• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Kocaeli : 17 °C
  • İstanbul : 12 °C
  • Sakarya : 17 °C

Ecdadımızdan bize kalan miras

M.Tanzer Ünal

Osmanlıcanın tartışılmaya başlaması iyi oldu.

Bilmeyenler, Osmanlıcanın ne olduğunu öğrenmeye başladı.

Her ne kadar birilerine yaranmak için sağda solda “mezar taşı okuma kursları” düzenleniyorsa da, bunların sürekli olması mümkün değil.

Çünkü bizim insanımız, “kendine yararlı olacak bilgileri” öğrenmekte zorluk çekiyor, “kendine hiç yararı olmayacak bilgileri” neden öğrensin?

AKP’den menfaat bekleyen kesim; kursa gidiyormuş, Osmanlıca öğreniyormuş gibi yapar, bir süre sonra bırakır.

***

Osmanlı’dan bize ne kaldı?

Dediğim gibi, Osmanlıcanın tartışılmaya başlaması iyi oldu.

Hiç olmazsa Osmanlı döneminde neler yaşandı, Osmanlı’dan bize ne kaldı, ana hatlarıyla bunları öğrenir olduk.

AKP iktidarı yıllardır; sanki Osmanlı döneminde bolluk ve zenginlik vardı, halk okur- yazar ve kültürlüydü de, cumhuriyet kurulunca fakirleşti ve cahilleşti algısını yaymaya ve yerleştirmeye çalışıyor.

Latin harflerine geçilmekle bir toplum bir gecede cahilleştirilmiş.

Osmanlı döneminde, Arapça harflerle yazılıp çizilirken, sanırsınız ki, halkın büyük kısmı okur-yazar!

Erkeklerin yüzde 7’si, kadınların ise sadece binde 4’ü okuyup yazabiliyordu.

Bugün sizlerle bu konuda yapılan bir araştırmayı paylaşmak istiyorum.

Onur Öztarhan, Osmanlı’dan bize kalan mirası alt alta şöyle sıralamış:

1923’te…
Nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu.
40 bin köy vardı.
38 bininde okul yoktu.
Traktör sıfırdı, karasaban’dı.
Beş bin köyde sığır vebası vardı.
Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
İki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi.

Verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu.
Bebek ölüm oranı binde 480’di, her doğan iki bebekten biri ölüyordu.

Memlekette sadece 337 doktor vardı.
Sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü.
Diş hekimi, sıfırdı.
Dört hemşire vardı.
40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
Ortalama ömür 40’tı.

Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bindi. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu, kiremit bile ithaldi.

Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti. Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü.
Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı. Otomobil sayısı bin 490’dı. Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.

Kadın, insan değildi.

Veremle boğuşan halk ahırda yatarken, iktidarın yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı. Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur hanım filan, 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu.

Erdoğan’ın dedemiz dediği Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, herif sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.

Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.

Kimisi “alaturka saat”i kullanıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediyordu, kimisi “zevali saat”i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu.
Kimisi güneş batarken “grubi saat”i esas alıyordu, kimisi güneşin tamamen battığı “ezani saat”i esas alıyordu. “Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan başka ses çıkıyordu.

Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin “şubat”ı kimisinin “aralık” ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi, ama farklı aylarda yaşıyordu!

Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.

Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.
Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu.
Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.

Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke bilimden çoook uzaktı.

600 sene boyunca Türkçenin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapçayla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.

“Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” falan deniyor ya…
İbrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz?
Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.

Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2. 5 milyon farklı kitap basılmış, beş milyar adet satılmıştı.
Voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”

***

Nasıl, “ecdadımızdan bize kalan miras”ı beğendiniz mi?

Bu yazı toplam 861 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim