• BIST 102.091
  • Altın 146,953
  • Dolar 3,5323
  • Euro 4,1978
  • Kocaeli : 24 °C
  • İstanbul : 25 °C
  • Sakarya : 25 °C

Duygularımız…

Banu Gürer


Bizi biz yapan şeyler nedir diye sorsak sanırım hepimizin ilk sıralarda söyleyeceği şey duygularımızdır.
Duygular ki mizacımıza göre şekillenirler ve bizi yaşadığımız olaylara karşı tutum almaya sevk ederler.
İnsanı insan yapan unsurlardan biri olduğuna göre, insanı eğitirken sadece “aklı” hedef almak yeterli midir?
Değildir elbette.
Duyguların da doğru biçimde eğitilmesi, olaylar karşısında sağlıklı tutum geliştirebilmemiz ve doğru kararlar alabilmemiz için gereklidir.
Nitekim insanın şahsiyet bütünlüğü de böyle kurulur.
Ve eğer bu sağlanabilirse kötü olarak nitelendirdiğimiz duygular da yapıcı hale gelebilir.
Mesela öfkeyi düşünelim.
Öfke her zaman kötü bir anlam mı taşır?
Biz genelde böyle algılarız.
Çünkü genelde sadece şiddetle eşdeğer düşünürüz.
Ancak onun iyi veya kötü oluşu aslında bize bağlıdır.
Daha doğrusu bizim onu neye yönlendirdiğimize ve nasıl yansıttığımıza.
Örneğin, siz öfkenizi sadece şahsi menfaatiniz gereği, yani nefsi olarak hissediyor ve insanlara bu noktadan hareketle zulmederek muamele ediyorsanız, evet, öfke kötü bir duygudur.
Veya öfkeniz sadece şahsi intikam duygunuzdan hareketle ortaya çıkıyorsa, evet, öfke kötüdür.
Ancak siz ulvi değerlerin yerle bir edildiği durumlarda öfkelenmekten imtina ediyorsanız, o zaman “öfkelenmemek” kötüdür.
Zira gerekli tepkiyi vermekten, bu tepkiye dair İslam’ın çizdiği ilkeyi devreye sokmaktan da imtina etmeniz söz konusudur.
Nedir o ilke?
Zulme veya haksızlığa karşı öncelikle “elimizle” onu düzeltmeye çalışmamız gerekir.
Bunu yapamadık mı?
O halde “dilimizle” düzeltmemiz icab eder.
Bunu da yapamıyorsak, “imanın en zayıf şeklini” ortaya koymamız yani “buğz etmemiz” gerekir.
Ancak bunu yaparken asla “öfke” dinin önüne geçmemelidir.
“Nasıl” demeyin, zira bu mümkün.
Ve bunun en güzel örneklerinden birini Hz. Ali (r.a.)’de buluruz.
Hz. Ali (r.a.) savaş anında düşmanını öldürmek üzereyken, düşmanının yüzüne tükürmesi neticesinde onu öldürmekten vazgeçer ve öldüreceği müşrik bunun nedenini sorunca şu çarpıcı cümleyi söyler: “Ben seni Allah rızası için öldürecektim, lakin sen benim yüzüme tükürünce işin içine nefsim karıştı. Buna rağmen seni öldürseydim, bu defa seni Allah için değil, kendi nefsim için öldürmüş olacaktım. Bu yüzden seni öldürmekten vazgeçtim…”
İşte İslam böyle bir ahlakı bizler için hedefler ve duyguların da böyle bir ahlaka vesile olmak üzere eğitilmeleri gerekir.
O nedenle duyguları öldürmek yerine eğitmek esastır.
İnsan böyle kemale ulaşır.
Peki, bugün biz Müslümanlar ve hatta dindarlar bu ahlakın neresindeyiz?
Mesela şahsi menfaatimizin ihlalinde mi yoksa kamu menfaatinin ihlalinde mi öfkeden aslan kesiliyoruz?
Bir başka ifadeyle duygularımız nefsimiz için mi ulvi değerlerimiz için mi harekete geçiyor?
Dolaysıyla din eğitiminden ne anlıyoruz?
Cevabı size bırakıyorum…


Bu yazı toplam 1504 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim