• BIST 82.132
  • Altın 148,060
  • Dolar 3,8153
  • Euro 4,0743
  • Kocaeli : 3 °C
  • İstanbul : 4 °C
  • Sakarya : 3 °C

Dindar ve kindar gençler yetiştirmek mi, işsizlik sorununu çözmek mi?

M.Tanzer Ünal

Bizde bazı işlevsiz “kurullar” ve “kurumlar” vardır.

Bunların görevleri sadece “sorunları dile getirmek” tir, “sorunlara çözüm bulmak” değil.

İşte “İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu” da bu tanıma giren kurullardan biridir.

Devleti yönetenler karar almış, demiş ki, “Üç ayda bir bu kurul toplansın, istihdam ve mesleki eğitim sorununu görüşsün!”

Kurulda kimlerin bulunacağı da ilgili yönetmelikte belirtilmiş:

*Vali…

*Büyükşehir belediye başkanı veya genel sekreteri ya da genel sekreter yardımcısı…

*Milli eğitim müdürü…

*Sanayi müdürü…

*Ticaret müdürü…

*Ticaret odası başkanları…

*Sanayi odası başkanı…

*İşçi konfederasyonlarından birer temsilci…

*İşveren konfederasyonlarından birer temsilci…

*Sakatlar konfederasyonundan bir temsilci…

*Esnaf ve sanatkârlar odaları birliği başkanı…

*Üniversite rektörü ve temsilcisi…

*İŞKUR müdürü…

Kurul üyeleri yasa gereği üç ayda bir toplanır, bu toplantı gazetelerde “işsizlik boyutu” yönüyle haber olur.

Tıpkı dünkü gazetemizde manşetten verdiğimiz haber gibi…

“Kocaeli’de 81 bin 644 işsiz var”

Toplantı genellikle şu formatta geçer!

İŞKUR müdürü, sunumunda üç aylık istihdam (daha doğrusu işsizlik) verilerini açıklar…

Vali, istihdam ve işsizlik üzerine klasik bir konuşma yapar.   

Kurulun diğer üyeleri, arzu ederlerse “toplantının önemine binaen” bir iki söz söylerler…

Ve üç ayda bir yapılması zorunlu olan toplantı sona erer.

 

 

Kurul çalışıyor da sorun azalıyor mu?

Benim bildiğim, kurul yıllardır düzenli olarak toplanır.

Konuşurlar, dağılırlar…

Toplantı tutanakları rapor haline getirilir, “ilgili merciler” e gönderilir.

İlgili mercilerde bu raporların yeteri kadar değerlendirildiğini hiç sanmıyorum.

Arşive gönderiliyordur, zamanı dolunca da hurdaya…

Önemli olan…

Toplantı yapılıyor mu, yapılıyor…

Üç aylık rapor hazırlandı mı, hazırlandı…

Artık yasaların emrettiği görev yerine getirilmiştir.

Gerisi, hikâye!

***

Bakın, bu toplantılar yıllardır yapılıyor.

Yapılıyor da istihdam sorununa bir çözüm bulunamıyor.

İşsiz sayısı azalacağına, artıyor.

Önceki günkü toplantıda, son üç yılın Kocaeli’deki işsiz sayısı da açıklanmış.

2013 yılında 62 bin 225 olan işsiz sayısı 2014’te 69 bin 260’a, bu yılın ilk altı ayında da 81 bin 644’e çıkmış.

Bir buçuk yılda 62 binden 81 bine çıkmış.

Altı ay önce 69 bin olan işsiz sayımız ise bugün 81 bin…

2013 öncesine de bakın, değişen bir şey yoktur.

İşsiz sayısı her geçen yıl daha da artmıştır.

***

Bir de bu rakamlar, “İş arıyorum” diye İŞKUR’a kayıt yaptıranların sayısı.

Kayıp yaptırmayanları ve uğraştıkları ıvır zıvır işleri “iş” kabul edenleri hesap ederseniz, bu rakam rahat 100 binin üzerine çıkar.

Ülkemizde özellikle kadınlarda “işe katılım oranı” nın çok düşük olduğunu da göz önünde tutarsak, işsizlik rakamları “vahim” boyutlara ulaşır.

 

 

Tamam da bu sorun nasıl çözümlenecek?

*”En az üç çocuk yapın” talimatı vererek; sağlıksız, eğitimsiz, işsiz güçsüz nesiller yetiştirerek mi?

*”Dindar ve kindar gençler yetiştireceğiz” deyip, insanlarımızı modern dünyadan kopararak bağnazlığın bataklığına atarak mı?

*”İstihdama, meslek edindirmeye yönelik eğitim sistemi” değil de, “siyasi hedeflere yönelik eğitim sistemi” ni uygulayarak mı?

*İstihdam kapısı olan işyerlerinin çoğalması ve ayakta kalmasını sağlayacak önlemler almayarak mı?

Söyleyin, ülkemizin istihdam sorunu nasıl çözülecek?

***

Dünyada “çalışmak” için üç yöntem var.

*Ya kendi işini kurup orada çalışacaksın.

*Ya devlet kapısında bir işe gireceksin.

*Ya da başkasının kurduğu bir işte, yani özel sektörde görev alacaksın.

Bizdeki sıkıntı şu:

Eğitim sistemimiz ilk başta “devlete memur” yetiştirmek için dizayn edilmiş.

Toplumda, üniversiteyi bitiren herkes devlette işe girer algısı oluşturulmuş.

Sanki devlet, üniversiteyi bitiren herkese iş vermek, iş bulmak zorunda…

Yok böyle bir şey!

Dünyada böyle bir uygulama yok!

Hiçbir ülkede üniversiteyi bitirenlere devlette iş garantisi verilmez.

Öyle olsa nüfusunun tamamına yakını üniversite mezunu olan ülkeler ne yapacak?

Günümüzde devlet, “ekmek kapısı” değildir.

Devlet, ihtiyacı kadar nitelikli personel alır, diğerleri ya kendi işinde ya da özel sektörde çalışmak zorundadır.

Bizdeki köhnemiş devlet yapısında ise tam tersi.

Siyasi torpilini bulan devlete kapağı atıyor, emekli oluncaya kadar da onu oradan kimse kıpırdatamıyor.

Çalışsa da çalışmasa da…

Üretse de üretmese de…

Ömrü boyunca yan gelip yatıyor.

Allah aşkına; şu belediyelerin, şu devlet dairelerinin haline bir bakın!

Şu bakanlıklardaki danışman, müşavir kadrolarına bir bakın!

Filancanın damadı…

Falancanın oğlu…

Veya parti yandaşları…

Sürüyle danışman, sürüyle müşavir…

Sadece bu iktidar döneminde değil, her iktidar döneminde bu böyle!

Çünkü iktidarlar, kendi yandaşlarını devlet kadrolarına yerleştirmeyi “hizmet” kabul ediyorlar.

Bu yöntemle işe girenler de, çalışmadan üretmeden devletten geçinenler de, çevrelerine “uyanık-becerikli” havası atıyorlar.

Sonuçta…

İçinde bulunduğumuz yıl itibariyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Bütçesi’nin yüzde 30’u memurlara maaş olarak ödeniyor.

Bu yılın sonuna kadar memurlara ödenecek maaş tutarı, 132 milyar lira…

Yani eski parayla 132 katrilyon!

Bu iş mi?

Yapılan doğru bir şey mi?

Bir devlet, bütçesinin üçte birini memuruna maaş olarak verirse, nasıl borçtan kurtulur, nasıl “üretim yatırımları” yapar?

Aslında, devletimizin bu kadar memur çalıştırması, bir yerde “hileli istihdam”dır.

Siz, memurların yarısını da “işsiz” kabul edin!

 

 

İş kurmak, özel sektörde iş bulmak…

Durum her yönüyle içler acısı!

Üniversiteyi bitiren bir kişi kendi işini kurabiliyor mu?

Bu konu ne kadar yaygın?

İş kurmak için “bilgi” lazım!

İş kurmak için “sermaye” lazım!

İş kurmak için “iş kültürü-üretim kültürü” lazım!

Üniversitelerimiz, “kendi işini kurmaya yatkın” insanlar yetiştiremiyor.

Böyle bir eğitim anlayışı yok üniversitelerimizde…

İkinci sorun, sermaye…

Tasarruf eden bir toplum değiliz.

Toplumdaki tasarruf oranı yüzde 12’lerde…

Yani sermaye birikimi yok!

Halbuki büyümede iddialıysak, bizdeki tasarruf oranının yüzde 30’larda olması gerekir.

Tasarruf oranımız düşük olduğundan, yatırım için sermayeyi yurt dışından borçla temin edebiliyoruz.

Aldığımız borç paraları da “üretim yatırımları” na değil, AVM ve konut gibi “tüketim yatırımları” na harcıyoruz.

Ailelerde genellikle “ticaret ve üretim” kültürü olmadığından, gençler büyüklerinden iş kurma konusunda yardım alamıyorlar.

***

Gelelim özel sektörün durumuna…

Daha önce de yazdım, yeri geldi tekrar yazıyorum.

Son derece yetersiz, son derece kısır bir özel sektörümüz var.

1960-65 yıllarına kadar “köylü toplumu” olmaktan kurtulamayan Türkiye, “ticaret” ve “sanayi”yi gerçek anlamda öğrenebilmiş değil.

Yapmaya çalışıyoruz, ama elimize yüzümüze bulaştırıyoruz.

Bu nedenle de araştırmadan, plansız programsız kurduğumuz firmaların uzun süre yaşama şansı olmuyor.

TÜİK’in rakamlarına göre, Türkiye’de kurulan firmaların yüzde 73’ü ilk üç yıl içinde kapanıyor.

Geri kalanların ortalama ömrü ise 12 yıl.

Ülkemizde sanayi ve ticaret şirketlerine “olumsuz” gözle bakılıyor…

Vergi kaçıran…

İşçisini sömüren…

Çalan, çırpan…

Kimse de o çarkın nasıl, hangi şartlarda döndüğünü düşünmüyor.

Devlet, işadamına ve sanayiciye yardım elini uzatmıyor.

Varken, onu da bunu da ver diye alıyor…

Yokken, yüzüne dahi bakmıyor.

Sendikaların işverene tutumları da hep düşmanca…

Sonunda, iyi niyetle kurulan şirketler bir bir ortadan kaybolup gidiyor.

 

 

Anlatmak istediğim şu

Yazının uzadığının farkındayım.

İçimi döktüm sizlere.

İstihdam istihdam diyoruz da…

Bu konuda kurullar kurup her üç ayda bir rapor hazırlıyoruz da…

Sorunun temeline hiç inmiyoruz.

Hep, günü kurtarmak için “bir şeyler yapmış” gibi görünüyoruz.

Sorun yerinde duruyor, bizler de etrafında dönüp duruyoruz.

Bu kafayla istihdam sorununu çözemeyiz.

Bu yazı toplam 1237 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim