• BIST 102.270
  • Altın 149,236
  • Dolar 3,5485
  • Euro 4,2033
  • Kocaeli : 19 °C
  • İstanbul : 24 °C
  • Sakarya : 21 °C

“Dindar nesil yetiştirme” tartışması: 4

M.Tanzer Ünal

Dindar futbolcuya “Parayla Allah’ı kandırmanın yolunu” öğreten imam ve Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’nun söyledikleri…
*********
Başbakan Erdoğan’ın “Dindar bir gençlik yetiştireceğiz” şeklindeki sözleri, günlerdir gündemden düşmüyor.
İşin sevindirici tarafı, Erdoğan’ın bu sözleri, muhafazakar basında alkışlanmadı.
İlginç değil mi?
Demek, yalaka ve yardakçı kesimde de kırılma başladı.
İşte size, Yeni Şafak’tan Özlem Albayrak’ın yazısından bir bölüm:
“Laik bir devlette herhangi bir toplumsal grubun dindarlaştırılması ile ilgili bir düzenleme yapılamaz, demokratik devletin böyle bir misyonu olamaz. Ama aynı laik devlette, dindarları bir takım haklardan mahrum etme kararı da alınamaz.”
İmzamı atarım.
Aynen katılıyorum…
Devlet, bir kamu hizmetleri örgütlenmesidir.
Siyasi görüşler ve her türlü dini inanışlar karşısında tarafsız olmalıdır.
Eğer tarafsız olmazsanız…
Dini inanışları, siyasi görüşlerin emrine vermeye kalkarsanız…
Toplumda huzuru sağlayamazsınız.
Bugün, İslam ülkelerinde çekilen sıkıntıların temel nedeni bu…
Bırakın, birey inancını hür olarak yaşasın!
Tercihlerine…
Tercihlerinin azlığına, çokluğuna karışmayın!
İnsanları; “Az dindar, çok dindar, dindar olmayan” diye ayırmayın!
Onun ruh halinden, onun inanışından size ne?
Kul ile Allah arasındaki ilişkiye neden karışıyorsunuz?
Günah değil mi?
********
Israrla, “Dindar olanlar dürüst, dindar olmayanlar ahlaksız…” düşüncesini, toplumda yaygınlaştırmaya çalışıyorlar.
Ne ilgisi varsa…
Ahlak, başka bir kavram…
Dindarlar ve ateistler içinde “ahlaklılar” da vardır, “ahlaksızlar” da…
Yakın zamandan bir örnek daha vereyim.
Şike iddianamesini hatırlayın!
İddianamedeki, dindar genç futbolcu İbrahim Akın’ın ifadesini…
Polis teknik takip yapmış, telefonlar dinlenmiş…
Dindar futbolcu İbrahim, şöyle diyor:
“Fenerbahçe maçı vardı. Fenerbahçe’ye gol atma, 100 dolar al, teklifi yapıldı. İlkin sıcak bakmadım. Dini duygularım kuvvetlidir. Erzurum’da imamlık yapan Ahmet isimli bir din hocası tanıdığım var. Telefonla aradım. ‘Gol atmam değil, atmamam isteniyor, dinen sakıncası var mı?’ diye sordum.
Hoca, “Sakıncası yok” dedi. Bana “Gol orucu fetvası” verdi. Aldığın paranın bir kısmını hayır işine harcarsın, yaptığın hilenin kefareti sayılır, diye yol gösterdi.
Maçta gol atmadım.100 bin dolar demişlerdi, poşet içinde 50 bin dolar getirdiler. 10 bin dolarını, Erzurum’daki Ahmet Hoca’ya kurban kesip dağıtması için gönderdim.”
Ne güzel değil mi?
Biri imam, diğeri dindar futbolcu…
İmam, futbolcuya “Allah’ı kandırmanın” yolunu gösteriyor.
Al dolarları!
Birazını hayır yaparsın!
Kefareti sayılır…
Allah kabul eder…
Hale bakın!
Din öğrenenin ve din öğretenin haline…
Şimdi bunlar dindar ve dindar olduğu için dürüst öyle mi?
*******
Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’nu tanır mısınız?
İslami kesimde çok popüler…
Düzenli radyo ve televizyon programları var.
Konuşmaları kaset, CD’ye alınmış, peynir ekmek gibi satılıyor.
Cuma günleri gazetelerde makaleleri yayınlanır.
Yazılarını düzenli okumaya çalışırım.
Gerçekçidir…
Doğru bildiğini, yazmaktan, konuşmaktan çekinmez.
İşte bugün sizlerle Hatipoğlu’nun böyle bir yazısını paylaşacağım.
10 ay önce yayınlanmış ama bugüne ışık tutuyor.
Erdoğan’ın “dindar gençlik” söylemine…
Nihat Hatipoğlu’nun söylediklerini, bir başkası söylese, kıyamet kopardı.
Müslümanlığa hakaretten hakkında dava açılırdı.
Allah’tan yazıdaki tespitler, Nihat Hatipoğlu gibi gerçek ve samimi bir Müslüman’dan…
İşte o yazı:
“BİR itirafçı gibi ‘Eskiden şöyle idim’ diye başlamaktan rahatsız olurum. Bu yazı bir itiraf yazısı değil, bir isyan yazısıdır. Evet... Benim gibi aynı inanca sahip olan veya aynı coğrafyayı paylaşan insanları tenkit etmekten hiç haz almam. Ama benimle aynı dini paylaşıyor diye veya aynı coğrafyada nefes alıyor diye de insanları kutsal da görmem. Yanlışlıkları, çirkinlikleri, aymazlıktan görmemezlikten gelemem.
Dünya Müslümanları’nın haline bakıyorum. Müthiş bir rahatsızlık duyuyorum. Halimizin hiçbir cazibesi yok. Bize bakıp da Müslüman olmaya kalkışacak aklı başında hiçbir insan düşünemiyorum. Üzgünüm ama bu maalesef böyle. Kutsal vahiyle bir bağlantımız yok. İslam çalış demiş, biz kaytarmanın bütün yollarını denemişiz. İslam temiz ol buyurmuş, kirlilik bizim paçamızdan damlıyor. İslam komşu komşuya neredeyse vâris olacak kadar yakın olmalı demiş, biz komşunun bahçesine, balkonuna, penceresine, evinin önüne, velhasıl bütün mahremine tasallut etmişiz. İslam oku demiş, biz kitabı bile tersinden okumuşuz. Doğru okuyanımız ise doğru uygulamamış.
İslam birbirinizi sevin, bölünüp ayrılmayın, gücünüz zaafa uğrar demiş, biz neredeyse mahallelere kadar bölünmüşüz. İslam nezaket ve zarafetten dem vurmuş, biz en yakınımızdaki insana bile anlayış göstermemişiz.
İslam hakkına razı ol, sınırı geçme demiş, biz en basit bir uçak veya otobüs yolculuğunda bile yer kavgası etmişiz... Daha iyiyse başkasının yerini kapmışız. Hayır, bu İslam değildir. Hatta insanlık değil... Bu halimizle İslam’ı tebliğ edemeyiz. Tam aksine İslam’ın önünde bir bariyer gibi dururuz. İnsanlara sanki şunu der gibi dururuz hem de: ‘Bak sen benim dinime girersen işte böyle olursun. Bana benzersin’. Yazık... Hem de milyonlarca kez... Buna hiç ama hiç hakkımız yok.
Kan ve gözyaşı bizim coğrafyamızda. Daha dünyayı tanımadan hayata gözlerini kapatan ve her zaman savaşın en mağdurları olan çocuklar bizim coğrafyada. Geri kalmışlık bizim coğrafyada. Labirentin içinde bir şark kurnazlığıyla menfaatini imanları haline getirip en çıkmazdan çıkar bulanlar bizim coğrafyada. Ama en basit bir rahmet yolculuğunda gemileri alabora edenler veya sevgiye açılacak yolu bulmada labirentin içinde saplanıp kalanlar da yine bizim coğrafyada.
İsyan ediyorum... Daralıyorum... Bir merhamet, ahlak, iffet, fazilet ve izzet dininin mensuplarının bunca olumsuzluğu bir arada bulundurmasına tahammül edemiyorum...
Yatılı bir okula emanet edilmiş on yaşındaki bir ‘Umut’un şu yazımı yazarken cansız bedeninin fosseptik çukurunda bulunmasına isyan ediyorum... Tacizden tutunuz da güvenlik kamerasının en gerekli zamanda çalışmamasına, yetkili öğretmenin yapacağı işi çocuklara havale etmesine kadar kahreden bütün zavallılıklara anlam veremiyorum. Bir gencin arkadaşını testereyle doğrayacak kadar vahşileşmesini anlayamıyorum... Biz hiç mi hakkaniyetten bahsetmedik. Biz hiç mi sorumluluğu öğretemedik. Biz hiç mi helal lokma yediremedik. Biz hiç mi Allah’ı anlatmadık. Sahiden imana iman mı etmiyoruz yoksa?
Bu satırlarımla kimse bir ülkeyi, bir siyasi otoriteyi, bir dönemi, bir medyayı veya şunu bunu suçlu gösterdiğimi sanmasın. Çünkü kimse bu kadar suçu işleyemez. Ama bu saydıklarımdan hiçbirisi de bu suç ortaklığının dışında değildir.
Müslümanlar kendilerine gelmek zorundalar. Coğrafyalarını kalkındırmak zorundalar. Muasır medeniyetin önüne geçmek zorundalar. Dünyadaki tıp, mühendislik, endüstri, astronomi ve bütün bilim dallarında hamle yapmak zorundalar...
Önce iç âlemlerini, sonra evlerini, sonra sokak ve caddelerini, şehirlerini temizlemek zorundalar... Bu çağda hâlâ el arabasıyla ana caddede yük taşıyan bir görüntü, dünyaya medeniyet sunma iddiasında olamaz. Böyle muhteşem bir birikimi olsa bile iddiası olamaz. Maalesef olamaz...
Kendimize saygımız yoksa da evladımıza, torunlarımıza saygımız olmalı. Müslüman ülkelerin aklı başında “akil” adamları ve müesseseleri mutlaka bir araya gelip bu konuları hem de kendilerine hiç acımadan en acımasız eleştirilerle tartışmak zorundalar. Yoksa bizler yeryüzünün en şerefli medeniyetinin katilleri oluruz.
Ve son bir not: Peki gayrimüslim coğrafyanın, beldelerin hiç mi aksayan, dökülen, sahtekârlık akan tarafı yok? Hiç mi geri kalmış ülkeleri yok? Elbette var. Hem de tonlarca var. Ama benim derdim öncelikle benim kendi coğrafyam. Ben önce kendi sokağımın önünü temizlemek ve kendi söküğümü dikmek zorundayım...”
*******
Nihat Hatipoğlu Hoca’nın görüşleri müthiş değil mi?

Bu yazı toplam 1662 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim