• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Kocaeli : 6 °C
  • İstanbul : 17 °C
  • Sakarya : 6 °C

Duyarlılık ve duygusallık

Ayşe SARIZEYBEK

Bu ülkede yaşayan insanlar olarak, yine zamansız ölümlerle dolu bir hafta geçirdik. Türkiyemizin her ne tarafında olursa olsun, terör saldırılarında ölen herkese rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum.

Bu hafta, yasamdaki olayların üzerimizde yarattığı duygular üzerinde sizlerle sohbet etmek istiyorum.

Duygularımızın şefkat, sevgi gibi güzel isimleri, nefret, öfke gibi kötü isimleri olabilir. Sevgiye nasıl  ihtiyaç duyuyorsak, ifade etme gereği duyuyorsak, olumsuz duygularımızı da ifade etmeye ihtiyaç duyarız.

Bu kendine dürüst olmanın gereğidir. İnsan varlığı duygusal boşalımı yapmak zorundadır. Yaradan bizi böyle yaratmıştır. Gerçek hayatta bu boşalımı yapamazsak, rüyalar devreye girer. Yapamadıklarımız, söyleyemediklerimiz rüya yoluyla duygu bedenimizden dışarı çıkar. Tıpkı düdüklü tencere mekanizması gibi gibidir.

Düdüklü tenceredeki sıkışan havanın basıncı, dışarı çıkmasına izin verilmezse tencereyi patlatır. İnsan varlığı da, içindeki duygularını, etrafını kırıp dökmeden ifade etmek zorundadır. Aksi durumda, bastırılmış her duygu yıllar içerisinde kanserli hücre gibi duygu bedenimizi kaplar.

Bir şekilde ya bedenimizi hasta eder, yada ruhsal bozukluk yasarız. Yaradanın mekanizması kusursuzdur. Bu sistem hiç değişmez. Eğer, duygunun gerçek kaynağını fark etmiyorsak, zamanla kalp gözümüz kapanır. Rüzgara kapılmış yaprak gibi savrulup dururuz...

Bizler, duygusal körler olarak değil, duyarlı ve kalp gözü açık olmak üzere yaratıldık. Oysa, duygusallıkla duyarlılık arasında ince bir çizgi vardır.

Duygusallık yanılsamadır. Duyarlılık farkındalıktır.

Farkındalığımız arttıkça, duyarlılığımız artar, duygusallığımız azalır.

Duygularımızı yaratan, düşüncelerimizdir.

Aşk filmi izlerken duygusal, korku filmi izlerken ürkek, savaş filmi izlerken cesur, komedi filmi izlerken neşeli, dramatik bir film izlerken üzgün oluruz.

Bu duyguların hangisi senin? Öyleyse hangisi kalbinden geliyor?

Duyguları, zihnimizin algıladığı görüntüler yaratır. Bu yüzden sürekliliği yoktur. Bir an mutlusundur, bir an üzgün, ağlıyorsundur, bir an sonra gülebilirsin. Bu değişkenlik, farkındalık yoksa, kendi doğamızdan bizi uzaklaştırır.

Hangi düşüncemizin, hangi duyguyu doğurduğunu fark edebilmek, bizi kendimize tanık yapar. İşte o zaman, kendi dünyamızın farkında olarak yaşamaya başlarız... Orada duyguların esareti bitmiştir, özgürlük başlar.

Yapmak istemediğin şeyleri yapmak, yaşaman gerekmeyen bir hayatı yaşamak demek, ruhunu baskılamaktır.

Ruhunu baskılamak, olmadığın kimse olmak, özüne yabancılaşmaktır.

Bu, kendini yok etmek, yavaşça zehirlenmek ve yavaş yavaş intihar etmektir.

İnsan neden kendini baskılamayı seçer?

İnsan kendine, ruhuna neden zulmeder? Zulüm yaptığının ne kadar farkındadır?

Etrafa kalp gözümüzle baktığımızda, yaşadığını zanneden bedenlerin içinde, ölü ruhlar görürüz.

Yaşamak için, hepimiz şansı hak ediyoruz. Sorumluluk alanlarımızı doğru tanımlayarak, yaşamımızı yeniden kurgulayabiliriz. Bize ait olmayan yükleri taşımayı reddederek, önceliği kendimize vererek sil bastan yapabiliriz.

Bu şans bize başkası tarafından verilmeyecek, kendimiz yaratacağız!

Kendimize yeni şanslar yarattığımız bir haftaya başlamak dileğimle…

Bu yazı toplam 2050 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim