kişi, gerekse toplum açısından gerekli bir müessese olduğunu ısrarla ve defalarca belirtmiştir. Kuruluş aşamasında siyasi alanda yaptığı sayısız reformla bu sağlıklı bakış açısını geniş kitlelere yaymayı hedeflemiştir. Esasında kendisi de, Osmanlı döneminde İslam ahlakını ve dinimizin vecibelerini daha aile ocağındayken öğrenmiş, tahsil yaşamı boyunca da bu bilgilerini pekiştirerek geliştirmiştir. Büyük Atatürk dinin gerçek anlamda ve öz Türkçe ile öğrenilmesi ve anlaşılmasının önemini önemle dile getirirken, din ve vicdan özgürlüğünün esas olduğunu insanların ister inanan isterse inanmayan olarak özgürce yaşamalarının çağdaş demokrasinin bir gereği olduğunu her zaman söylemiştir. Bu nedenledir ki; Dünyada halen "modern-dindar" yapının, en güzel örneği ve en başarılı uygulayıcısı her şeye rağmen  çağdaş ve  laik Cumhuriyetimizdir..

 

Büyük Atatürk her zaman gericilikle mücadele ederken İslam'ı yüceltmiş; dolayısıyla İslam ile gericilik arasındaki ayrımı en doğru biçimde yapmıştır. Hepimizin halen önemle okuduğu Elmalı’nın ilk Türkçe Kuran meali onun isteği ile hayata geçirilmiştir. Türk insanının ihtiyaçlarını ve özelliklerini çok iyi bilen, gericiliğe, yobazlığa her zaman karşı olan Atatürk, esasanıda Türk milletini dinin özüne yöneltmeyi amaçlamıştır. Bu nedenledir ki büyük Atatürk devletimizin en temel unsurunun laiklik olduğunu laikliğin dinsizlik değil, herkesin istediği dine inanması, isterse inanmaması, ancak ibadetlerin de özgürce baskı olmadan yapılmasının teminatı olduğunu söylemiştir.

 

Büyük Atatürk’ün İslam dininin tamamen ilme ve mantığa uygun bir din olduğuna ilişkin şu sözü çok önemlidir:
"Bizim dinimiz en makul ve en doğal bir dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. ... İslam'ın sosyal hayatı içinde hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlığını sürdürme hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini kurallara uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmeye mecburuz" (Atatürk"ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s. 90)
Ayrıca, Atatürk'ün Osmanlı Devleti'nin çöküşünü dine bağlayanlara yanıtı ise ;
"Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, öyle inanıyorum. Dinimiz şuura (aydınlanma-uyanıklık) muhalif, terakkiye ( ilerleme-yükselme)- (aydınlanma ve yükselmeye karşı) engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karışık, sun'i, batıl inanışlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşamazlarsa kendilerini mahv ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız." (Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.32) şeklindedir.

 

Yıllardan bu yana  ve halen; Cumhuriyetin kuruluşundan bir tarafta dini siyasete ve ticarete alet etmeden laikliği yani aydınlanmayı savunan diğer tarafta da dini siyasete, ticarete alet ederek adeta bir ruhban sınıfı oluşturarak aydınlanmaya ve laikliğe karşı duran, bu arada ticarette zenginleşen, devlette makam ve mevkii sahibi olan kişiler arasında ciddi bir mücadele vardır..

Dini sembolleri kullanarak, samimi dindarları etkileyen, bu şekilde  iktidara gelen genel ve yerel yöneticilerinin elitizmi çağrıştıran, özenti ve  israfa dayalı lüks yaşam örnekleri sergilemeleri, kendilerine yakın çevreleri giderek zenginleştirmeleri bugün apacık ortadadır.

 Bu konuda dini yazar M. Şevket Eygi’nin Emin Çölaşan tarafından  01.07.2003 tarihli köşesine alınan “ Zengin olan Müşlümanların çoğu ipin ucunu kaçırdı. Şaşırdı, dağıttı, Milyon dolarlık lüks mercedesler, yüzbinlerce dolarlık yazlıklar, lüks limuzinler, israf, sefahat, rezalet gırtlağa kadar çıktı. Biz bir sürü hızıp, fırka, grup, cemaat ve tarikatlara ayrıldık, birbirimizle çekişip tepinmeye başladık. Bizi mahveden militan din düşmanları değil, içimizdeki din sömürücüleri, din rantı yiyen iş birlikçe hain alçaklardır” sözleri çok dikkat çekicidir. (BKZ Y Nuri Öztürk Allah ile aldatmak sayfa 15 ve 16 )

Bir dönem birlikte hareket eden dini cemaat ve siyasilerin bu şekilde  ticaret ve siyaset ile zenginleşmeleri, iktidarı ve menfaati  paylaşamaz duruma gelmeleri ve birbirlerine düşmeleri, dindar gözüken vakıfların ( ÖRNEĞİN ENSAR VAKFI GİBİ) suç işlense dahi korunmaya çalışılması bütün bunların tipik örnekleri değil midir? Özellikle bu anlamdaki iktidar kavgasında bu kişi ve kurumların devlete sızmaları, devleti ele geçirmeleri, bütün bunlar için devlet gücünün kötüye kullanılması ve yargının siyasallaşması sonucunu doğurmak siyasal iktidarın da devlet gücünü kullanarak yargıyı siyasallaştırma çabaları içersine girmeleri malesef ülkenin tek adam yönetimine doğru hızla kaymasına ve ülkemizin inançlara saygılı laiklik, tam demokrasi, tam bağımsızlık gibi kuruluş  felsefesinden uzaklaştırılma çabalarını da beraberinde getirmektedir.

Göreceğiz ki ;sonuçta her yol çağdaş, laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesi ve kurucu lideri BÜYÜK ATATÜRK’E ÇIKACAKTIR. Ne var ki ; bu bize biraz zaman kaybettirecek ve bizi üzecek gibi gözüküyor. Zaman tribünlerden olan biteni seyretmek, kişisel siyasi çıkarlar için ödün vermek değil, sahaya inerek kişisel beklenti olmadan oyunun içinde olma zamanı…

Ne dersiniz bu konuda bize hepimize görev düşmüyor mu…………………….. ?  

Bu yazı toplam 3638 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
poyraz aydın
10 Mayıs 2016 Salı 08:53
08:53
o asil kanın taşıyıcıları her daim var olacak kimsenin şüphesi olmasın...
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim