• BIST 83.124
  • Altın 147,600
  • Dolar 3,7839
  • Euro 4,0578
  • Kocaeli : 7 °C
  • İstanbul : 8 °C
  • Sakarya : 7 °C

Eğer hainlik defterini açacaksak…

M.Tanzer Ünal

Sevgili okurlarım, ülkemiz tam bir kaos içinde.

Bir taraftan Güneydoğu’da Kürtçülerin ayaklanması devam ediyor, diğer taraftan ekonomik kriz piyasalarda derin yaralar açıyor.

Komşularımızla yaşadığımız sorunlar da işin cabası!

“Ortadoğu bataklığı” na iyice gömüldük.

Dünyada yalnızlaştık, debelenip duruyoruz…

Emperyalist ülkelerin tam kıskacındayız.

Kıpırdayacak halimiz kalmadı.

Sinirler gergin, herkes birbirine höt höt!

 

***

 

Böyle bir ortamda, bir de “bildiri krizi” yle karşı karşıyayız.

Değişik üniversitelerden 1128 akademisyen, geçenlerde, “Güneydoğu olayları” konusunda bildiri yayınladı.

Hemen arkasından, bildiriye imza atan akademisyenlere “gözaltı” uygulaması başlatıldı.

Kocaeli’de de 19 akademisyen dün sabah gözaltına alındı.

Bu satırlar yazılırken, akademisyenler adliyeye getirilmişti.

 

O bildiriyi ben dikkatle okudum, şimdi siz de okuyun

Sevgili okurlarım, akademisyenlerin bildirisini dün sabah bir kez daha okudum.

Bazı kelimelerin, bazı ifadelerin altını çizerek…

O bildiriyi sizlere de okutmak istiyorum.

Okuyun, sonra devam edelim.

15.1.2016 (Cum) 12:06

 

“Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu suça ortak olmayacağız!

Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını Sur’da, Silvan’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.

Bu kasıtlı ve planlı kıyım Türkiye’nin kendi hukukunun ve  Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların, uluslararası teamül hukukunun ve uluslararası hukukun emredici kurallarının da ağır bir ihlali niteliğindedir.

Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını, gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmasını, yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesini, bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesini talep ediyoruz.

Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz. Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. Siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.

Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz.”

 

***

 

Okudunuz mu?

Neler dikkatinizi çekti?

*Dil, PKK’nın dili, HDP’nin dili, ayrılıkçıların dili.

*Bütün olayların sorumlusu olarak devlet gösteriliyor.

*Bildirinin tek bir cümlesinde dahi terör olayları kınanmıyor, PKK ve HDP suçlanmıyor.

*Güneydoğu’da öldürülen asker, polis ve sivil vatandaşlar için tek bir üzüntü ifadesi yok.

Devlet, Güneydoğu’da…

*Vatandaşları açlık ve susuzluğa mahkûm etmekle suçlanıyor.

*Vatandaşların yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkını elinden almakla suçlanıyor.

*Kürt halkı başta olmak üzere tüm bölge halklarına katliam yapmakla suçlanıyor.

 

Ve sonunda deniyor ki…

*Devlet, Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren yol haritası oluştursun.

*Müzakere görüşmeleri derhal başlasın ve bu görüşmelerde bizler de gözlemci olarak bulunalım.

*Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddet hemen sona erdirilsin.

*Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak, sessiz kalıp devletin katliamına ortak olmak istemiyoruz.

 

Bunlar nasıl akademisyen?

Sevgisi okurlarım, akademisyenliğin özünde “bilim” vardır, “araştırma” vardır, “tarafsızlık” vardır, “doğruluk” vardır.

1128 akademisyen ve araştırmacının imzaladığı bildirinin içeriğine bakar mısınız?

Ne “tarafsızlık” var, ne “bilim” var, ne “araştırma”, ne de doğruluk var!

İmza kısmını kapatın, bildiriyi “ayrılıkçı örgütler” in bildirisi sanırsınız.

Kendilerine toz kondurmayan, sürekli devleti suçlayan, özünde “hainlik” olan örgütlerin bildirisi…

PKK’yı suçlayan tek bir cümle yok, bütün suçlama devlete!

Bu çizgideki kişilere “akademisyen” denebilir mi?

Bunlara “aydın” demek mümkün mü?

 

Gözaltına alınmaları doğru mu?

Şimdi gelelim, olayın diğer yönüne…

Her şeye rağmen, bildiriye imza atan akademisyenler gözaltına alınmamalıydı.

Sorun, “adli vaka” haline getirilip derinleştirilmemeliydi.

Demokratik bir toplum, bu tür sorunları nasıl hallediyorsa öyle halledilmeliydi.

Bu konuda tuzağa düştük.

Olaylar, tam ayrılıkçı güçlerin arzuladığı noktaya geldi.

Şimdi dış dünyada bunun yankılarını düşünebiliyor musunuz?

Sonra…

“Ayrılıkçı güçler”, senin meclisinde.

Devletinin en yüce kurumunda…

Onlara tahammül ediyorsun da, üniversitedekilere neden tahammül edemiyorsun?

Mücadele et, mücadele edelim, ama bu yöntemle değil!

Devletimize, milletimize karşı hainlik yapanları kurumlarımızdan temizleyelim, ama böyle değil!

 

Eğer “hainlik defteri” ni açacaksak…

Sevgili okurlarım, Türkiye artık kendini temizlemeli.

Cumhuriyetin kuruluş değerlerine geri dönmeli.

Çok yıprandık, çok yıpratıldık.

Millet olarak nice hainlikler gördük, görmeye devam ediyoruz.

Bugün, güncel olduğu için, “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza atan akademisyenlere yükleniyoruz.

Ama bana sorarsanız, “hainlikler defteri” ni yeni baştan açıp, gelmiş geçmiş, gelmiş de gitmemiş bütün hainlikleri önümüze koyup sorgulayalım.

Dün hainlik yapıp da, bugün “vatansever” görüntüsü verme gayreti içinde olanlar, kimler?

“Kürt açılımı”, “demokratik açılım”, “çözüm süreci” zırvalarını kimler başlattı?

Kimler “müzakere masası”na oturdu, kimler “sınır mahkemeleri” kurdu?

“Ayrılıkçı güçler”e verilen sözler neler?

Ülkemizi bu hale kimler getirdi?

Madem “hainlik defteri” açılacak, toptan açalım!

Devlete ve millete karşı kimin ne suçu varsa, toptan görelim.

Sadece bugünün defterlerini değil, dünün ve önceki günün defterlerini de açalım.  

Gidebildiğimiz kadar eskiye giderek…

Kim ne hainlik yaptıysa hesabını versin, bundan böyle de hiç kimse hainlik yapmaya cesaret edemesin.

Kişisel ikbal uğruna vatanseverlik gösterisinde bulunanların dönemi artık sona ersin.

Ülkemize huzur gelsin!

İsteğimiz bu!

Bu yazı toplam 1687 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
alperen
16 Ocak 2016 Cumartesi 13:17
13:17
sayın tanzer ünal pkk yazısından sonra en mükemmel yazınız sizi içten kutlar mutlu yıllar dilerim
cenk
15 Ocak 2016 Cuma 19:09
19:09
Syn. Tanzer Ünal bey,
Tek kelime ile tebrik ediyor ve sizi kutluyorum...
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim