• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Kocaeli : -3 °C
  • İstanbul : 2 °C
  • Sakarya : -2 °C

Doktorların itibarı ve Başbakan Erdoğan’a verilen cevap…

M.Tanzer Ünal

Nereden nerelere geldik…
Bir zamanlar “doktorluk” en saygın, en ulvi meslekti.
Doktorlar, bulundukları her ortamlarda saygı görür, sözü dinlenir, gittikleri her yerde başköşeye oturtulurdu.
Altmışlı yetmişli yıllarda da sürdü bu itibar.
Aralarında birlik ve beraberlik vardı.
Birbirlerine ters düşseler de, aralarında kavga etseler de, dışarıya karşı tek vücuttular.
Birbirlerini kollar, birbirlerine destek olurlardı.
Birbirlerinin aleyhine kesinlikle konuşmazlardı.
Hükümetler de bunu bilir, doktorları el üstünde tutarlardı.
İlk, 1980’li yılların başında yönetimler doktorlarla uğraşmaya başladılar.
Önce 12 Eylül yönetimi, sonra Özal hükümetleri, doktorlara “farklı gözle” bakar oldu.
Arkasından her konuda olduğu gibi serbest ticaret kuralları işlemeye başladı, doktor sayısı arttı, acımasızca rekabet başladı.
Doktorlar, daha fazla kazanmak uğruna birbirlerini kötülemeye başladılar.
İktidarlar bu durumu gördüler, daha iyi kontrol edebilmek için farklı yaptırımlar uygulamaya kalktılar.
Muayenehane açmalarını kısıtladılar…
“Şikâyet Hattı” kurarak, mantıklı mantıksız, haklı haksız her konuda doktorları sorguya çektiler.
Doktorları sindirdiler…
İtibarlarını hastalar nezdinde düşürdüler…
Sonuç olarak…
Dün toplum tarafından baş edilen doktorlar, bugün hasta yakınları tarafından tekmelenir, darp edilir hale geldi.
İnanın çok üzülüyorum.
*********
AKP iktidarı, son tutum ve davranışlarıyla doktorların itibarını iyice ayaklar altına aldı.
Doktorlarla ilgili şu sözler, hiç bir ülkenin başbakanına yakışır mı?
“Sizin insan sevginiz nerede, insanlarla ilgilenme aşkınız nerede? Bunlarda insan diye bir dert yok. Bunlarda insana yönelik bir sevgi, bir aşk yok. Bunların her şeyi menfaate dayalı.”
Başbakan Erdoğan tarafından Gezi Parkı direnişi sırasında söylenen bu sözler, doktorlarımızı iyice yaraladı.
Bu sözler, toplumu doktorlara karşı kışkırtma, itibarsızlaştırma sözleriydi.
Doktorların, cevabı gecikmedi.
29 Haziran 2013 tarihinde Ankara’da Türk Tabipleri Birliği’nin 63.Büyük Kongresi yapıldı, ağırlıklı olarak “hekimlik değerleri” ve “hekim bağımsızlığı” üzerinde duruldu ve sonunda bir bildiri yayınlandı.
TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan tarafından okunan bildiri metni, Başbakan Erdoğan’a cevap niteliğindeydi.
Bildiri, Erdoğan’ın aleyhine olduğundan, her zamanki gibi yine yeteri kadar basında yer almadı.
O bildiriyi aynen köşeme alıyorum.
Söz doktorların…
“ Türkiye’de yaklaşık bir aydır olağanüstü günler yaşandı, yaşanıyor.
Taksim Gezi Parkı’nı yok etme girişimini protestoyla başlayan gösteriler siyasi iktidarın toplumu dini kurallara göre şekillendirme politikalarına, Başbakan’ın kendi anlayışına uygun “dindar nesil yetiştirme” projelerine, kadınların kürtajından doğumuna kadar karışan “fikirlerine”, otoriter yönetim tarzına, diktatörlük planlarına karşı isyana dönüştü.
Ülkenin dört bir yanında ağacına, parkına, yaşam tarzına sahip çıkan milyonlarca yurttaş sokaklara dökülerek tepkilerini gösterdiler.
AKP Hükümeti’nin bu demokratik protestolara karşı tavrı ise büyük bir polis terörü oldu. Son derece barışçıl olan gösterilere katılan insanların üzerine TOMA’larla, akreplerle, gaz bombalarıyla, tazyikli sularla, coplarla, çivili sopalarla saldırıldı; Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük kardeşlerimiz öldürüldü, binlerce yurttaşımız yaralandı, sakat bırakıldı.
Profesöründen doçentine, uzmanından asistanına, en başta da gencecik tıp fakültesi öğrencileri olmak üzere yüzlerce, binlerce hekim gösterilerin başladığı günden itibaren parklarda, sokaklarda, alanlarda, bize ihtiyaç duyulan her yerde göstericilerin yanında olduk. Biber gazlarıyla boğulan, kimyasal maddelerle vücutları yakılan, gaz kapsülleri ve plastik mermilerle vurulan bütün yurttaşlarımızın yardımına koştuk. Acılarını azaltmaya, yaralarını tedavi etmeye çalıştık.
Bu nedenle de siyasi iktidarın hedefi olduk.
Bütün suçu sağlık hizmeti vermekten ibaret olan hekimler darp edildi, gözaltına alındı; yaralıları tedavi ettiğimiz revirlere, hastanelere gaz bombalarıyla saldırıldı.
O korkunç şiddet gecelerinde yaralıların ilk müdahalelerini yaptığımız Dolmabahçe Camii’nde içki içildiği yalanı üretildi, bizzat Başbakan tarafından tekrarlanıp duruyor.
Başbakan, tüm bu sürecin sorumlusu olarak gösterdiği biz hekimleri şöyle suçladı:
“ Sizin insan sevginiz nerede, insanlarla ilgilenme aşkınız nerede? Bunlarda insan diye bir dert yok. Bunlarda insana yönelik bir sevgi, bir aşk yok. Bunların her şeyi menfaate dayalı!”
(Sizin ve iktidarınızın insan sevgisini, insana yönelik aşkını Uludere’den Taksim’e bu topraklarda yaşayanlar yakından biliyor Sayın Başbakan; gaz bombası attığınız hastanelerin koridorları, bahçeleri, yatan hastalar, aciller biliyor; polis saldırısında yediği darbelerle vücutları moraran, kemikleri kırılan, gözlerini kaybeden, dalağı alınan insanlarımız biliyor.)
Bunlar yetmezmiş gibi, Sağlık Bakanlığı tarafından, gösteriler sırasında oluşturduğumuz “gönüllü revirler” hakkında soruşturma başlatıldı.
Bu revirlerde görev alan meslektaşlarımızın ve hastalarımızın isimlerini bildirmemiz isteniyor.
Hangi yetkiyle hekimlik yaptığımızı açıklamamız isteniyor.
İnsanlara sağlık hizmeti verdiğimiz için savunmamız isteniyor.
(Üstüne bir de, Gezi Parkı direnişindeki hekim tutumunun intikamını alırcasına hazırladıkları Torba Yasa Taslağı’yla; Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına rağmen, hasta mahremiyetini ihlal etmemiz, hastalarımızın tüm sağlık verilerini Sağlık Bakanlığı’na vermemiz isteniyor; siyasi otoritenin kontrolündeki Sağlık Meslekleri Kurulu tarafından ömür boyu meslekten men edilmekle tehdit ediliyoruz.)
Cevap veriyoruz:
Biz bu işi burada, tıbbın kurucuları İstanköy’lü Hipokrates’in, Bergamalı Galenos’un yaşadığı bu topraklarda binlerce yıldır hep yaptık.
Ağrısını, acısını, ızdırabını dindirdiğimiz, sağlığına kavuşturduğumuz insanlarımızdan, hayata döndürdüğümüz hastalarımızın sunduğu şükran duygularından, ameliyat ettiğimiz yaşlı amcaların, teyzelerin gözlerindeki yaşama sevincinden, kızamığını, zatürresini, havalesini tedavi ettiğimiz çocukların yanağımıza kondurduğu öpücüklerden, dünyanın dört bir yanındaki meslektaşlarımızın zor günlerimizdeki evrensel dayanışmasından aldığımız güçle yaptık.
İnsan yaşamına adanmış mesleğimizden aldığımız yetkiyle yaptık.
Sevgisiz, hürmetsiz, değerbilmez yöneticilere; “Doktorları ağaca bağlayın, kaçmasınlar.” diyen diktatörlere, “Doktor efendi dönemi bitti.” diyen taklitçilerine rağmen yaptık.
Korkusuzca yapmaya da devam edeceğiz.
Biz bu topraklarda binlerce yıldır nice yöneticiler, nice krallar, nice sultanlar, nice padişahlar gördük. (Özentilerini de çok gördük.)
Onlar hep geçip gitti, biz hep burada kaldık.
Bunlar da geçip gidecek…
Biz devam edeceğiz!”

Bu yazı toplam 833 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim