• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Kocaeli : 0 °C
  • İstanbul : 5 °C
  • Sakarya : 0 °C

Dünya görüşü…

Tarık Bağdat





“Dünya görüşü” günümüzde çokça kullandığımız sözcüktür. Çünkü bu sözcük her çeşitten insanın yaşamında ömür boyu etkili olan bir olguyu dile getirmektedir. O, insanın düşünce ve eylemlerine anlam kazandırıp, yön veren bir yaşam biçimidir.
Sanat ve politikada özellikle etkili olan bu sözcüğün kavram olarak neyi gösterdiği, üzerinde durulmaya değer bir konudur,
Adından da anlaşıldığı gibi dünya görüşü dünya ve yaşamla ilgili bir görüştür. Kısaca dünya neden ve niçin vardır? Sorusuna cevap arayışıdır.
Anlam sorunu değer sorunu olduğuna göre, dünya görüşü en yüksek değer açısından dünya ve yaşam karşısında düşünsel ve eylemsel olarak bir tavır koyma, bir tutum sergileme demektir.
Gerçi dünya görüşünün oluşmasında, önce dünyanın ve tümüyle varlığın niteliğine ilişkin bilimsel ve metafizik ön bilgi oluşur, yine de insanın can alıcı sorunu anlam sorunudur; insan kendine ve dünyaya bir anlam vermeden yaşayamaz. Aslında anlam sorunu değerlerle ilgili bir sorundur: değerler de rasyonel bilgiden çok duygu (emosyon) ile kavranır. Bir manzarayı ya da yağlı boya bir tabloyu beğenip beğenmediğimizi akılla açıklayamayız; duygularımıza göre olumlu ya da olumsuz fikir beyan ederiz. Bu durumda da olumsuz değer yargısına varanın çelişkiye düştüğü söylenemez.
İşte hakikatin tek olmasına karşılık, birden çok dünya görüşünün varlığı ve hiç birinin ölüme mahkûm edilemeyeceğinin nedeni burada yatmakta, onun yapısal niteliğinden ileri gelmektedir; çünkü onun temelinde akıl ve duygu yanı ile birlikte insan faktörü vardır.
İnsan yalnız akla değil aynı zamanda duyguya sahip bir varlıktır. İnsan, yanlış anlamadan kaçınmak için sözü edilen duygunun hassasiyet anlamında, etki - tepki ilişkisindeki, herhangi nesnel bir ölçüsü olmayan, gelip geçici psikolojik bir duyum ve duyumsama olmadığı hemen belirtilmelidir.
Değer yargılarını oluşturan değer yaşantıları insanın bir keyif durumunu dile getirmez; aksine bir hakikat iddiası ile ortaya atılır, böyle olmakla da insana bir kıvanç duygusu aşılar, bir onur kazandırır.
Buna karşın yine de trajik olan şudur ki, akıl ve duygunun birlikte iş görmesi ile oluşan ve değerleri algılama organı dediğimiz geniş anlamda vicdan, herkeste aynı ölçüde gelişmemiştir, gelişmemektedir.
İnsan çok kez bir değeri algıladığında kendini diğerlerine kapatıp, yaşamında yalnız algıladığı değere koşabiliyor.
Psikolojide saptanan değişik insan tipleri bundan kaynaklanmaktadır; Yalnızca beden sağlığı, bedensel güç ve güzelliği en üstün değer olarak kabul eden, bu yüzden sporu ve oyunları adeta kutsallaştıran insan tipi. Maddiyata önem veren insan tipi. Tek başına güzellik değerine önem veren insan tipi. Ahlâkı yalnızca bir ödev duygusu olarak algılayan, bu arada yaşama canlılık getiren diğer duyguları bastırmaya çalışan etik insan tipi vardır. Bu insan tipleri yaşamda karşılaşılan belli başlı değişik tiplerden bir iki örnektir.
Bu arada insanın değer yaşantısına dayanmakla çok değişik tipleri yaratan dünya görüşünün kolayca ideolojiye dönüşebileceği ve böylece insan ve insanlık için büyük tehlike içerdiği gözden kaçırılmamalıdır.
Gerçekte değer yargılarına nesnellik kazandıran onlara hakikat ’tan pay alma olanağını sağlayan psikolojik yanımızdaki duygu değil, tinsel yanımızdaki derin duygudur; fakat yine de bu duygu bireyi birey yapan, onu diğerlerinden ayıran duyusal yanımızın büyük ölçüde etkisi altındadır.
Bu yüzdendir ki, dünya görüşü kolayca kesin bir inanca ya da kesin bir inançsızlığa dönüşebilmektedir.
Bu durumdaki bir kimseye ideolog denilir. O, biricik olarak kabul ettiği görüşünü bütün insanlara zorla benimsetmek, dünyaya kendi düş ve düşüncelerine göre bir yön vermek ister.
Aslında onun bilgisi ciddi bir araştırmaya dayanmaz. İnancının kesinliği çok az şey bilmesinden, hatta bildiklerini anlamamış olmasından kaynaklanır.
“Yalancı, bildiğine aykırı konuşan değil yalnız, asıl bilmediğine aykırı konuşandır” sözü bu hakikati dile getirmektedir.
Daha da korkunç olanı ise, her ideolojinin başka ideolojiyi savunanları düşman görmesidir. Çünkü o nefret duygusu ile beslenir. Duyusal yaşamda sevgi kadar güçlü bir duygu olan nefret kendini doyurabilmek için mevcut olmayan bir düşmanı bile yaratabilir.
Ama bütün bunlara karşın dünya görüşünden vazgeçilemez, buna olanak yoktur. Çünkü bilmek, bilgi edinmek insanı insan yapan bir özelliğidir. Bu nedenle onun bilme iradesine herhangi bir sınır konulamaz, bilmediğini, bilemeyeceğini bilmek de bir bilgidir. O, bir insan olarak asıl “nereden ve niçin bu dünyaya geldiğini “ bilmek ister.
Üstelik dünya görüşünden vazgeçmenin gereği de yoktur; çünkü bilim ve felsefe yolu ile ideoloji kritiği yaparak hakikate daha yakın bir dünya görüşüne ulaşılabilir.
İdeolojinin yıkıcı etkilerinden kurtulmanın yolu ise, her görüşe kendini savunabilme fırsatının verilmesinden geçer. Her görüşe kendini savunma olanağının sağlanması, insana saygının gereği olmakla kendi görüşümüzü yaymanın da haklılığına ve meşruiyetine zemin hazırlar.
Böylece değişik dünya görüşlerine sahip kimselere, aynı zamanda topluluk ve toplumlara insanca, barış içinde yaşamaları olanağı sağlanmış olur.

Bu yazı toplam 970 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim